_moA8irI78w


Haftanın Kısa Filmi köşemizde bu hafta, lüks restoranların mutfaklarındaki zorlu çalışma koşullarına odaklanırken bir yandan da yerel kültür konusuna eleştirel bir pencereden yaklaşan The Dishwasher var.

Artık bir animasyon klasiği hâline gelmiş Ratatuy – Ratatouille’dan, bugünlerde Star Wars dizisi The Mandalorian’la adından söz ettiten Jon Favreau’nun yönettiği Şef – Chef’e kadar restoranların perde arkası olarak niteleyebileceğimiz mutfaklarına odaklanan birçok film izledik. Kariyerlerinin başlarından bu yana birlikte çalışan kısa filmciler Nick Hartanto ve Sam Roden’ın yazıp yönettikleri The Dishwasher da anlatısal anlamda benzer sularda yüzen bir film. Tribeca gibi prestijli bir festivalden kurmaca kısa film dalında jüri özel ödülü ile dönen yapımın odağında, New York’taki lüks bir restoranın mutfağında bulaşıkçı olarak çalışan Meksikalı Nicolàs var. Son yılların başarılı bağımsız filmlerinden Short Term 12’in de oyuncu kadrosunda yer alan Kevin Balmore’un canlandırdığı bu genç adam, çalıştığı mutfağın şefi tarafından kısa süre içinde Meksika’ya özgü tortilla ekmeklerinden bulup getirmekle görevlendiriliyor. Seyirciye son derece hızlı bir tempo sunan The Dishwasher’ın içerdiği koşturmacının fitilini de bu talep ateşliyor.

The Dishwasher: Sınıfsal ve Kültürel Kabullere Dair Bir Hiciv

Yönetmenler Hartanto ve Roden’ın The Dishwasher’da iki önemli konuya alan açtıklarınını söyleyebiliriz. Bunlardan biri, lüks restoran mutfaklarındaki hiyerarşi, ya da sınıfsal sömürü düzeni. Mutfaktaki görevi bulaşıkçılık olan Nicolàs, işlerin yoğunlaştığı bir zaman diliminde mutfağın otoritesi olarak tanımlanabilecek şef tarafından, asıl işinden alakasız olarak yapılacak yemekler için malzeme almakla görevlendiriliyor. İş tanımının dışında kalan bu görevlendirmeye itiraz etmek şöyle dursun, genç adam bunu kendini göstermek için bir fırsat olarak görüyor. Bu noktadan, mutfak gibi küçük bir alandan sistemin nasıl işlediğine dair tutarlı bir söz üretmeyi başarıyor The Dishwasher. İşçilerin, işverenlerin tabiri caizse ağızlarının içine baktıkların, onların verdikleri görevleri sorgusuz sualsız kabul ettikleri ve daha da önemlisi bunları kendilerine sunulan bir şans olarak yorumlaması, yani sömürü düzeninin bizzat kendisi, anlatının lokomotifi gibi işlev görüyor. Anlatıda bu kanalın doğmasına yer açan detay da filmin ortaya koyduğu bir diğer tartışmalı nokta olan kültürel kabulleri gündeme getiriyor. Aslında işi bu olmamasına rağmen kendi ülkesine özgü tortilla ekmeklerinden, hem de en kalitelisinden bulmakla görevlendirilen kişinin Meksikalı Nicolàs olması ve anlatının girip çıktığı koridorlar, kültürel kabullerin gündelik hayatlara sirayet edişine dair bir hiciv damarı yakalamayı başarıyor. Bu iki temel konu üzerinden keyifli bir anlatı sunmaya gayret eden yönetmenler, başarılı bir kurgu marifetiyle The Dishwaster’ı yüksek bir tempo ve mizahi bir tonla bezeli bir 12 dakikaya dönüştürmeyi başarıyorlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information