İşin finans tarafıyla ilgilenenler için artık bir gişe filminin en önemli özelliği sürdürülebilir olup olmadığı ya da bir evren vadedip etmediği. Büyük stüdyoların tamamı yeni evrenler arayışında. Ellerindeki malzeme buna el versin ya da vermesin, onu sakız gibi uzatmaya hevesli televizyon kanallarına dönüşmüş durumdalar. 100 yıl geriden gelip bir anda yanlarında bitiveren Netflix, Amazon Prime, Hulu ve benzerleriyle rekabet edebilmek, sıcak paranın yönünü platformlardan gişeye yöneltebilmek için elde avuçta ne var ne yok Marvel evreni, DC Comics evreni, Korku Seansı - The Conjuring evreni gibi büyük, gelip gişeyi devralan, epik, güçlü, vaadi yüksek hikâyelere yatırıyorlar. Filmlerin hâlihazırda yerine getirmeleri elzem vazifelerinin arasına bir de ileride izlenebilecek filmlere dair bir ışık sunmaları eklenmiş oluyor böylece. Her "büyük" film, bir başka "daha da büyük" filmin fragmanına dönüşüyor desek yeri. Mevzu bahis popüler gişe canavarları için bu görece yeni vaziyet, serüven duygusu oluşturan bir hikaye örgüsü yaratmak, ilgi çekici karakterlerle izleyiciyi kendisine bağlamak gibi temel vazifelerini yerine getirmenin de ötesine geçmiş gibi görünüyor. Godzilla II: Canavarlar Kralı da bundan mustarip. Şüphesiz Godzilla söz konusu olduğunda devam filmleri ve bir Godzilla evreninden bahsetmek abesle iştigal değil. Şimdiye dek yapılmış sürüsüne bereket Godzilla filmi de bunun ispatı. Lakin bir süredir canavarın sulara gömülü kaldığını da kabul etmek gerek. 2014 yapımı "yeni" Godzilla filmiyle öldü denilen canavarı dirilten, bu kitch, kült, arkaik ama her şeyiyle sinemaya has canavarın gişedeki tacını devralmasını sağlayan Gareth Edwards’dı. Bir başka "evren" filmi Star Wars: Rogue One’la da başarılı bir işe imza atan Edwards, 2014 yapımı Godzilla’da Bryan Cranston, Aaron Taylor-Johnson ve Elizabeth Olsen’e eşlik eden Ken Watanebe, Sally Hawkins gibi usta oyuncularla, öyle ya da böyle başarılı bir ‘geri dönüş’ filmine imza atmıştı. Filmin türün hayranlarını tatmin edecek bir aksiyona da, karakterler arasında gelişen güçlü bir tansiyona da sahip olduğunu iddia edebiliriz. Beş yıl sonra gelen devam filmindeyse Gareth Edwards kamera arkasındaki yerini Michael Dougherty’e bıraktı. Daha çok X-Men filmleri ve Superman Dönüyor - Superman Returns’ün senaryosuyla tanıdığımız Michael Dougherty, Edwards’ın aksine filmin tek başına bir şey ifade edebilmesiyle de, karakterleriyle de ilgilenmiyor. Bu açıdan yeni filmde tek eksik olan, yönetmen Gareth Edwards değil. Godzilla II: Canavarlar Kralı: Benim Canavarım İyi, Senin Canavarın Kötü Godzilla II: Canavarlar Kralı orijinal bir canavar filmi olmaya çabalamıyor, türü ya da Godzilla kültünü yenilemek gibi bir derdi olduğunu da söylemek güç. Bir tek şeyle ilgileniyor film: Bu pahalı ve devasa filmden birkaç tane daha nasıl yaparız? Film temelde Monarch adlı, yeryüzünün arkaik canavarlarını, Titanları araştıran bir teşkilatta çalışan Emma ve ailesinin hikâyesini konu ediyor. Vera Farmiga’nın canlandırdığı Emma ve eşi Mark (Kyle Chandler), beş yıl önceki Godzilla saldırısında oğullarını kaybetmişler. Bu olayın travmasıyla baş edemeyen çift ayrılmış ve Emma şimdilerde, olaylardan sağ kurtulan kızı Madison’la (Millie Bobby Brown) beraber yaşarken, baba Mark kendisini yollara vurup doğaya, kurtların yaşamını araştırmaya başlamış. Bu ailenin hikâyesine bir noktaya kadar vakıf olduğumuz filmde, Emma’nın bulduğu bir cihazla Titanların zihnini kontrol edebileceği bilgisini alıyoruz. Bu cihazın denemeleri sırasında bir grup silahlı terörist Monarch’ın gizli tesisine saldırıyor ve Emma’yla beraber kızı Madison’ı ve tabii ki Titanları kontrol edebilecekleri gizli silahı…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Godzilla II: Canavarlar Kralı orijinal bir canavar filmi olmaya çabalamıyor, türü ya da Godzilla kültünü yenilemek gibi bir derdi olduğunu da söylemek güç. Bir tek şeyle ilgileniyor film: Bu pahalı ve devasa filmden birkaç tane daha nasıl yaparız?

Kullanıcı Puanları: 3.39 ( 9 votes)
45

İşin finans tarafıyla ilgilenenler için artık bir gişe filminin en önemli özelliği sürdürülebilir olup olmadığı ya da bir evren vadedip etmediği. Büyük stüdyoların tamamı yeni evrenler arayışında. Ellerindeki malzeme buna el versin ya da vermesin, onu sakız gibi uzatmaya hevesli televizyon kanallarına dönüşmüş durumdalar. 100 yıl geriden gelip bir anda yanlarında bitiveren Netflix, Amazon Prime, Hulu ve benzerleriyle rekabet edebilmek, sıcak paranın yönünü platformlardan gişeye yöneltebilmek için elde avuçta ne var ne yok Marvel evreni, DC Comics evreni, Korku Seansı – The Conjuring evreni gibi büyük, gelip gişeyi devralan, epik, güçlü, vaadi yüksek hikâyelere yatırıyorlar. Filmlerin hâlihazırda yerine getirmeleri elzem vazifelerinin arasına bir de ileride izlenebilecek filmlere dair bir ışık sunmaları eklenmiş oluyor böylece. Her “büyük” film, bir başka “daha da büyük” filmin fragmanına dönüşüyor desek yeri. Mevzu bahis popüler gişe canavarları için bu görece yeni vaziyet, serüven duygusu oluşturan bir hikaye örgüsü yaratmak, ilgi çekici karakterlerle izleyiciyi kendisine bağlamak gibi temel vazifelerini yerine getirmenin de ötesine geçmiş gibi görünüyor. Godzilla II: Canavarlar Kralı da bundan mustarip.

Şüphesiz Godzilla söz konusu olduğunda devam filmleri ve bir Godzilla evreninden bahsetmek abesle iştigal değil. Şimdiye dek yapılmış sürüsüne bereket Godzilla filmi de bunun ispatı. Lakin bir süredir canavarın sulara gömülü kaldığını da kabul etmek gerek. 2014 yapımı “yeni” Godzilla filmiyle öldü denilen canavarı dirilten, bu kitch, kült, arkaik ama her şeyiyle sinemaya has canavarın gişedeki tacını devralmasını sağlayan Gareth Edwards’dı. Bir başka “evren” filmi Star Wars: Rogue One’la da başarılı bir işe imza atan Edwards, 2014 yapımı Godzilla’da Bryan Cranston, Aaron Taylor-Johnson ve Elizabeth Olsen’e eşlik eden Ken Watanebe, Sally Hawkins gibi usta oyuncularla, öyle ya da böyle başarılı bir ‘geri dönüş’ filmine imza atmıştı. Filmin türün hayranlarını tatmin edecek bir aksiyona da, karakterler arasında gelişen güçlü bir tansiyona da sahip olduğunu iddia edebiliriz. Beş yıl sonra gelen devam filmindeyse Gareth Edwards kamera arkasındaki yerini Michael Dougherty’e bıraktı. Daha çok X-Men filmleri ve Superman Dönüyor – Superman Returns’ün senaryosuyla tanıdığımız Michael Dougherty, Edwards’ın aksine filmin tek başına bir şey ifade edebilmesiyle de, karakterleriyle de ilgilenmiyor. Bu açıdan yeni filmde tek eksik olan, yönetmen Gareth Edwards değil.

Godzilla II: Canavarlar Kralı: Benim Canavarım İyi, Senin Canavarın Kötü

Godzilla II: Canavarlar Kralı orijinal bir canavar filmi olmaya çabalamıyor, türü ya da Godzilla kültünü yenilemek gibi bir derdi olduğunu da söylemek güç. Bir tek şeyle ilgileniyor film: Bu pahalı ve devasa filmden birkaç tane daha nasıl yaparız? Film temelde Monarch adlı, yeryüzünün arkaik canavarlarını, Titanları araştıran bir teşkilatta çalışan Emma ve ailesinin hikâyesini konu ediyor. Vera Farmiga’nın canlandırdığı Emma ve eşi Mark (Kyle Chandler), beş yıl önceki Godzilla saldırısında oğullarını kaybetmişler. Bu olayın travmasıyla baş edemeyen çift ayrılmış ve Emma şimdilerde, olaylardan sağ kurtulan kızı Madison’la (Millie Bobby Brown) beraber yaşarken, baba Mark kendisini yollara vurup doğaya, kurtların yaşamını araştırmaya başlamış. Bu ailenin hikâyesine bir noktaya kadar vakıf olduğumuz filmde, Emma’nın bulduğu bir cihazla Titanların zihnini kontrol edebileceği bilgisini alıyoruz. Bu cihazın denemeleri sırasında bir grup silahlı terörist Monarch’ın gizli tesisine saldırıyor ve Emma’yla beraber kızı Madison’ı ve tabii ki Titanları kontrol edebilecekleri gizli silahı alıp kaçıyor. Grubu bulmaya yardım etmesi ve Godzilla’yla hesaplaşması için baba Mark yeniden göreve çağrılıyor. Bu noktaya kadar aslında kendi içinde tutarlı bir matematikle ilerleyen film, işlerin düğümlendiği her anında tuhaflaşıyor. Her şeyden önce Emma’nın kendisini kaçıran teröristlerle zaten işbirliği hâlinde olduğunu görüyoruz, amaçları bütün uyuyan canavarları uyandırıp dünyada denge sağlayacak bir kıyıma gitmek. Sonrasındaysa Godzilla’nın bu şuursuzca eyleme engel olmak için okyanustaki yuvasından çıkıp geldiğine şahit oluyoruz. Çünkü işler ters gidiyor; Emma ve beraberindekilerin uyandırdığı canavarlar, filmin akışını tamamen ele geçiriyor. Durdurulamaz bir güç hâline gelip yıkıma başlıyorlar. Bu andan itibaren filmin ilk 20 dakikası boyunca kurduğu çatının sapır sapır dökülüşüne şahitlik ediyoruz. Ortada ne bir aile hikâyesi kalıyor, ne durdurulması gereken manyak bir terörist grup. Film, o ana kadar bize sunulan karakterlere ne olduğunu asla umursamayacağınız türden bir canavarlar savaşına dönüşüyor. Belki de filmin yaratıcıları nazarında ilgi çekici tek şey de bu: Dev ekranda dev yaratıkların birbirlerini yemelerini izletmek. Godzilla’nın krallığının yeryüzündeki dengeyi sağladığına ikna olan ilim ve irfan sahibi karakterleri, neyi neden yaptığını anlayamadığımız terörist grubuyla Godzilla II: Canavarlar Kralı, bir noktadan sonra YouTube’da Celebrity Death Match videolarını ardı ardına izliyormuşsunuz gibi bir his yaratıyor. Zira film, bizi türlü çatışma ve yıkım sahnesinin ardından tek bir finale doğru sürüklüyor aslında, Emma’nın  uyandırdığı dev yaratıklarından üç başlı ejderha Ghidorah ve Godzilla’nın kapışmasına. Bu dövüşteki tarafımız Godzilla şüphesiz, ancak işin gülünç kısmı şu ki film boyunca canavarların saldırılarına, ölçülmüş her değerin üzerine çıkan, devcileyin radyasyona, oksijen bombasına ve nice nükleer felakete maruz bırakılan yeryüzünün ve insanlığın ‘kurtuluşunu’ izliyoruz. Arada yer yer ‘dünyayı kirlettik’, “dünyada denge şart” gibi ‘felsefi’ tartışmalar da dönüyor. Ama bunun üzerine hikâye yeni bir radyasyon ışını, yeni bir atom bombasıyla hayatına şuursuzca devam ediyor.

Olsun, yeter ki bir gişe canavarı “evrenimiz” daha olsun, gerçek evren kimin umurunda.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi