Sinema tarihinde yeniden çevrimlerin oldukça revaçta olduğu bir dönemde olduğumuz söylenebilir ancak orijinal filmin yönetmeni tarafından çekilmiş yapımların sayısı da oldukça az. Aslında bu nadir yaşanan durumun oluşması için en temelde yönetmenin kendi filmini yeniden yorumlamak istemesi gerekiyor -ki bir filmin prodüksiyon aşamaları düşünüldüğünde pek de olası bir durum değil, bunun için de ilk filmin hikâyesine çok inanması ve en önemlisi yeniden çevrimde bu inancın üstüne ekleyebileceği bir motivasyon bulması gerekiyor. Sebastián Lelio 2013 yapımı Gloria filmini Julianne Moore ile yeniden taçlandırdığı Gloria Bell ile, bu nadir görülen olayın nadir kahramanları olarak sinema tarihinde yer alan Alfred Hitchcock, Yasujirô Ozu, Michael Haneke gibi usta yönetmenlerin arasına kendi adını ekliyor. Bu okumakta olduğunuz yazıda da aslında yönetmenin Gloria karaterine neden bu kadar inandığını, onun dünyasını neden yeniden inşa etmek istediğini anlamaya çalıştığım bazı noktalara değineceğim. Çünkü her ne kadar "orta yaşlarında, dans etmeyi seven, yalnız ve tatlı bir kadın" olarak özetlense de, Gloria, sinema konvansiyonlarında büyük bir sarsıntı yaratacak güçte eşsiz bir karakter. ***Yazı Gloria Bell ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** Hareketli bir müzik çalıyor, kalabalık bir mekânın içinde dans edenler ve konuşanlar arasında ilerlerken, sırtı dönük bir kadın sakince müziğe eşlik ediyor. Sonra yüzünü dönüyor ve keyifle içkisini yudumluyor. Gözünde gözlükleriyle ve şık elbisesiyle, kalabalığın içinde ama kalabalığa karışmadan insanları izliyor, biz de onu. Gloria Bell bizi bu şekilde selamlıyor. Tüm film boyunca izleyeceğimiz, hikâyesine tanık olacağımız bu yalnız kadın, bir arzu nesnesi hâline gelmeden arzulayan ve arzulanabilir olmanın, en perişan hâlinde bile mutlu kalabilmenin, düşmenin kalkmanın, dans etmenin, kahkahanın manifestosunu yazmaya hazırlanıyor. Gloria Bell'in bu kadar ilginç bir karakter olmasının nedenlerinden biri de, şimdiye dek sinema izleme deneyimlerimlerimizin bize hatırlattığı konvansiyonlara ters düşen ama yine de bir yerden bize oldukça tanıdık gelen ruh hâli. Gloria Bell: Gözlüklerin Ardından Erkek Bakışına Fırlatılan Bakış Öncelikle, ilk sahnede gördüğümüz hâliyle Gloria Bell'in sadece fiziksel özelliklerine bakarak bile kalıplaşmış karakter tasarımlarına ait olmayan bir şey görüyoruz; bu gördüğümüz şey tüm film boyunca Gloria'nın neredeyse hiç çıkarmadığı gözlükleri. Yıllardır ataerkil bir üretim yapısı içinde olan sinemadaki kadın temsili hep tartışılmış, kadın karakterlerin stereotipleşmesinde kullanılan aksesuarın, kostümün ve saç-makyaj tasarımının temeli o kadar sağlam birer göstergeye dönüşmüş ki, bu göstergeleri gördüğü anda izleyici, karakterin nasıl bir kadın olduğuna karar verebilecek duruma gelmiş. İşte bu göstergelerin en keskin olarak tanımlanmış aksesuarlarından biri de gözlük. Klasik sinema anlatımında arzu nesnesi olan kadınların gözlük takması (elbette istisnai durumlar dışında) olağan bir durum değildir. Erkek bakışına (male gaze) göre tasarlanan kadın karakterler, izlenmesi ya da seyredilmesi hoş, "göze güzel görünen" bir yapıda tasarlanırlar ve bu kadınların kendilerinin de görme yetilerini hatırlatan gözlük gibi aksesuarlar kullanılmaktan kaçınılır. Dahası, arzu nesnesine dönüştürülen kadın karakterlerin gözlük takan yani aktif bir şekilde görme eylemini gerçekleştiren kadınlar olması pek olası değildir, çünkü "erkek bakışı" kadının yalnızca pasif bir şekilde "izlenen" olmasını tercih eder. Bu nedenle de klasik sinema anlatısı dâhilinde yer alan gözlüklü kadın karakterler arzu nesnesi olmayan, dolayısıyla "erkek bakışı" tarafından ilginç görülmeyen kadınlar kategorisine girer. İşte tam da bu noktada Gloria Bell'in gözlükleri, aslında filmin belki de en önemli ve karakterin…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Müzikleri, tutarlı sinematografisi, son derece uyumlu oyunculuğu düşünülünce bu kadar güçlü bir karakterin Julianne Moore gibi bir oyuncu tarafından da canlandırılması Gloria Bell'i izlemek için geçerli bir nedene dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: 2.2 ( 4 votes)
65

Sinema tarihinde yeniden çevrimlerin oldukça revaçta olduğu bir dönemde olduğumuz söylenebilir ancak orijinal filmin yönetmeni tarafından çekilmiş yapımların sayısı da oldukça az. Aslında bu nadir yaşanan durumun oluşması için en temelde yönetmenin kendi filmini yeniden yorumlamak istemesi gerekiyor -ki bir filmin prodüksiyon aşamaları düşünüldüğünde pek de olası bir durum değil, bunun için de ilk filmin hikâyesine çok inanması ve en önemlisi yeniden çevrimde bu inancın üstüne ekleyebileceği bir motivasyon bulması gerekiyor. Sebastián Lelio 2013 yapımı Gloria filmini Julianne Moore ile yeniden taçlandırdığı Gloria Bell ile, bu nadir görülen olayın nadir kahramanları olarak sinema tarihinde yer alan Alfred Hitchcock, Yasujirô Ozu, Michael Haneke gibi usta yönetmenlerin arasına kendi adını ekliyor. Bu okumakta olduğunuz yazıda da aslında yönetmenin Gloria karaterine neden bu kadar inandığını, onun dünyasını neden yeniden inşa etmek istediğini anlamaya çalıştığım bazı noktalara değineceğim. Çünkü her ne kadar “orta yaşlarında, dans etmeyi seven, yalnız ve tatlı bir kadın” olarak özetlense de, Gloria, sinema konvansiyonlarında büyük bir sarsıntı yaratacak güçte eşsiz bir karakter.

***Yazı Gloria Bell ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Hareketli bir müzik çalıyor, kalabalık bir mekânın içinde dans edenler ve konuşanlar arasında ilerlerken, sırtı dönük bir kadın sakince müziğe eşlik ediyor. Sonra yüzünü dönüyor ve keyifle içkisini yudumluyor. Gözünde gözlükleriyle ve şık elbisesiyle, kalabalığın içinde ama kalabalığa karışmadan insanları izliyor, biz de onu. Gloria Bell bizi bu şekilde selamlıyor. Tüm film boyunca izleyeceğimiz, hikâyesine tanık olacağımız bu yalnız kadın, bir arzu nesnesi hâline gelmeden arzulayan ve arzulanabilir olmanın, en perişan hâlinde bile mutlu kalabilmenin, düşmenin kalkmanın, dans etmenin, kahkahanın manifestosunu yazmaya hazırlanıyor. Gloria Bell’in bu kadar ilginç bir karakter olmasının nedenlerinden biri de, şimdiye dek sinema izleme deneyimlerimlerimizin bize hatırlattığı konvansiyonlara ters düşen ama yine de bir yerden bize oldukça tanıdık gelen ruh hâli.

Gloria Bell: Gözlüklerin Ardından Erkek Bakışına Fırlatılan Bakış

Öncelikle, ilk sahnede gördüğümüz hâliyle Gloria Bell’in sadece fiziksel özelliklerine bakarak bile kalıplaşmış karakter tasarımlarına ait olmayan bir şey görüyoruz; bu gördüğümüz şey tüm film boyunca Gloria’nın neredeyse hiç çıkarmadığı gözlükleri. Yıllardır ataerkil bir üretim yapısı içinde olan sinemadaki kadın temsili hep tartışılmış, kadın karakterlerin stereotipleşmesinde kullanılan aksesuarın, kostümün ve saç-makyaj tasarımının temeli o kadar sağlam birer göstergeye dönüşmüş ki, bu göstergeleri gördüğü anda izleyici, karakterin nasıl bir kadın olduğuna karar verebilecek duruma gelmiş. İşte bu göstergelerin en keskin olarak tanımlanmış aksesuarlarından biri de gözlük. Klasik sinema anlatımında arzu nesnesi olan kadınların gözlük takması (elbette istisnai durumlar dışında) olağan bir durum değildir. Erkek bakışına (male gaze) göre tasarlanan kadın karakterler, izlenmesi ya da seyredilmesi hoş, “göze güzel görünen” bir yapıda tasarlanırlar ve bu kadınların kendilerinin de görme yetilerini hatırlatan gözlük gibi aksesuarlar kullanılmaktan kaçınılır. Dahası, arzu nesnesine dönüştürülen kadın karakterlerin gözlük takan yani aktif bir şekilde görme eylemini gerçekleştiren kadınlar olması pek olası değildir, çünkü “erkek bakışı” kadının yalnızca pasif bir şekilde “izlenen” olmasını tercih eder. Bu nedenle de klasik sinema anlatısı dâhilinde yer alan gözlüklü kadın karakterler arzu nesnesi olmayan, dolayısıyla “erkek bakışı” tarafından ilginç görülmeyen kadınlar kategorisine girer. İşte tam da bu noktada Gloria Bell’in gözlükleri, aslında filmin belki de en önemli ve karakterin de en tamamlayıcı unsuru hâline geliyor. Gloria Bell, tüm film boyunca o gözlüklerin ardından dansa ve yaşama olan bağlılığını, aşkını, sevgisini, coşkusunu sonuna kadar yaşayan ve böylelikle hiç de sıkıcı olmayan bir karakter. Bu bağlamda şimdiye kadar bildiğimiz kalıplaşmış ve gösterge üzerinden tanımlanan “sıkıcı” bir karakter olarak kategorileştirilebilecekken aslında karakterin ruh hâli bu klişeyi yerle bir ediyor.

Ancak bu kadar sağlam ve beklentileri de yıkıp geçebilen bir karakter olmakla birlikte, Gloria da hemen herkes gibi toplumsal cinsiyet kodlarının ve olunması gereken “ideal kadın” formuna uymayan bir hayat yaşadığının farkında. Gloria bir gece ev sahibini arayarak üst kattan gelen gürültü nedeniyle uyuyamadığını, ev sahibinin oğlunun sorunları olduğunu söyleyerek gelen sesleri telefona dinletiyor. Bu şikayetin hiçbir sonuca bağlanmaması ve hatta şiddetli gürültünün artmasıyla birlikte, bu hakaret dolu bağırışlar doğrudan bir kadını adres ediyor ve Gloria sürekli bu sese maruz kalıyor. Bu gürültünün nedeni olan ev sahibinin oğlunu hiçbir zaman kadrajda belirmiyor ve böylelikle belli bir süre sonra, o bağırışlar neredeyse Gloria’nın içsesine dönüşüyor ve Gloria, dışarda umursamadığını düşündüğümüz toplumsal baskıyı aslında sürekli bir şekilde bu ses üzerinden evinin içinde hissediyor.

Hayatına olmasını istediği gibi devam ettiği bir noktada, yine bir bar taburesinde oturup içkisini yudumlarken, Arnold ile tanışıyor. Sonrasında yaşadıkları ilişkide -Arnold karakteri için ayrı bir film yapılması gerektiğini düşünmekle birlikte- Gloria’nın kimlikleri seyirciye en açık hâliyle sunuluyor. İyi bir anne, iyi bir sevgili, iyi bir arkadaş, iyi bir eski eş, iyi bir çocuk, iyi bir insan olabilmek için toplumsal cinsiyet kodlarındaki klişelere takılan, ideal kadın portresi çizmenin hiçbir anlamı olmadığını vurguluyor Gloria. Büründüğü her kimlikte aslında son derece başarılı ve tutarlı bir yol izlerken, Arnold’dan da benzer bir kararlılık ve açıklık bekliyor. Ancak Arnold, bir türlü Gloria’ya yetişemiyor. Onun hayatı bu kadar kolay yaşaması, “erkekler dünyayı yerle bir ederken dans etmeyi tercih etmesi,” olabilecek en zor zamanlarda bile zayıf düştüğünü de kabulenip yine de yola devam edebilmesi Arnold için neredeyse başarması imkânsız bir şey gibi duruyor. Arnold geride bırakmaya çalıştığı eski eşi ve kızlarına ne kadar bağlıysa, Gloria hayatındaki her şeyden o kadar bağımsız ama bir o kadar da onların varlığından beslenerek yaşıyor. Yine de, Gloria Arnold ile ilişkisini sürekli iyileştirmek, ona iyi gelmek isterken, Arnold onun bu çabasına bile yanıt veremiyor. Bu bağlamda en az Gloria kadar karmaşık ve hatta ondan daha derin travmalarının olduğu anlaşılan Arnold ile Gloria’nın ilişkisi son derece gerçekçi ve naif bir romantizm içeriyor.

Müzikleri, tutarlı sinematografisi, son derece uyumlu oyunculuğu düşünülünce bu kadar güçlü bir karakterin Julianne Moore gibi bir oyuncu tarafından da canlandırılması Gloria Bell’i izlemek için geçerli bir nedene dönüşüyor. 2013 yapımı Gloria kalbimizde bu kadar yer edinmişken yeniden çevrimine mesafeli yaklaşmak anlaşılır olmakla birlikte, unutmayalım, Gloria’yı herkes istiyor.

Kaynak: Mary Ann Doanne, “Film and the Masquerade: Theorising the Female Spectator” Screen, Vol23, Issue 3-4, Eylül/Ekim 1982, Sf 74–88,

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi