Bazı yapımları o kadar seviyoruz ki; bir arkadaşımız, eşimiz dostumuz, eleştirmenler o film – dizi hakkında olumsuz ya da yeteri kadar güzel bir yorum yapmadığında çıldırabiliyoruz. Çoğumuz için bu durum geçerli. Dünya tarihindeki ilk yapımdan beri yapımlara gerekli değerin verilip verilmediği tartışması döner. Yaygın tabirle bir yapımın ‘’Overrated’’ mı ‘’Underrated’’ mı olduğunun tartışması.

Hemen yazının başında her seferinde belirttiğim gibi; bu seride yazdığım ve yazacağım tüm yapımların herhangi bir nesnel ölçümleme olmadan benim hissiyatımla belirlediğim yapımlar olduğunu ve asıl amacımın, hak ettiği değeri görmediğini düşündüğüm için belki de birçok insanın daha önce duymamış olabileceği bu güzel yapımlardan bir şekilde bahsedebilmek olduğunu söylemek istiyorum. Seride bu hafta gelmiş geçmiş en iyi dönem dizilerinden biri olan ve bir ara insanların Spartacus ile karşılaştırma hadsizliğine düştüğü muhteşem bir yapım var: Rome. HBO, BBC ortak yapımı olan Rome’un aslında oldukça ilginç bir hikayesi var. HBO Rome’u yayınlayabilmek için televizyon tarihinin en ilginç ve insanı kendine bağlayan yapımından vazgeçti. Hatta o yapımı da, daha önce bu seride işledik. Modern çağın son masalı: Carnivale. Bitimine henüz dört sezon daha varken HBO, Rome dizisini çekebilmek için, düşen reytinglerin de etkisiyle yüksek maliyetleri neden göstererek Carnivàle’i ikinci sezonunun sonunda iptal etti. Çok sevilen bir dizinin yerine gelen Rome, Carnivale’den farklı bir janradaydı, fakat ne yazık ki onun da kaderi yerine geldiği Carnivale gibi ikinci sezonunun sonunda yayından kalkmak oldu. 2005 yılında yayınlanmaya başlayan ve beş sezon olarak planlanan Rome’un  ilk sezonunun maliyeti 100 milyon doları aşınca dizi iki sezonda final yapmak zorunda kaldı. Aslında Mısır 3. ve 4. sezonda, 5. sezonda ise İsa’nın yükselişi incelenecekti, fakat aşırı maliyet yüzünden 5. sezon işlenmedi, 3. ve 4. sezon ise tek sezona sıkıştırıldı ve Rome iki sezon sonunda yayından kalktı. İzlememe ihtimali olanlar için çok fazla spoiler vermemeye çalışacağım ama yine de bazı yerlerde spoiler verebilirim, şimdiden özür dilerim.

En Gerçekçi Roma Tasviri: Rome

Rome HBO DVD Polly Walker Kerry Condon Kevin McKidd Ray Stevenson James Purefoy

The Mentalist‘in de yaratıcısı olan Bruno Heller ile John Milius ve William J. MacDonald tarafından yaratılan Rome’un konusundan kısaca bahsetmek gerekirse;

”Hikayede İ.Ö. 52 yılındayız. Roma İmparatorluğu’nda Cumhuriyet Dönemi’ne geçilmiş ve ülke, dışarıda görkemli zamanlar yaşamakta. O dönem için Antik Roma’nın karşısında duracak bir devlet daha yok. Ama içeride durum farklı; imparatorluk, çalkantılı bir dönem geçiriyor. Roma komutanı Gaius Julius Caesar (Jül Sezar) 8 yıllık savaşın ardından, Galya‘yı fethetmiş. Roma’ya dönmek üzere yola koyulacak. Yanında tecrübeli askerler, altın ve ganimetlerden oluşan yüklü bir servet… Bunu haber alan senato üyeleri -dönemin asil erkeklerinden oluşan meclis- Caesar’ın elde ettiği bu güçle, Cumhuriyet’e son verip diktatörlüğünü ilan edeceğini iddia ediyorlar ve senato, bir kanun çıkarıyor: “Caesar, Roma topraklarına askerleri ile girerse savaş suçlusu ilan edilecek.” Bunun üzerine Senato ve Caesar’ın arasındaki gerginlik tırmanıyor. Bu gergin ortamı yumuşatma görevi ise Caeser’ın eski bir dostu ve şu anda senato üyesi olan Pompei Magnus‘a (Pompey) veriliyor.  Bu olay, muazzam bir mücadelenin temellerini atıyor.”

Rome’un çok değerli olmasında birçok faktör var ama benim için en önemli nokta; dizide muhteşem bir hikaye anlatıcılığının olması. Devasa bir imparatorluğun 6-7 yıla yayılmış fevkalade karmaşık ve yer yer sıkıcı hikayesini, bu kadar iyi senaryolaştırmak, akıcı ve albenili bir senaryo örgüsü oluşturmak muhteşem bir hikaye anlatıcılığı örneği. Üstelik Rome bu albenili senaryoyu oluşturmak için tarihsel anlatımında savaş, şiddet ve cinsellik sahnelerinin dozunu artırma kolaycılığına kaçmıyor. Onun yerine hikayeyi yalnızca yöneticiler ve imparatorluk meseleleri üzerinden anlatmayı reddederek, ana omurgayı pleblerin üzerinden ve gözünden oluşturuyor. Bu seçim sayesinde dizi, Roma’nın orta ve alt gelirlilerinin yaşamlarını da ayrıntılı biçimde gösterme şansını elde ediyor. Yalnızca senato entrikalarına veya savaşlara odaklanılsaydı Rome da Spartacus gibi oldukça yüzeysel bir yapım olarak kalırdı. Dizi Roma’daki sıradan hayatları da anlatarak son derece doğru ve etkili bir yol seçmiş. Roma’yı yalnızca yöneticiler ve imparatorluk meseleleri üzerinden anlatmayarak, yönetici sınıfı bolluk içinde yüzerken halkın ne denli sıkıntılar ve kendi içinde ayrılıklar yaşamış olduğunu çok güzel yansıtıyor ve bunu muhteşem bir hikaye anlatıcılığıyla yapıyor.

Dizinin bir başka güzelliği de kendisine bir belgesel misyonu yüklemeye çalışmaması. Epik ve ağdalı bir yapısı yok. Ana karakterler Titus Pullo ve  Lucius Vorenus gerçekten de yaşamış ve Caeser’ın eserlerinde bahsettiği tek plebler olan, iki lejyoner. Diğer karakterler ise; Gaius Julius Caesar, Mark Antony, Atia, Octavian Octavia, Servilia, Brütüs, Pompey Magnus, Cicero ve Cleopatra.

Dizinin ilk sezonu Caesar ve Pompey Magnus arasındaki iktidar savaşını konu alırken, ikinci sezonda ise hikayede Mısır ön plana çıkıyor ve ikinci sezonun lokomotifleri James Purefoy’un muazzam ve çılgın oyunculuğu sayesinde Marc Antony, tarihteki fiziksel görünüşüne en yakın tasviri bu dizide olan Cleopatra ve büyüyen Gaius Octavian oluyor.

Dizinin muhteşem hikaye anlatıcılığının en güzel örneklerinden biri olan Caesar’ın senatoda bıçaklanarak öldürüldüğü sahneden bahsetmek gerekiyor. Özenle çekilmiş sahnenin sonunda Caesar, Brutus’le uzun uzun bakışırken içten içe beklediğimiz “Sen de mi, Brutus?” repliği bir türlü gelmiyor. Senaristler bu uydurma klişeyi kullanmayarak izleyiciyi şaşırtırken, sürprizi bir sonraki bölümde yapıyorlar. Caesar’ın ölümünden sonra uzlaşma teklifi için gelen Mark Anthony’yi öldürme planlarına annesi Servillia da katılınca Brutus’un ağzından şu cümle dökülüyor:
“Sen de mi, anne?” Brutus’le ilgili bir başka anekdot da dizinin başında Caesar ordusuyla Galya’dan Roma’ya yürürken seyirciye veriliyor. Şehri terk etmek için, Caesar’a aşık annesini ikna etmeye çalışan Brutus’ten şunları duyuyoruz: “Evet, Caesar belki Roma’yı bir hafta, bir ay, hatta bir yıl yönetecek… Fakat sonra, bir başka hırslı adam onu öldürecek.”

Sadece Servilia’nın Atia’yı lanetlediği tirat için bile Rome’u izlemek gerektiğini belirterek, iyi seyirler diliyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi