Haftanın Kısa Filmi köşesinin bu haftaki konuğu, gündelik diyaloglardan hareketle cinsel yönelimlerin toplum tarafından algılanma biçimlerine dair incelikli çıkarımlar yapan animasyon Les lèvres gercées.

Mutfak; modern toplumlarda evin sadece yemek hazırlanan ve yemek yenen odası olmanın ötesinde anlamlar taşıyor. Bu oda, içinde zaman geçirilen, önemli ya da önemsiz konuların konuşulduğu, zaman zaman birtakım kararların alındığı bir yer konumunda artık. Fabien Corre ve Kelsi Phung‘un birlikte imza attıkları ve ilk filmleri olan kısa animasyon Les lèvres gercées de kökenini bu fikirden alıyor ve cinsel yönelimini keşfetmekte olan bir gencin, annesiyle diyalog kurma çabasına mekân olarak evin mutfağını seçiyor.

Les lèvres gercées: Mutfakta Hayata Dair 

Les lèvres gercées, Türkçede “çatlak dudaklar” anlamına geliyor. Yani direkt anlamıyla, gündelik hayatımızda hepimizin başına gelebilecek ufak bir problemi ifade ediyor. Filmin genel konseptinin de sıradan hayatlarımızın bu gündelik detayları üzerinden şekillendiğini görüyoruz. İlk gençliğini yaşamakta olan bir bireyle annesinin, mutfakta yemek yapma, yemek yeme, televizyon izleme ya da bulaşık yıkama gibi sıradan faaliyetleri yürütürken girdikleri diyaloglara şahit oluyoruz Les lèvres gercées’te. Bu diyaloglar, gencin annesinden arkadaşına gitmek için izin istemesi gibi basit bir noktadan başlıyor; zaman içerisinde daha çetrefil bir hâl alıyor. Ve sonuç olarak gencin cinsel yönelimine kadar geliyor. Film, animasyon formatında hayata geçirilmiş olmasını bir kenara koyarsak -zira filmin animasyon tercihlerinin sadelikten yana ve gerçeğe oldukça yakın bir biçimde seyrettiğini söyleyebiliriz- kadraj tercihleriyle güncel Avrupa sinemasına oldukça yakında noktada duruyor. Filmin bu “basit” tercihleri içerisinde annenin temsil biçimi oldukça önemli. Zira ev işlerini icra ederken gördüğümüz annenin yüzünü, gencin aksine, hiçbir zaman doğrudan görmüyoruz. Bu yolla yönetmenler, anneyi tek bir kişi olarak temsil etmek yerine, gencin üzerinde söz söyleme hakkını kendinde gören tüm baskı unsurlarının simgesi olarak algılayışımızın önünü açıyorlar. Bu figürün, birey üzerine söylediği sözler, ilk kez duyduğumuz ifadeler değil; benzer durumlarda tekrar tekrar duyduğumuz cümleler. Zaten Les lèvres gercées de bireyin üzerindeki görünmeyen unsurların yarattığı “olağan” baskı üzerine bir film. Finalde gencin söylediği kısacık cümle bu “yapay” baskıları altını samimiyet yoluyla oyarken, Les lèvres gercées’i de seyirci açısından duygusal anlamda vurucu bir noktaya çekiyor. Bu his, çatlamış bir dudağın verdiği, aşina olduğumuz ama hissettiğimizde ürperdiğimiz türden bir acı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi