Rus yönetmen Ivan I. Tverdovsky’nin üçüncü uzun metrajlı filmi Gözü Kara, modern Rus toplumuna laflar hazırlayan, her şeyiyle politik bir alegori. Hem adalet ve güvenlik sistemine hem de kutsanan aile geleneğine gözünün kırpmadan saldıran Tverdovsky, ülkesi Rusya’nın mevcut ahvali üzerine kayda değer tespitler yapıyor. Henüz bebekken annesi Oksana tarafından terk edilen Denis, hayatının on altı yılını yetimhanede geçirir. Oksana aradan geçen onca yılın ardından bir gün geri gelir ve Denis’i yetimhaneden alarak, daha doğrusu kaçırarak onunla yeni bir hayat kurar. Zamanla Denis’in sıra dışı bir özelliği, anne ve oğulun geçim kaynağına dönüşür. Doğuştan gelen bir genetik bozukluk nedeniyle fiziksel acı duymayan Denis, arabaların önüne atlayıp kendisini kazazede gibi gösterdikten sonra aldığı şantaj paralarıyla annesinin maddi durumunu düzeltir. Fakat genç adam, suçsuz birçok insanın hayatını karartan bu atlama işinden vazgeçmek istediğinde tekrar yalnızlıkla yüzleşmek zorunda kalır. Gözü Kara: Yaralarım Benden Önce de Vardı Gerçek bir hikâyeden yola çıkan Gözü Kara, en başta bu özelliği ile bir şaşkınlık yaratıyor. Zira filmin başında gördüğümüz ve bir çöp konteynerini andıran “çocuk bırakma haznesi” gerçekten de Rusya’daki birçok yetimhanenin sınırları içinde bulunuyor. Bebeklerine bakmayan, yahut bakamayan ebeveynlerin bu hazneye çocuklarını bırakıp gitmesinin ardından yetimhane görevlileri çocukları alıyor ve onları yurda getiriyor. Denis de filme kaynaklık eden bu uygulamanın mağdurlarından biri. Tverdovsky’nin daha filmin başında yalnız bırakılan Denis üzerinden aile kurumu üzerine söyleyecek bir çift sözü olduğunu anlayabiliyoruz. Filmin fiziksel acı ve sevgisizlik üzerine kurulu düzlemi, bazı hazmı zor sahnelere de ev sahipliği yapıyor. Denis o kadar sevgisiz kalmış ki ancak kendisine acı çektirirse insanların onu seveceğini düşünüyor ve hep buna göre davranıyor. Kendisini halatlarla bağlayıp var güçleriyle sıkan yetimhane arkadaşlarına bu yüzden hiç kızamıyor ya da arabaların önüne atlarken annesine para getireceğini bildiği için bir bakıma mutlu oluyor. Denis’in kendisine zarar verdikçe somutlaşan sevgi arayışı sadece bedeninde değil, ruhunda da gittikçe derinleşen izler bırakıyor. Denis’in on altı yıl sonra geri dönen annesini hemen affetmesi, ufacık bir pasta ile kutlanan gecikmiş bir doğum günüyle bile aşırı mutlu olması ya da kendi odası olduğunda yatağının üstünde çocuk gibi zıplayıp sevinmesinin kaynağında hep bu sevgisizlik ve yalnızlık var. Annesinin ona neredeyse enseste varan yakınlığından rahatsız olsa da onu hep mutlu etmeye çalıştıkça bu sömürünün dozajı daha da artıyor. Sömürü arttıkça da Denis’in vücudundaki yaralar ve kendine zarar verme arzusu çoğalıyor. Yurttaki arkadaşları tarafından, annesi tarafından, tüm bir hukuk ve asayiş sistemi tarafından sömürüldüğünün farkına vardığında ise Denis ilk kez fiziksel olarak da acı çekmeye başlıyor. Hem modern Rus toplumuna hem de Putin hâkimiyetindeki ülkenin güvenlik ve hukuk sistemine ağır eleştirilerde bulunan Tverdovsky, bir çocuğun sömürülen farklılığının üzerinden tüm bir Rus toplumunun sömürme/sömürülme üzerine kurulu çarpık düzenini gözler önüne seriyor. Bu kadar büyük meselelerin altından bir filmle kalkmak elbette kolay değil; Tverdovsky de mesajını vermek isterken yer yer didaktizme kayan hamleler yapıyor. Aksayan kurgusu ya da karakterlerin tek tipleşmesi filmi biraz zayıflatsa da, Tverdovsky ülkesinin içinde bulunduğu güncel durum üzerine sağlam bir kayıt tutmayı başarıyor.

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Aksayan kurgusu ya da karakterlerin tek tipleşmesi Gözü Kara'yı biraz zayıflatsa da, yönetmen Tverdovsky ülkesinin içinde bulunduğu güncel durum üzerine sağlam bir kayıt tutmayı başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
60

Rus yönetmen Ivan I. Tverdovsky’nin üçüncü uzun metrajlı filmi Gözü Kara, modern Rus toplumuna laflar hazırlayan, her şeyiyle politik bir alegori. Hem adalet ve güvenlik sistemine hem de kutsanan aile geleneğine gözünün kırpmadan saldıran Tverdovsky, ülkesi Rusya’nın mevcut ahvali üzerine kayda değer tespitler yapıyor.

Henüz bebekken annesi Oksana tarafından terk edilen Denis, hayatının on altı yılını yetimhanede geçirir. Oksana aradan geçen onca yılın ardından bir gün geri gelir ve Denis’i yetimhaneden alarak, daha doğrusu kaçırarak onunla yeni bir hayat kurar. Zamanla Denis’in sıra dışı bir özelliği, anne ve oğulun geçim kaynağına dönüşür. Doğuştan gelen bir genetik bozukluk nedeniyle fiziksel acı duymayan Denis, arabaların önüne atlayıp kendisini kazazede gibi gösterdikten sonra aldığı şantaj paralarıyla annesinin maddi durumunu düzeltir. Fakat genç adam, suçsuz birçok insanın hayatını karartan bu atlama işinden vazgeçmek istediğinde tekrar yalnızlıkla yüzleşmek zorunda kalır.

Gözü Kara: Yaralarım Benden Önce de Vardı

Gerçek bir hikâyeden yola çıkan Gözü Kara, en başta bu özelliği ile bir şaşkınlık yaratıyor. Zira filmin başında gördüğümüz ve bir çöp konteynerini andıran “çocuk bırakma haznesi” gerçekten de Rusya’daki birçok yetimhanenin sınırları içinde bulunuyor. Bebeklerine bakmayan, yahut bakamayan ebeveynlerin bu hazneye çocuklarını bırakıp gitmesinin ardından yetimhane görevlileri çocukları alıyor ve onları yurda getiriyor. Denis de filme kaynaklık eden bu uygulamanın mağdurlarından biri. Tverdovsky’nin daha filmin başında yalnız bırakılan Denis üzerinden aile kurumu üzerine söyleyecek bir çift sözü olduğunu anlayabiliyoruz.

Filmin fiziksel acı ve sevgisizlik üzerine kurulu düzlemi, bazı hazmı zor sahnelere de ev sahipliği yapıyor. Denis o kadar sevgisiz kalmış ki ancak kendisine acı çektirirse insanların onu seveceğini düşünüyor ve hep buna göre davranıyor. Kendisini halatlarla bağlayıp var güçleriyle sıkan yetimhane arkadaşlarına bu yüzden hiç kızamıyor ya da arabaların önüne atlarken annesine para getireceğini bildiği için bir bakıma mutlu oluyor. Denis’in kendisine zarar verdikçe somutlaşan sevgi arayışı sadece bedeninde değil, ruhunda da gittikçe derinleşen izler bırakıyor. Denis’in on altı yıl sonra geri dönen annesini hemen affetmesi, ufacık bir pasta ile kutlanan gecikmiş bir doğum günüyle bile aşırı mutlu olması ya da kendi odası olduğunda yatağının üstünde çocuk gibi zıplayıp sevinmesinin kaynağında hep bu sevgisizlik ve yalnızlık var. Annesinin ona neredeyse enseste varan yakınlığından rahatsız olsa da onu hep mutlu etmeye çalıştıkça bu sömürünün dozajı daha da artıyor. Sömürü arttıkça da Denis’in vücudundaki yaralar ve kendine zarar verme arzusu çoğalıyor. Yurttaki arkadaşları tarafından, annesi tarafından, tüm bir hukuk ve asayiş sistemi tarafından sömürüldüğünün farkına vardığında ise Denis ilk kez fiziksel olarak da acı çekmeye başlıyor.

Hem modern Rus toplumuna hem de Putin hâkimiyetindeki ülkenin güvenlik ve hukuk sistemine ağır eleştirilerde bulunan Tverdovsky, bir çocuğun sömürülen farklılığının üzerinden tüm bir Rus toplumunun sömürme/sömürülme üzerine kurulu çarpık düzenini gözler önüne seriyor. Bu kadar büyük meselelerin altından bir filmle kalkmak elbette kolay değil; Tverdovsky de mesajını vermek isterken yer yer didaktizme kayan hamleler yapıyor. Aksayan kurgusu ya da karakterlerin tek tipleşmesi filmi biraz zayıflatsa da, Tverdovsky ülkesinin içinde bulunduğu güncel durum üzerine sağlam bir kayıt tutmayı başarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi