William Shakespeare’in 1599 ve 1601 yılları arasında kaleme aldığı Hamlet; sadece yazarın değil, tüm edebiyat tarihinin en bilinen anlatılarından biridir. Bu efsaneyi tragedya, Prens Hamlet’in, kral olan babasını öldürdükten sonra tahta geçen ve annesi Gertrude ile evlenen amcasından aldığı intikama odaklanır. Bu güçlü anlatıya sinema da kayıtsız kalamamıştır. Sinemanın ilk döneminde dahi Hamlet uyarlamalarına rastlamak mümkündür. Öyle ki, ilk Hamlet uyarlaması 1900 yapımı, Clément Maurice’in yönettiği filmdir. Sadık uyarlamaların da ötesinde, sunduğu sinematik potansiyelle birçok usta yönetmenin yaratıcı yorumlamalarının da önünü açan Hamlet’in mirasını özgün şekilde yorumlayan 6 çarpıcı film listesini sizin için hazırladık.

Hamlet’in Mirasını Özgün Bir Şekilde Yorumlayan 6 Çarpıcı Film

Strange Illusion (1945)

Seyirciyi suçun hakim olduğu arka sokaklara davet eden film noir türü, merkezinde intikam olgusu olan Hamlet için çok uygun bir alan oluşturuyor diyebiliriz. Türün önemli yönetmenlerinden Edgar G. Ulmer’in imzasını taşıyan Strange Illusion, efsanevi tiyatro metninin bu potansiyelini son derece iyi değerlendiren bir film. Yönetmen Ulmer, Shakespeare’in metnine genel itibarıyla sadık kalırken, işin içine son derece güçlü kurulmuş klostrofobik bir atmosfer katıyor; böylelikle çekildiği dönemin ruhunu ve dahil olduğu türün genel ruhunu, klasik bir tiyatro metniyle bir araya getirerek özgün bir tat yakalıyor. 1945 yapımı Strange Illusion, doğrudan uyarlama olmadan Hamlet’in genel yapısını sinemaya yansıtan ilk filmlerden biri olmasıyla öne çıkan bir film noir klasiği.

The Bad Sleep Well (1960)

Japon sinemasının efsanevi yönetmeni Akira Kurosawa’nın filmlerinde sıklıkla Shakespeare’den esinlendiğini biliyoruz. Fakat bu daha çok, yönetmenin Throne of Blood gibi epik anlatımlı samuray filmlerinde rastlanılan bir durum. Kurosawa’nın Stray Dog ve High and Low ile birlikte film noir türüne yakın duran filmlerinden biri olan The Bad Sleep Well, Hamlet’i savaş sonrası Japonya’sında yükselişte olan kapitalizmin etkilerini göstermek amacıyla bir suç öyküsünün içine yediriyor. Shakespeare’in zamanlarüstü kalemi bu filmde de varlığını sonuna kadar hissettiriyor. Zira Hamlet’te tahtı ve dolayısıyla politik gücü eline geçirmek isteyenlerin yaptığı planlarla, kapitalist düzende girişilen çıkar amaçlı eylemler arasındaki fark, Kurosawa’nın bu çarpıcı filminde sıfıra iniyor.

İntikam Meleği/Kadın Hamlet (1977)

William Shakespeare’in defalarca sinemaya uyarlanmış meşhur oyunu Hamlet’in serbest bir uyarlaması olan filmin en önemli özelliği olarak oyuna ismini veren karakterin bir kadın olarak yorumlanması ve Fatma Girik tarafından canlandırılması öne çıkıyor. Deneysel olarak tanımlayabileceğiz kadrajlar, kamera kullanımları bu atmosferin kurulumundaki teknik detaylar, en önemlisi filmin fantastik evrene adım atışı Girik’in performansı ve senaryoda da imzası olan Erksan’ın Hamlet karakterine getirdiği yorumlarla güçleniyor. Girik’in izleyiciyi sürekli diken üstünde tutan tedirgin edici bir performansla hayat verdiği Hamlet’in hayali bir orkestranın şefliğine soyunduğu sahnenin Türkiye sineması tarihinin en cesur ve akılda kalıcı sahnelerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. İntikam Meleği/Kadın Hamlet kesinlikle zamanının çok ötesinde ve seyircinin hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir film.

Hamlet Goes Business (1987)

İskandinav sinemasının usta yönetmenlerinden Aki Kaurismäki’nin 1983 yapımı ilk uzun metrajlısı Rikos ja rangaistus, Dostoevsky’nin Suç ve Ceza romanının bir uyarlamasıdır, fakat bu eşsiz roman, Kaurismäki’nin soğuk ve mesafeli üslubunun süzgecinden geçerek ulaşır sinemaseverlere. Yönetmen, aynısını 1987 yapımı dördüncü uzun metrajlı filminde bu kez Hamlet’e yapar. Yönetmenin Proleterya Üçlemesi’nin ilk halkası Shadows in Paradise’ın ardından çektiği Hamlet Goes Business, Hamlet’in 20. yüzyıl iş hayatına uyarlanmış bir yorumudur. Kaurismäki’nin mizahından da nasibi olan bu özgün film, Hamlet’in anlatısının en önemli ögelerinden hayalet imgesini de hikâyesinin bir parçası yaparak iş hayatının sert gerçekliğiyle fantastik dünya arasında çok şık bir denge kurar.

Lion King (1994)

Lion King, şüphesiz sinema tarihinin en bilinen ve sevilen animasyonlarından biri. Özellikle bir kuşak için son derece özel bir yeri olan film, aslan Simba’nın hikâyesini takip eder. Babasının ardından krallık tacını alacak olan Simba, amcası tarafından kandırılır ve babası Mufasa’nın ölümüne neden olduğunu düşünmeye başlar. Bunun üzerine bir tür sürgün hayatına başlayan Simba’nın yokluğunda taht hedeflediği üzere amca Scar’a kalır. Fakat Simba kendisi için çizilen bu kaderi kabul etmez; hakkı olanı almak için harekete geçer. Olay örgüsünü böyle özetleyebileceğimiz Lion King, aslında Shakespeare’in Hamlet oyununun iskeletini alır, Afrika’da aslanlar arasında geçen bir filme dönüştürür. Müziklerinden karakterlerine kadar unutulmaz bir film olan Lion King, Hamlet’in ne denli evrensel ve güçlü bir metin olduğunun da en net kanıtlarından biridir.

Gangs of New York (2002)

Martin Scorsese’nin on dalda Oscar’a aday gösterilen görkemli filmi Gangs of New York, Amerika İç Savaşı’nın etkisinin hissedildiği günlerde geçen bir intikam hikâyesini merkezine alır. New York’a hakim olmak için savaşan çetelerin birinin lideri, bir gün vahşice öldürülür. Bu liderin oğlu, filmde Leonardo DiCaprio tarafından canlandırılan Amsterdam Vallon; babasını öldüren, Daniel Day-Lewis’in hayat verdiği “Kasap” lakaplı Bill Cutting’den intikamını almak için tam 16 sene bekler. Yani Hamlet’in intikam ve gücü eline motiflerini bu kez, vahşi çete kavgalarının cereyan ettiği New York sokaklarında izleriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi