George Lucas'ın yarattığı Star Wars evreninin herhangi bir üçlemeye dahil olmayan ancak aynı evrende benzer süreçler etrafında şekillenen ilk spin-off yapımı Rogue One'dır. Zamansal olarak, Sith’in İntikamı ile son bulan ikinci üçleme ile orijinal üçlemenin ilk filmi olan Yeni Bir Umut arasında konumlanan Rogue One, bugüne kadar birçok hayran teorisine konu olan Ölüm Yıldızı’nın planlarının nasıl ele geçirildiğini konu alarak seri açısından önemli bir boşluğu doldurma görevi üstlenir. Hal Solo: Bir Star Wars Hikayesi de benzer bir zaman diliminde geçiyor ve orijinal üçlemenin en önemli karakterlerinden Han Solo'nun tam anlamıyla nasıl "Han Solo" olduğu sorusunun cevabını arıyor. Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi ile ilgili bir yazı kaleme almaya başladığımız noktada, önceliği filmin çekimlerinin gerçekleştiği süreçte yaşanan yönetmen değişikliğine vermek gerekiyor diye düşünüyorum. Nitekim, filmin önce başka, ardından ise aralarındaki anlaşmazlıklar sebebiyle  başka bir yönetmen tarafından çekilmiş olması, bu filmle ilgili olan yazımızı etkileyecek temel hususlardan biridir. Filmin çekimleri sırasında görevlerinden tabiri caizse kovulan yönetmenler Phil Lord ve Chris Miller'ın yerine proje Ron Howard'a emanet edilir. Senaryosunu, Star Wars serisinin veteran senaristi Lawrence Kasdan'ın bu kez, oğlu Jonathan Kasdan ile birlikte yazdığı filmin yönetmenliğiyle ilgili yapılan bu değişikliğin sebebini filmi izledikten sonra daha net anlayabiliyoruz-tabii ki bu noktada filmin neredeyse %80'inin yeniden çekildiğini de eklemek gerekiyor. Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi, son yıllarda çizgi roman uyarlamaları için de sıkça kullanılan şekilde ifade edecek olduğumuzda karanlık bir film. Ana karakterimizin orijinal üçlemedeki tavırları sebebiyle renkli bir film olacağı yönünde yapılan tahminlerin aksine karanlık bir atmosfere, Han Solo'nun yetiştiği ve kaçmak istediği topraklar ve o dönemlerde galakside yaşananların yansımasıyla birlikte ise sert ve politik göndermelere sahip. Bu, filmin mizahi açıdan eksik olduğu anlamını taşımıyor, daha ziyade günümüz dünyasında yaşanan politik olaylar ekseninde şekillenen bir hikayeye sahip olduğunu gösteriyor. Bu sebeple, atmosfer açısından daha karanlık bir dünya inşa etmek isteyen yapımcıların, doğru karar verdiğini ve ortaya çıkan görselliğin bizim açımızdan da tatmin edici olduğunu söylemek mümkün. Han Solo: Bir Aşk Hikayesi Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi'nde evrenle ilgili tüm detayları bağlamak zorundaymışçasına hareket edilmesi bizim açımızdan takip etmesi son derece keyifli bir durum olsa da ucu bucağı olmayan bu olay örgülerinin senaristler açısından ciddi riskler taşıdığını belirtmek gerekiyor. Bu noktada keyifli olan bölümü bir örnek üzerinden açıklayacak olursak, Han'ın Lando'dan Millenium Falcon'u devralmasını sağlayan olayı izlemek keyifli. Hatırlayacak olursak, Yıldız Savaşları: Bölüm V: İmparator'da Han'ın Lando'dan Millenium Falcon'u Sabacc isimle pokervari bir oyun sonucunda kazandığını öğreniriz, ki bu olay Han ile Lando'nun dostluğunun temelini atan olay olarak da bilinir. Bu noktada, temel problem filmin bağlandığı noktalarla ilgili değil, Han karakterinin kendisiyle, zannımca. Film, temelde fantastik, bilimkurgu ve aksiyon türlerini barındıran bir yapım olarak görülse de özünde bir aşk hikayesini konu alıyor. Han ve Qi'ra'nın bu imkansız gözüken aşk hikayesi, Star Wars evreninde geçen tüm filmlerde olduğu gibi bir noktadan sonra bir seçim barındırıyor ve bu seçim ne olursa olsun karakterlerin yaşadığı olaylara göre şekilleniyor. Qi'ra'nın yaşadıklarını birebir şahitlik etmesek de anlatılanlar ve tahmin ettiklerimiz etrafında değerlendirdiğimizde daha iyi anlayabildiğimizi söyleyebiliriz. Yine orijinal üçlemeye dönecek olursak, Han'ın kendisini aydınlık tarafın yanında savaşırken bulması belirli bir kişisel yolculuğun sonunda gerçekleşmiştir. Oysa solo filmimiz sona erdiğinde biz Han'ın ilerleyen dönemde…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi'nin seyirciyi oyalama mantığıyla çekildiğini kabul edecek olursak, filmi sempatik bulmak ve 2 saat süresince keyifli zaman geçirmek mümkün. Ancak, beyazperdede yeni bir Han Solo efsanesini bekleyenlerden ve bu projeye son ana kadar güvenenlerdenseniz hayal kırıklığı kaçınılmaz olacaktır.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
68

George Lucas’ın yarattığı Star Wars evreninin herhangi bir üçlemeye dahil olmayan ancak aynı evrende benzer süreçler etrafında şekillenen ilk spin-off yapımı Rogue One’dır. Zamansal olarak, Sith’in İntikamı ile son bulan ikinci üçleme ile orijinal üçlemenin ilk filmi olan Yeni Bir Umut arasında konumlanan Rogue One, bugüne kadar birçok hayran teorisine konu olan Ölüm Yıldızı’nın planlarının nasıl ele geçirildiğini konu alarak seri açısından önemli bir boşluğu doldurma görevi üstlenir. Hal Solo: Bir Star Wars Hikayesi de benzer bir zaman diliminde geçiyor ve orijinal üçlemenin en önemli karakterlerinden Han Solo’nun tam anlamıyla nasıl “Han Solo” olduğu sorusunun cevabını arıyor.

Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi ile ilgili bir yazı kaleme almaya başladığımız noktada, önceliği filmin çekimlerinin gerçekleştiği süreçte yaşanan yönetmen değişikliğine vermek gerekiyor diye düşünüyorum. Nitekim, filmin önce başka, ardından ise aralarındaki anlaşmazlıklar sebebiyle  başka bir yönetmen tarafından çekilmiş olması, bu filmle ilgili olan yazımızı etkileyecek temel hususlardan biridir. Filmin çekimleri sırasında görevlerinden tabiri caizse kovulan yönetmenler Phil Lord ve Chris Miller’ın yerine proje Ron Howard’a emanet edilir. Senaryosunu, Star Wars serisinin veteran senaristi Lawrence Kasdan’ın bu kez, oğlu Jonathan Kasdan ile birlikte yazdığı filmin yönetmenliğiyle ilgili yapılan bu değişikliğin sebebini filmi izledikten sonra daha net anlayabiliyoruz-tabii ki bu noktada filmin neredeyse %80’inin yeniden çekildiğini de eklemek gerekiyor. Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi, son yıllarda çizgi roman uyarlamaları için de sıkça kullanılan şekilde ifade edecek olduğumuzda karanlık bir film. Ana karakterimizin orijinal üçlemedeki tavırları sebebiyle renkli bir film olacağı yönünde yapılan tahminlerin aksine karanlık bir atmosfere, Han Solo’nun yetiştiği ve kaçmak istediği topraklar ve o dönemlerde galakside yaşananların yansımasıyla birlikte ise sert ve politik göndermelere sahip. Bu, filmin mizahi açıdan eksik olduğu anlamını taşımıyor, daha ziyade günümüz dünyasında yaşanan politik olaylar ekseninde şekillenen bir hikayeye sahip olduğunu gösteriyor. Bu sebeple, atmosfer açısından daha karanlık bir dünya inşa etmek isteyen yapımcıların, doğru karar verdiğini ve ortaya çıkan görselliğin bizim açımızdan da tatmin edici olduğunu söylemek mümkün.

Han Solo: Bir Aşk Hikayesi

Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi’nde evrenle ilgili tüm detayları bağlamak zorundaymışçasına hareket edilmesi bizim açımızdan takip etmesi son derece keyifli bir durum olsa da ucu bucağı olmayan bu olay örgülerinin senaristler açısından ciddi riskler taşıdığını belirtmek gerekiyor. Bu noktada keyifli olan bölümü bir örnek üzerinden açıklayacak olursak, Han’ın Lando’dan Millenium Falcon’u devralmasını sağlayan olayı izlemek keyifli. Hatırlayacak olursak, Yıldız Savaşları: Bölüm V: İmparator’da Han’ın Lando’dan Millenium Falcon’u Sabacc isimle pokervari bir oyun sonucunda kazandığını öğreniriz, ki bu olay Han ile Lando’nun dostluğunun temelini atan olay olarak da bilinir. Bu noktada, temel problem filmin bağlandığı noktalarla ilgili değil, Han karakterinin kendisiyle, zannımca. Film, temelde fantastik, bilimkurgu ve aksiyon türlerini barındıran bir yapım olarak görülse de özünde bir aşk hikayesini konu alıyor. Han ve Qi’ra’nın bu imkansız gözüken aşk hikayesi, Star Wars evreninde geçen tüm filmlerde olduğu gibi bir noktadan sonra bir seçim barındırıyor ve bu seçim ne olursa olsun karakterlerin yaşadığı olaylara göre şekilleniyor. Qi’ra’nın yaşadıklarını birebir şahitlik etmesek de anlatılanlar ve tahmin ettiklerimiz etrafında değerlendirdiğimizde daha iyi anlayabildiğimizi söyleyebiliriz. Yine orijinal üçlemeye dönecek olursak, Han’ın kendisini aydınlık tarafın yanında savaşırken bulması belirli bir kişisel yolculuğun sonunda gerçekleşmiştir. Oysa solo filmimiz sona erdiğinde biz Han’ın ilerleyen dönemde hangi tarafı seçeceğini gayet iyi biliyor durumda oluyoruz. Bu da, filmin tüm karanlık atmosferinin yanında, Han gibi yalnızca kendi menfaati doğrultusunda seçimler yapan bir karakterin altyapısının eksik ve sorunlu olmasına sebep oluyor. Ne yazık ki, karanlık taraf için savaştığı göstermelik sahneler, filmin geneline baktığımızda herhangi bir anlam ifade etmiyor. Tamamen bu film özelinde konuşacak olursak, Han Solo: Bir Star Wars Hikayesi’ni ele aldığımızda Qi’ra karakterinin tek filmlik bir spin-off’u Han’dan daha çok hak ettiğini görüyoruz.

“A Star Wars Story” filmlerinin ilki olan Rogue One, yapımcılarının söylediğinin aksine son derece politik bir filmdir; bu filmde de durumlar pek farklı değil. Han’ın, yaşadığı gezegenden kaçmaya çalıştığı bölümün günümüz dünyasındaki karşılığı mülteciler. Bir diğer yandan, L3’nin robotlar için eşit haklar isteyen duruşu üzerinden türcülük, cinsiyet eşitsizliği, ırkçılık gibi birçok konuda, yapılan ayrımcılıklara karşı söylemlerde bulunuyor. L3’nin filmin en iyi yazılmış karakteri olması da, bu karakterin ağzından çıkan özgürlük cümlelerini daha inandırıcı ve empati kurabileceğimiz bir noktaya taşıyor.

Alden Ehrenreich (Han Solo) ile Emilia Clarke (Qi’ra) arasındaki çekim, yer yer Harrison Ford ile  Carrie Fisher arasındaki uyumu hatırlatır nitelikte. Hem sevimliler, hem de yer yer birbirlerine ters gitmeyi seviyorlar. Açıkçası, her iki ismin de film içerisindeki oyunculuğunu gayet sempatik buldum. Zaten, son üçlemenin yeni filmi gelene kadar seyirciyi oyalama mantığıyla yapıldığını kabul edecek olursak, filmi de sempatik bulmak ve 2 saat süresince keyifli zaman geçirmek mümkün. Ancak, beyazperdede yeni bir Han Solo efsanesini bekleyenlerden ve bu projeye son ana kadar güvenenlerdenseniz hayal kırıklığı kaçınılmaz olacaktır. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi