Haftanın Kısa Filmi köşemizde bu hafta Olivier Treiner’ın kör taklidi yapan bir müzisyeni anlatan ve katıldığı her festivalden ödülle dönen l’Accordeur var.
Sanat, asla mutluluktan doğmaz.” der Chuck Palahniuk. Ne kadar haklı olduğunu bir kenara bırakacak olursak aslında acı, korku, endişe vb. gibi yüksek frekanslı duyguların insanın kendi derinliğine ulaşmasında büyük bir aracı olduğunu da pekala söyleyebiliriz. Bazen acı sizi daha üretici, daha aktif bir insana dönüştürebilir, davranışlarınızı şekillendirebilir. Bunun iyi veya kötü bir sonuca ulaşması ise yine insanın bu duygulara olan hakimiyetiyle ilişkilidir. Olivier Treiner‘ın kör taklidi yapan bir müzisyeni anlattığı l’Accordeur filmi de bireyin ve toplumun bu keskin duygular karşısındaki davranışlarını ele alan başarılı yapımlardan bir tanesi.

l’Accordeur: Korkunun Ecele Faydası Yok!

Film, kör bir piyanist olan Adrien’ın bir evde tanımadığı insanlara karşı piyano çalmasıyla başlıyor. Aynı zamanda filmin finali olan bu sahnenin ardından bir flashback ile hikayenin başına döneriz ve Adrien’ın; prestijli Bernstein Ödülü’nü kazanmak isteyen ve yıllarını bu ödül için çalışarak harcayan genç bir piyanist olduğunu görürüz. Üstelik o zamanlar kör de değildir. Sonunda ödülü kazanmak için sahnede yerini alır fakat korku ve endişe yüzünden başarısız olur. Yaşadığı bu başarısızlıkla ruhsal bir çöküntü yaşayan Adrien bir çözüm geliştirir ve kör taklidi yaparak özel performanslar sergilemeye başlar. Adrien’ın tüm bu yalanı, gittiği son evde bir cinayete tanık olmasıyla mahvolur.
Olivier Treiner’in, l’Accordeur filmiyle acı kavramı üzerinden topluma ve bireye başarılı bir bakış açısı ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Adrien’ın tıpkı restoranda anlattığı Tac Mahal hikayesi gibi fiziksel veya psikolojik kayıpların insanları daha duygusal yapması Adrien’ın kör taklidi yapmasındaki en büyük motivasyonlardan bir tanesi. Korku ve endişe yüzünden büyük bir kayıp yaşayan Adrien, toplumu fiziksel bir kayıp yaşayan birey taklidi yaparak onların duygusal anlamdaki ikiyüzlülüğünü eleştirir. Fiziksel veya psikolojik kayıp yaşayan bir bireye karşı fazla hoşgörü ve anlayış gösterilse de Adrien aslında yine aynı duygusal bağ ile başarısızlığı yaşamıştır. Filmin finalinde Adrien’ın kocasını öldüren kadına karşı yalanını sürdürürken yaşadığı duygular da aslında filmin başında yaşadığı korku ve endişeyle aynı. Zaten bu ironi de aslında filmin en can alıcı noktalarından bir tanesi oluyor. Bu bağlamda Olivier Treiner’ın hikaye, karakter ve alt metin anlamında başarılı bir bütünlük yakaladığını söyleyebiliriz.
Olivier Treiner’ın gittiği birçok festivalden ödülle döndüğü l’Accordeur filmi ile sizleri baş başa bırakalım. Herkese iyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi