Haftanın Kısa Filmi köşemizde bu hafta, mültecilerin yaşadıklarına ve kimliksizleşmelerine zihin açıcı bir noktadan yaklaşarak seyirciyi, bildiğini düşündüklerini yeniden gözden geçirmeye çağıran belgesel Irregulars var.

Her yıl yaklaşık 400 bin insan, Afrika’dan, Asya’da, Orta Doğu’dan, daha iyi yaşam şartlarına sahip olacağına dair bir umutla Avrupa’ya göç etmeye çalışıyor. Tabii bu göçün de çok elverişli koşullarda yapılamadığı artık hepimizin malumu. Savaştan, sefaletten kaçan binlerce insan gemilerle, tırlarla çıktıkları “umut yolculuğunun” sonunda hayal ettiklerine ne ölçüde ulaşıyorlar orası başka bir konu elbette ama bu yaşananların birçok alanda olduğu gibi sinemada da kendini güçlü bir şekilde hissettirdiği aşikâr. Öyle ki son yıllarda birçok farklı coğrafyadan çıkan kurmaca ve belgesel filmlerin doğrudan mültecilerle alakalı olduğunu görebiliyoruz. Ve bu yapımların –Umudun Öteki Yüzü – The Other Side of Hope gibi– istisnai olanlarını dışarıda bırakarak ele aldıkları konuya basmakalıp bir noktadan yaklaştıklarını, mültecilerin muzdarip olduğu sorunları “en gerçek” hâlleriyle iletmek gibi bir motivasyonla yola çıktıklarını söyleyebiliriz. Fakat İtalyan yönetmen Fabio Palmieri’nin 2015 tarihli kısa belgeseli Irregulars, yaşananlara dair hiçbir şeyi kadrajına almadan da mültecilere dair son derece vurucu bir film ortaya konulabileceğini kanıtlar nitelikte.

Irregulars: İnsanlar Kimliksizleşirken

Irregulars, bir cansız manken fabrikasından görüntülerle açılıyor. Bir işçi mankenleri boyuyor; bir sürü uzuv ve gövde parçası peşi sıra asıldıkları yerlerden sarkıyor, üretim prosesinin bir parçası olarak bir yerden bir yere tedirgin edici şekilde hareket ediyor. Birincil işlevi mağaza vitrinlerine konularak içeride satılan giysileri sunmak olan bu mankenlerin, işlevlerini kazandıkları noktadan ayrıldıkları anda kazandıkları tekinsizlikten müthiş şekilde yararlanan yönetmen Palmieri, filmin ilk dakikası boyunca hipnotik bir etki yaratıyor. Hemen ardından ses bandına, belgesel boyunca hikâyesini dinleyeceğimiz mülteci Cyrille Kabore’nin anlattıkları dâhil oluyor. O andan itibaren Kabore’nin anlattıklarını çağrıştıracak şekilde ekrana gelen cansız mankenler, dinlediğimiz hikâyeye paralel anlamlar üretmeye başlıyor.

Mülteci konusu ele alanırken sayılar ve istatistiklere başvuruluyor sıklıkla, tıpkı bu yazının hemen başında benim de yaptığım gibi. İşte Irregulars’ın en büyük başarılarından biri, bu noktaya yaptığı vurgu ve bu vurgunun şekli. Film boyunca koridorlarında, odalarında dolaştığımız fabrikada gördüğümüz cansız mankenler, Kabore’nin anlattıklarının etkisiyle mültecilerin yansımalarına, onların kimliksizleşmesinin birer simgesine dönüştükçe zaten ne kadar sert olduğunu bildiğimiz bu gerçekliğin baskısı daha da hissediliyor hâle geliyor; bir noktadan sonra Irregular unutulmaz bir deneyime dönüşüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information