Haftanın Kısa Filmi köşemizde bu hafta Diego Porral’ın yönettiği, nostalji duygusuna oyunbaz bir bakış atan animasyon A Day in the Park var.

Nostalji hepimizin zaman zaman hissetmekten kaçamadığı bir duygu. Hele ki belli bir yaşın üzerindeki insanlar her fırsatta geçmişte yaşadıklarından, o zamanki şartların nasıl olduklarından uzun uzun bahsetmeyi çok severler. Bir de karşılarında daha genç birini bulduklarında bu konunun sonu gelmeyecek gibi sürer gider konuşma. Diego Porral‘ın imza attığı kısa animasyon film A Day in the Park (Un día en el parque) da bu basit fikirden yola çıkarak, değişen ya da değişmeyen zamana zekice olduğu kadar eğlenceli de olmayı başaran bir bakış atıyor.

A Day in the Park: Nostalji Duygusuna Eğlenceli Bakış

A Day in the Park, bir parkta oturup geçmişten bahseden yaşlı bir görüntüsüyle açılıyor. Adam, gençliğinde şu anki teknolojilerden eser olmadığından, dolayısıyla geçmişte çok zor şartlarda yaşadıklarından ama her şeye rağmen mutlu olduklarından bahsediyor. Bu ana kadar filmin anlatısı sonra derece sıradan giderken, adamın bir anda o günlerde kullandıkları Snapchat‘ten dem vurmasıyla işin rengi değişmeye başlıyor. Adam birden günümüzde kullandığımız teknolojik ürünleri, hemen hemen her gün tekrarladığımız modern hayat pratiklerini anlatmaya başlıyor. Görüntü yavaş yavaş bu yaşlı adamdan uzaklaşınca gözünde sanal gerçeklik gözlüğünü andıran bir aygıt takılı olan bir genç dahil oluyor çerçeveye. Adamın bahsettiği tüm o konuları, dış dünyayla ilişkisini kesmiş gibi görünen bu gence anlattığını anlıyoruz. Adam anlatmaya devam ettikçe filmin mizahi tonunu yükseliyor ve o aşina olduğumuz nostalji hissinin, tarihin her safhasında, her daim geçerli olacağı yüzümüzde bir tebessümle kendini belli ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi