Altıncı His (The Sixth Sense)’le “sürpriz sonlu film” kavramını hayatımıza sokan ve kendisinden sonra çekilecek filmlere ilham veren sürpriz son fetişisti M. Night Shyamalan’ın, Parçalanmış (Split)’ın sonunda filmi Ölümsüz’e bağlaması çizgiroman tutkunu bir yönetmenin kendi mutant evrenini kurduğunun müjdecisi olmuştu. Bir auteur'ün, stüdyoların büyük bütçelerle çizgiroman uyarlamaları çektiği ve bu konuda yapılacak tüm alternatif çalışmaların son derece riskli olduğu bir dönemde, yaklaşık 20 yıl önce çektiği ve bugünkü süper kahraman temalı yapımlardan 180 derece farklı olan Ölümsüz'e devam filmi çekmesi anca Shyamalan'ın cesaret edebileceği türdendi. Nitekim, cesur bir yönetmen olması kariyerinin tüm iniş ve çıkışlarına da yön verdi. Altıncı His'le Oscar adayı olan ancak kariyerini ödül avcısı olarak geçirmek yerine önce Ölümsüz, ardından sırasıyla İşaretler ve Köy'ü çekerek A.B.D'de "Avrupa filmleri" çeken yönetmen aldığı tüm olumsuz eleştirilere karşın kariyerinin yönünü değiştirmeyerek filmografisinin en özel filmlerinden biri olan Sudaki Kız'ı ve tüm tutarsızlıklarına rağmen karakteristik bir Shyamalan filmi diyebileceğimiz Mistik Olay'ı çekti. Ne olduysa da bundan sonra oldu. Son Hava Bükücü ve Dünya: Yeni Bir Başlangıç'la artık alametifarikası filmlerinden uzaklaşarak dibi gördü. Düşüşe geçtiği düşünülen kariyerini toparladığına dair fikir birliğine varılan filmi Ziyaret (2015) ile bildiği sulara geri dönmekle kalmadı, Parçalanmış (2016)'la geri dönüşünü resmi olarak ilan etti Shyamalan. Hem ciddi dalgalanmalara sahip kariyerini toparlayacak hem de kendi yarattığı süper kahraman evreninin dağınık duran parçalarının birleşmesini sağlayacak film hiç kuşku yok ki Glass'tı. Açıkçası Glass da hiç fena başlamadı ancak süresi ilerledikçe öncül filmlerinin dünyasını da yıkarak devasa bir hayal kırıklığına dönüştü. Glass: Shyamalan'dan Sinemasına İhanet Ölümsüz'ün sonunda, David’i insanlığı korumak gibi önemli bir misyonu olduğuna ikna ederek kahramanlık sorumluluklarına iten Mr. Glass’ın aslında hikâyedeki en karanlık karakter olduğunu öğrenmiştik. Parçalanmış'ta ise çocukluğunda yaşadığı travmanın da etkisiyle çoklu kişilik bölünmesi yaşayan Kevin Wendell Crumb genç kızları alıkoymuştu. Filmde, hem ortaya çıkan diğer kişilikleri tanımış hem de son olarak ortaya çıkan 24. kimlik olan Canavar ile filmin bir anda değişen türünün etkisiyle şaşırmış; son sahnede gördüğümüz David Dunn ile iki filmin tek bir evrende birleştiğine şahit olmuştuk. Ölümsüz ve Parçalanmış’la aynı evrende geçen ve bu filmlerin devam filmi niteliğinde olan Glass’ta ise David Dunn yıllar boyunca suçluları yakalamaya devam etmiş ve bir noktada yolu genç kızları kaçıran Kevin Wendell Crumb'la kesişmiştir. Bu ikilinin karşılaşması ise ikiliyi bir tuzağa sürükler. Kevin ve David kendilerini uzun süredir arayan Dr. Ellie Staple tarafından yakalanarak bir tedavi merkezine yatırılır. Ölümsüz'ün sonunda polisler tarafından yakalandığını bildiğimiz Mr. Glass da bu tedavi merkezindedir. Aslında, filmin bu ilk bölümünün heyecan verici olduğunu söylemek mümkün. Karakterleri birbirleriyle savaştırmak yerine, kendi kimliklerini sorgulayacakları ve bu vesileyle bizlere gerçeğin ne olduğunu sorgulatacakları bir tek mekân filmi kulağa hiç de fena gelmiyor zira. Bu üçlünün kendi güçlerine yükledikleri anlam ile bu konuda uzman olduğu var sayılan Dr. Ellie Staple arasındaki tanımlama süreci de kağıt üzerinde son derece heyecan verici. Ancak, ortaya çıkan sonuç için olumlu cümleler kurmak mümkün değil. Karakterlerin sahip olduğunu düşündüğümüz yeteneklerin gerçek olup olmadığı üzerine seyirciyle oynamaya çalışan Shyamalan, bunu başaramıyor. Hiçbir filminde olmadığı kadar bolca diyalog barındıran bu filminde yazdığı diyaloglar inandırıcı olmaktan uzak. Karakterler yer yer Dr. Ellie Staple'ın söylediklerine inanıyor gibi gözükse de, Shyamalan…

Yazar Puanı

Puan - 30%

30%

Glass için iyi bir film demek mümkün olmasa da kötü bir film olmaktan çok daha önemli ve büyük bir kusuru bulunuyor; Ölümsüz'ün mirasına ihanet etmesi. Shyamalan, yeniden kariyerini toparlayabilir mi sorusuna cevabım evet ama bu kez altında kaldığı enkazdan gerçek anlamda çıkması gerekecek.

Kullanıcı Puanları: 2.8 ( 13 votes)
30

Altıncı His (The Sixth Sense)’le “sürpriz sonlu film” kavramını hayatımıza sokan ve kendisinden sonra çekilecek filmlere ilham veren sürpriz son fetişisti M. Night Shyamalan’ın, Parçalanmış (Split)’ın sonunda filmi Ölümsüz’e bağlaması çizgiroman tutkunu bir yönetmenin kendi mutant evrenini kurduğunun müjdecisi olmuştu. Bir auteur‘ün, stüdyoların büyük bütçelerle çizgiroman uyarlamaları çektiği ve bu konuda yapılacak tüm alternatif çalışmaların son derece riskli olduğu bir dönemde, yaklaşık 20 yıl önce çektiği ve bugünkü süper kahraman temalı yapımlardan 180 derece farklı olan Ölümsüz’e devam filmi çekmesi anca Shyamalan’ın cesaret edebileceği türdendi. Nitekim, cesur bir yönetmen olması kariyerinin tüm iniş ve çıkışlarına da yön verdi. Altıncı His’le Oscar adayı olan ancak kariyerini ödül avcısı olarak geçirmek yerine önce Ölümsüz, ardından sırasıyla İşaretler ve Köy’ü çekerek A.B.D’de “Avrupa filmleri” çeken yönetmen aldığı tüm olumsuz eleştirilere karşın kariyerinin yönünü değiştirmeyerek filmografisinin en özel filmlerinden biri olan Sudaki Kız’ı ve tüm tutarsızlıklarına rağmen karakteristik bir Shyamalan filmi diyebileceğimiz Mistik Olay’ı çekti. Ne olduysa da bundan sonra oldu. Son Hava Bükücü ve Dünya: Yeni Bir Başlangıç’la artık alametifarikası filmlerinden uzaklaşarak dibi gördü. Düşüşe geçtiği düşünülen kariyerini toparladığına dair fikir birliğine varılan filmi Ziyaret (2015) ile bildiği sulara geri dönmekle kalmadı, Parçalanmış (2016)’la geri dönüşünü resmi olarak ilan etti Shyamalan. Hem ciddi dalgalanmalara sahip kariyerini toparlayacak hem de kendi yarattığı süper kahraman evreninin dağınık duran parçalarının birleşmesini sağlayacak film hiç kuşku yok ki Glass’tı. Açıkçası Glass da hiç fena başlamadı ancak süresi ilerledikçe öncül filmlerinin dünyasını da yıkarak devasa bir hayal kırıklığına dönüştü.

Glass: Shyamalan’dan Sinemasına İhanet

Ölümsüz’ün sonunda, David’i insanlığı korumak gibi önemli bir misyonu olduğuna ikna ederek kahramanlık sorumluluklarına iten Mr. Glass’ın aslında hikâyedeki en karanlık karakter olduğunu öğrenmiştik. Parçalanmış’ta ise çocukluğunda yaşadığı travmanın da etkisiyle çoklu kişilik bölünmesi yaşayan Kevin Wendell Crumb genç kızları alıkoymuştu. Filmde, hem ortaya çıkan diğer kişilikleri tanımış hem de son olarak ortaya çıkan 24. kimlik olan Canavar ile filmin bir anda değişen türünün etkisiyle şaşırmış; son sahnede gördüğümüz David Dunn ile iki filmin tek bir evrende birleştiğine şahit olmuştuk. Ölümsüz ve Parçalanmış’la aynı evrende geçen ve bu filmlerin devam filmi niteliğinde olan Glass’ta ise David Dunn yıllar boyunca suçluları yakalamaya devam etmiş ve bir noktada yolu genç kızları kaçıran Kevin Wendell Crumb’la kesişmiştir. Bu ikilinin karşılaşması ise ikiliyi bir tuzağa sürükler. Kevin ve David kendilerini uzun süredir arayan Dr. Ellie Staple tarafından yakalanarak bir tedavi merkezine yatırılır. Ölümsüz’ün sonunda polisler tarafından yakalandığını bildiğimiz Mr. Glass da bu tedavi merkezindedir. Aslında, filmin bu ilk bölümünün heyecan verici olduğunu söylemek mümkün. Karakterleri birbirleriyle savaştırmak yerine, kendi kimliklerini sorgulayacakları ve bu vesileyle bizlere gerçeğin ne olduğunu sorgulatacakları bir tek mekân filmi kulağa hiç de fena gelmiyor zira. Bu üçlünün kendi güçlerine yükledikleri anlam ile bu konuda uzman olduğu var sayılan Dr. Ellie Staple arasındaki tanımlama süreci de kağıt üzerinde son derece heyecan verici. Ancak, ortaya çıkan sonuç için olumlu cümleler kurmak mümkün değil. Karakterlerin sahip olduğunu düşündüğümüz yeteneklerin gerçek olup olmadığı üzerine seyirciyle oynamaya çalışan Shyamalan, bunu başaramıyor. Hiçbir filminde olmadığı kadar bolca diyalog barındıran bu filminde yazdığı diyaloglar inandırıcı olmaktan uzak. Karakterler yer yer Dr. Ellie Staple’ın söylediklerine inanıyor gibi gözükse de, Shyamalan bizleri ikna edebilmenin yakınından dahi geçemiyor. Bu travmatik geçmişlere sahip üç karakterin zihniyle oynanan sahnelerde film bilimsel sularda yüzse de bunu yapış biçimiyle kendisini ancak komik duruma düşürüyor. David Dunn, Mr. Glass ve Kevin dışındaki tüm karakterler filmin bütünlüğünü öylesine bozuyor ki, Dr. Ellie Staple’ın bu üç karakterin yakınlarını bir odada topladığı sahnenin bu düzeyde ve tecrübede bir yönetmen tarafından çekilmiş olduğuna inanmak zor.

Ölümsüz’ün hem estetik hem de metinsel olarak türün örneklerinden çok farklı bir dünyası olduğu aşikâr. Bu sebeple ki, Glass’ın heyecan verici yanı Parçalanmış’tan ziyade Ölümsüz’ün devam filmi olması. Maalesef Shyamalan, Ölümsüz’ün estetik dünyasından çıkarak bu iki filmin dünyasını birleştirmeye çalışıyor ve ortaya tam anlamıyla olamamış bir eser çıkıyor. Hâlihazırda bu estetik olarak olmamışlık durumu senaryonun zayıflığıyla da birleşince, Shyamalan’ın “Bu fikir 20 yıldır aklımda” sözleri inandırıcılığını kaybediyor. Nitekim, Ölümsüz’ü çeken bir yönetmenin, filmi çektiği yıllarda kurguladığını söylediği bu hikâyeyi yazması kulağa çok da tutarlı gelmiyor. Özellikle, filmin son bölümü mizansen yaratmakta usta bir yönetmen olarak bildiğimiz Shyamalan’ın ellerinden çıkmışa benzemiyor. Tüm karakterleri kadraja sığdıracağım derken ortaya çizgiromanlarda dahi göremeyeceğimiz absürtlükte sahneler çıkıyor. Üstelik tüm bunlar, Shyamalan’ın türün parodisini yaptığına dair okumalarla açıklanamayacak derecede ciddi maalesef. En azından, alametifarikası olan “sürpriz son”la toparlasın diye beklerken ilk büyük sürprizini zaten hâlihazırda Ölümsüz’ü ve Parçalanmış’ı izleyen herkesin bildiği bir detayı son derece önemliymiş gibi sunarak yapması Shyamalan’ın tüm marifetini kaybettiği yönünde yorumlanabilir. Nitekim, son bölümde ortaya çıkardığı tarikatın en büyük işlevinin kalabalık kafelerde perdeleri çekerek gizlenmesi olduğunu düşünecek olduğumuzda ve Mr. Glass’ın sivri zekası sayesinde süper kahramanların varlığını tüm dünyanın öğrenmesiyle yine dini göndermelerde bulunması, büyüklere masallar anlatan Shyamalan’ın hayal dünyasının zayıfladığını düşündürtüyor.

Son kertede, Glass için iyi bir film demek mümkün olmasa da kötü bir film olmaktan çok daha önemli ve büyük bir kusuru bulunuyor; Ölümsüz’ün mirasına ihanet etmesi. Shyamalan, yeniden kariyerini toparlayabilir mi sorusuna cevabım evet ama bu kez altında kaldığı enkazdan gerçek anlamda çıkması gerekecek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi