Haftanın kısa filmi köşemizde bu hafta Amerikan sinemasının yükselen ikilisi Safdie Kardeşler’in 2012 tarihli, fantastik ögeler taşıyan filmi The Black Balloon’u sizler için seçtik.

Safdie Kardeşler‘in ayak sesleri bir süredir sinema dünyasında yankılanmakta. 2008’de kardeşlerden Josh Safdie’nin tek başına yönettiği ama Benny’nin de ekipte yer aldığı ilk filmleri The Pleasure of Being Robbed’la uluslararası festivallerin radarına girdiler. Bir yıl sonra gelen Daddy Longlegs (Film Go Get Some Rosemary adıyla da biliniyor) de bu gidişatı sağlamlaştırdı. 2014 tarihli Heaven Knows What’la Amerikan bağımsız sinemasının eskimeye, bayatlamaya yüz tutmuş çehresine tazelik katan ikili, geçtiğimiz yıl Good Time’la hem Cannes’da ana yarışmada yer aldılar, hem de bu film birçokları tarafından senenin en iyilerinden biri olarak gösterildi. Kısaca toparlayacak olursak; Safdie Kardeşler, heyecan verici kariyer akışlarıyla birlikte günümüzün merakla takip edilen sinemacıları arasına girdiler. Tamamı New York’ta geçen hikâyelerini, hem biçimsel hem de tematik olarak tutarlılığı elden bırakmadan anlatmayı seçen yönetmenlerin 2012 tarihli kısa filmleri The Black Balloon‘u da bu çerçevede değerlendirebiliriz.

The Black Balloon: Fantastik Sularda Yüzen Dokunaklı Bir Film

Tam olarak kim olduğunu, ne iş yaptığını bilmediğimiz bir adamın elinde bir sürü balon taşırken, kırk kadar çocuğu New York’un kalabalık caddeleri arasında bir yerden bir yere götürmeye çalışırken gösterdiği çabayla açılıyor The Black Balloon. Adam bir noktada balonların kontrolünü kaybediyor ve balonlar gökyüzüne doğru dağılıyor. Birçok farklı renge sahip balonların arasında siyah renkli olan özellikle dikkat çekiyor. Tüm balonlar şehrin semalarında dört bir yana giderken, Safdie Kardeşler’in kamerası bu siyah balona takılı kalıyor. Böylece bu balon filmin evreninde karakter kazanıyor.

Filmin ana karakteri hâline gelen siyah balon, bir temizlik görevlisi tarafından ağaca takılmış şekilde bulunmasının ardından kendini çöplükte buluyor. Bu durumu, siyah balonun ölümü olarak da değerlendirebiliriz. Fakat balon, bu çöplükte yeniden doğup şehre karışıyor. Bu kez insanlara daha yakın bir şekilde süzülmeye başlıyor şehirde. İnsanların arasına karışıyor, reklam panolarının önünden geçiyor. Bir yerden sonra kişilerin özel hayatlarına nüfuz ediyor yavaş yavaş. Karakter kazandığını zaten düşündüğümüz bu balon, bir süre sonra insanlarla etkileşime girmeye başlıyor. İşini geri kazanmak için suç işlemekten geri durmayan bir adamın suç ortağı oluyor, açken oğlunun çalıştığı lokantanın kapısına dayanan fakir bir adamın yoldaşlığını yapıyor. Balona böyle bir karakter hediye etmeleri, Safdie Kardeşler’in filmini fantastik bir tona büründürüyor. Aşina olduğumuz kurmaca filmlerinde böyle bir ton olmasa da, The Black Balloon’un sıradan insanların hayatlarına alan açan dokunaklı anlatısı ve görsel tercihleri, izlediğimizin bir Safdie Kardeşler filmi olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor bize.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information