Auteur yönetmen denilince ilk akla gelen tanımlamalardan biri olarak, yönetmenin kendine has bir film evreni yaratmış olmasından, filmografisinde sürekli tekrar eden ögelerle, dil yapısıyla ve mizansen kurgusuyla tanımlanmış bir dünya varlığından söz edilebilir. Auteur yönetmenin her filmi bir şekilde birbiriyle konuşur, bambaşka hikâyeler de anlatsa motifler ve göstergeler o dünyaya ait kurallar silsilesi içinde anlamlandırılır. Bu en basit düzlemde bile Tsai Ming-liang gibi yönetmenlerin kuşkusuz auteur olduklarını elbette söyleyebiliriz. Ancak Tsai Ming-liang’ın belki de en önemli auteur özelliği ve kendisini diğer yönetmenlerden de ayıran motivasyonu da “anlam yaratma” ve “kendine has bir dünya kurma” amacıyla semiyotik bir bütünlük oluşturma çabası değil; tam tersine, tüm anlam içeren göstergelerden azade, rahatlatılmış, konvansiyonel sinemasal anlatımın yüklerinden arınmış bir mekân ve zamana kavuşabilmesidir. Hemen şurada karşımızda olagelen birtakım olayları bize en gerçekçi biçimde, olduğu gibi kesintisiz ve müdahalesiz aktarmasından da öte, Tsai Ming-liang tam olarak klasik sinemasal anlatımın müdahalesine müdahale eder: akıp gitmekte olan şeyi gerçek yaşamda bile akamayacağı kadar akıtır, bilgi ile şekillenen olay örgüsünden bilgi ögesini çıkarır, hem kendi aralarında hem de seyirciyle konuşarak anlaşan karakterleri susturur. İzleyicisinin kafasının içine durmadan göstergeler yükleyen manipüle edici anlatımlardan uzak bir yerde, kendi izleyicisini onurlandıran, ona alan açan ve saygı duyan bir sinema üretir. Belki de bu yüzden sadece sinema içinde konumlandırmamak gerekir Tsai Ming-liang’ı; sinema aygıtından kopmadan sinema dışı ve hatta artık günümüzde denebilir ki, post-sinematik deneyimler de sunar. Günler: Su, Plastik, Ten, Sen, Ben ve Bütün Dünya İşte böyle bir sinemanın ortasında bir anda yerden biten afacan bir ot parçası gibi Günler, bizi selamlıyor. Açılış planında uzun uzun pencereden yağmurlu bir dünyayı izleyen ana karakter (ana karakter her ne demekse) bize yalnızca Günler’deki olayların başlangıcını göstermeyi değil, Tsai Ming-liang’ın filmografisini, ilk filminden bugüne yarattığı dünyayı da hatırlatma görevini üstleniyor. Tsai Ming-liang evreninde hayatını geçiren bu yalnız adam (Lee Kang-sheng) artık büyümüş, yüzündeki çocuksu ve şapşal bakışla yine orada, zamanla mekânın kopup gittiği, ıslak ve kirli plastik dünyada. Küçük durum hikâyelerinden devasa uzun metrajlar çıkarmayı başaran yönetmenimiz bu kez yine yalnızlık içinde boğulan Lee Kang-sheng'i, yalnızlık içinde boğulma şansı olmayan Anong Houngheuangsy’yle* buluşturuyor. Elbette her iki karakterin de sınıfı, sosyoekonomik konumu, cinsel yönelimleri gibi devasa bagajlarla gelen özellikleri, yaşadığımız gerçek dünyada nasıl eriyip kana karışıyorsa, Tsai Ming-liang evreninde de aynı şekilde havaya buharlaşıp her şeye sirayet ediyor. Geçimini -belli ki- sokak yemeği satarak ve seks işçiliğiyle idame ettiren göçmen Anong Houngheuangsy’nin yolu, bedeniyle ilgili -belli ki- sorunları olan, ağrı ve acı çeken Lee Kang-sheng ile -ki bu acının fiziksel boyutunun yanı sıra tensel bir ihtiyaç acısı olduğu da söylenebilir- bir noktada kesişiyor. Filmin hikâyesi aslında bu kadar. Bu tek cümlede rahatlıkla özetlenebilir hikâyenin ötesinde, Günler filminde bizi bekleyen çok daha büyük bir zaman akışı. Bu zaman akışı da karakterleri daha iyi görebilmenin peşinde adeta aç bir kurt gibi filmi yemeye çalışan izleyiciye, hiçbir zaman olmadığı gibi, asla hizmet etmiyor. Karakterleri tanımak isteyen izleyicinin o havada buharlaşıp giden zerrecikleri yakalamaları, hatta çok daha önemlisi belki de onları o kadar da tanımaya çalışmamaları gerekiyor. Her şeyden öte çok anlık hisler, evrensel ihtiyaçlar ve bir takım kodların…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Her iki karakterin de sınıfı, sosyoekonomik konumu, cinsel yönelimleri gibi devasa bagajlarla gelen özellikleri, yaşadığımız gerçek dünyada nasıl eriyip kanımıza karışıyorsa, Tsai Ming-liang evreninde de aynı şekilde havaya buharlaşıp her şeye sirayet ediyor.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 oy)
85

Auteur yönetmen denilince ilk akla gelen tanımlamalardan biri olarak, yönetmenin kendine has bir film evreni yaratmış olmasından, filmografisinde sürekli tekrar eden ögelerle, dil yapısıyla ve mizansen kurgusuyla tanımlanmış bir dünya varlığından söz edilebilir. Auteur yönetmenin her filmi bir şekilde birbiriyle konuşur, bambaşka hikâyeler de anlatsa motifler ve göstergeler o dünyaya ait kurallar silsilesi içinde anlamlandırılır.

Bu en basit düzlemde bile Tsai Ming-liang gibi yönetmenlerin kuşkusuz auteur olduklarını elbette söyleyebiliriz. Ancak Tsai Ming-liang’ın belki de en önemli auteur özelliği ve kendisini diğer yönetmenlerden de ayıran motivasyonu da “anlam yaratma” ve “kendine has bir dünya kurma” amacıyla semiyotik bir bütünlük oluşturma çabası değil; tam tersine, tüm anlam içeren göstergelerden azade, rahatlatılmış, konvansiyonel sinemasal anlatımın yüklerinden arınmış bir mekân ve zamana kavuşabilmesidir. Hemen şurada karşımızda olagelen birtakım olayları bize en gerçekçi biçimde, olduğu gibi kesintisiz ve müdahalesiz aktarmasından da öte, Tsai Ming-liang tam olarak klasik sinemasal anlatımın müdahalesine müdahale eder: akıp gitmekte olan şeyi gerçek yaşamda bile akamayacağı kadar akıtır, bilgi ile şekillenen olay örgüsünden bilgi ögesini çıkarır, hem kendi aralarında hem de seyirciyle konuşarak anlaşan karakterleri susturur. İzleyicisinin kafasının içine durmadan göstergeler yükleyen manipüle edici anlatımlardan uzak bir yerde, kendi izleyicisini onurlandıran, ona alan açan ve saygı duyan bir sinema üretir. Belki de bu yüzden sadece sinema içinde konumlandırmamak gerekir Tsai Ming-liang’ı; sinema aygıtından kopmadan sinema dışı ve hatta artık günümüzde denebilir ki, post-sinematik deneyimler de sunar.

Günler: Su, Plastik, Ten, Sen, Ben ve Bütün Dünya

İşte böyle bir sinemanın ortasında bir anda yerden biten afacan bir ot parçası gibi Günler, bizi selamlıyor. Açılış planında uzun uzun pencereden yağmurlu bir dünyayı izleyen ana karakter (ana karakter her ne demekse) bize yalnızca Günler’deki olayların başlangıcını göstermeyi değil, Tsai Ming-liang’ın filmografisini, ilk filminden bugüne yarattığı dünyayı da hatırlatma görevini üstleniyor. Tsai Ming-liang evreninde hayatını geçiren bu yalnız adam (Lee Kang-sheng) artık büyümüş, yüzündeki çocuksu ve şapşal bakışla yine orada, zamanla mekânın kopup gittiği, ıslak ve kirli plastik dünyada.

Küçük durum hikâyelerinden devasa uzun metrajlar çıkarmayı başaran yönetmenimiz bu kez yine yalnızlık içinde boğulan Lee Kang-sheng’i, yalnızlık içinde boğulma şansı olmayan Anong Houngheuangsy’yle* buluşturuyor. Elbette her iki karakterin de sınıfı, sosyoekonomik konumu, cinsel yönelimleri gibi devasa bagajlarla gelen özellikleri, yaşadığımız gerçek dünyada nasıl eriyip kana karışıyorsa, Tsai Ming-liang evreninde de aynı şekilde havaya buharlaşıp her şeye sirayet ediyor. Geçimini -belli ki- sokak yemeği satarak ve seks işçiliğiyle idame ettiren göçmen Anong Houngheuangsy’nin yolu, bedeniyle ilgili -belli ki- sorunları olan, ağrı ve acı çeken Lee Kang-sheng ile -ki bu acının fiziksel boyutunun yanı sıra tensel bir ihtiyaç acısı olduğu da söylenebilir- bir noktada kesişiyor.

Filmin hikâyesi aslında bu kadar. Bu tek cümlede rahatlıkla özetlenebilir hikâyenin ötesinde, Günler filminde bizi bekleyen çok daha büyük bir zaman akışı. Bu zaman akışı da karakterleri daha iyi görebilmenin peşinde adeta aç bir kurt gibi filmi yemeye çalışan izleyiciye, hiçbir zaman olmadığı gibi, asla hizmet etmiyor. Karakterleri tanımak isteyen izleyicinin o havada buharlaşıp giden zerrecikleri yakalamaları, hatta çok daha önemlisi belki de onları o kadar da tanımaya çalışmamaları gerekiyor. Her şeyden öte çok anlık hisler, evrensel ihtiyaçlar ve bir takım kodların içinde olan iki insanın ötesinde kocaman bir dünyada Tsai Ming-liang sizi zincirlerinizden kurtarıyor.

*Karakterlerin isimlerinden ziyade oyuncuların isimlerini kullanmamdaki temel neden filmdeki meselelerin gerçek hayatta oyuncuların yaşamlarından yola çıkılarak inşa edilmesi. Bir başka neden de filmdeki isimler –her ne kadar hiç telaffuz edilmese de- yönetmenin tercihiyle oyuncuların kendi isimleri ile şekillenmiş. O nedenle zaten bir fark olmadığını söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information