Haftanın Kısa Filmi köşemizde bu hafta Martin Scorsese’nin Alfred Hitchock’un anısına, tamamlamaya ömrü yetmediği bir senaryosunu çektiği  2007 yapımı The Key To Reserva filmini sizler için seçtik. 
İzlediğiniz bir film; hikâyesiyle, mesajıyla veya görsel diliyle bazen sizi öyle bir etkiler ki hayatınızın bir parçası oluverir. Hayata olan bakış açınızı değiştirebilir, kişiliğinizi olgunlaştıran etkin bir neden olabilir. İşte sinemanın büyüsünün nelere kadir olabileceği de burada yatar. Martin Scorsese‘nin 2011 yılında çektiği Hugo filmi, son dönemde sinemaya saygı duruşu, sinemanın insan üzerindeki etkisini ve büyüsünü işlemiş en güzel yapımlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Fakat Scorsese’nin sinemayı referans gösterdiği ilk ve tek işi yalnızca bu da değil. Scorsese, 2007 yılında muhteşem bir keşif yapıyor ve bizzat Alfred Hitchcock‘un kaleme alıp eksik bıraktığı The Key To Reserva filminin 3 sayfalık senaryosunu sahipleniyor.

The Key To Reserva: Sinemaya Ve Hitchock’a Yapılmış Kusursuz Bir Saygı Duruşu

The Key To Reserva: A Short by Martin Scorsese Öncelikle filmin iki parçadan oluştuğunu söylemekte fayda var. Film; Martin Scorsese’nin Ted Griffin’e kişisel deposunda yaptığı keşfi anlattığı bir röportaj ile başlıyor. Scorsese, Alfred Hitchcock’un bizzat kendi yazdığı The Key to Reserva filminin 3 sayfalık senaryosunu özenle sakladığı yerden çıkarıp anlatmaya başlıyor. Çok sevdiği Alfred Hitchock’a bir saygı duruşu niteliğinde bu senaryoyu gerçekleştirmek isteyen Scorsese, filmi “Hitchock bu filmi kendi döneminde nasıl çekerdi?” mantığıyla ele alıyor. Sinemaya ve Alfred Hitchock’a olan büyük tutkusunu, Scorsese’nin senaryo sayfalarına özen ve tedirginlikle yaklaşmasıyla görmek ise gerçekten tarifsiz bir güzellik.

Filmin diğer parçası ise Martin Scorsese’nin The Key to Reserva uyarlamasını içeriyor. Başrollerinde Simon Baker, Michael Stuhlbarg, Kelli O’Hara ve Christopher Denham‘ın film; opera binasında bir orkestra eşliğinde casus veya dedektif olduğunu tahmin ettiğimiz bir adamın elindeki gizemli kutuyu açmak için anahtar aramasıyla başlıyor. Bunu gören orkestradaki başka bir adam konseri yarıda bırakır ve adamın yanına giderek kavga etmeye başlar. Martin Scorsese’nin burada hakkını vermek lazım. Ustası Alfred Hitchcock’un sinemasını o kadar güzel özümsemiş ki kamera hareketlerinden karakteristik oyunculuğa, görsel efekt ve renk kullanımına kadar tüm detayları birebir başarıyla uyguluyor. Filmin eksik kısımlarını doldurmaya çalışmadan Hitchcock’un 3 sayfalık senaryosuna eksik de olsa sadık kalıyor. Bu arada filmin finalinde de izleyicileri tatlı bir sürpriz de bekliyor.
Ölüm yıldönümünün üzerine (29 Nisan) büyük usta Alfred Hitchock’u, bir başka usta Martin Scorsese’nin çektiği bu filmle tekrardan anıyoruz. Herkese iyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi