Genius’ın Pablo Picasso’nun hayatının anlatıldığı 2. sezonu şimdiden üçüncü bölümüne erişti. Daha fazla geç kalmadan hadi hep beraber sezonun ilk üç bölümünü mercek altına alalım.

Genius’ın ilk sezonunda Einstein’ın dehasının ardındaki deliliği keşfetmiştik. Bu sezon ekranlarda Picasso’nun deliliğinin ardındaki deha misafirimiz. Bambaşka bir biyografiyle karşımıza çıkarken, geçen sezon yarattığı çizgi nasıl sürdürülecek, bir başka sezon nasıl peşinden gelecek sorusuna cevap veren kalıplar artık yerli yerine otururken, bir yandan da dizi kendi kaygısını seyirciyle paylaşmanın araçlarını üretmiş durumda.

Bölümlere odaklanmadan, genç Picasso’yu canlandıran Alex Rich’in tıpkı genç Einstein Johnny Flynn gibi muazzam bir tercih olduğunu belirtmeliyim. Yalnızca oyunculukları bakımından değil, kariyerlerinde bulundukları aşama açısından da diziye büyük değer katıyorlar. İki oyuncu da kariyerlerinde yükseldiklerinde Genius karşımıza her zaman bir kırılma anı olarak çıkacak.

Oyuncu kadrosuyla ilgili vurgulanmaya değer bulduğum ikinci detay, Misfits’ten sonra karşıma hiç çıkmamış olan Robert Sheehan’ın Carles Casagemas rolüyle karşımıza çıkmış olması. Küçük bir eğlenceli detay, geçen sezon Einstein’ı canlandıran Flynn’in (Makyajsız hâlini İstanbul Film Festivali’nde bu sene yer almış olan “Canavar” filminden anımsayabilirsiniz) Lovesick dizisinde Sheehan’ın Misfits’ten rol arkadaşı Antonia Thomas ile başrolu paylaşıyor olması. Misfits’ten pek çok oyuncunun özellikle Game of Thrones’ta karşımıza çıkmış olması itibariyle Sheehan’la hiç karşılaşamadığımdan, Picasso’nun pek sevdiğim Mavi Dönem’inin ilham kaynağı olan Casagemas rolünde oyuncuyu görmek bu sezon benim için büyük bir kişisel artı olarak değerlendirebileceğim bir sürpriz.

***Yazının bundan sonraki bölümü Genius 2. sezon ilk üç bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Genius 2. Sezon 1. ve 2. Bölüm: Guernica’nın Hayata Geçme Hikâyesi

genius-2-sezon-filmloverss

Tıpkı ilk sezon olduğu gibi kronolojik değil, hatıratların birbiriyle bağları üzerine kurgulanmış bir olay akışı söz konusu. Birinci bölüm Picasso’nun doğumu, babasıyla ve partnerlerinin bir bölümüyle ilişkileri, çocukluğu gençliği ve yaşlılığından pek çok anla dolu. Fakat bölümün etrafında döndüğü esas hikâye, Guernica’nın hayata geçme öyküsü. Guernica’ya yönelik tartışmanın kaçınılmaz olarak Franco’ya karşı muhalefet üzerinden dönmesi, ilk sezonda Einstein’ın Nazi Almanyası karşısındaki tavrıyla ciddi paralellik içerisinde. Tarihte faşizme karşı direnişin önemli temsilcileri haline gelen bu iki ismin de dizide bu mesele üzerinden ağırlanma biçimlerini takdire şayan buluyorum. Büyük kahramanlar değil, devrin koşullarında belli bir vicdani muhakemesinin sonucunda kişisel kaygılarını yenmeye karar veren insanlar olarak tanıtılan Einstein ve Picasso, dizinin kendini konumlandırdığı tarih analizi geleneğine dair de ciddi bir ipucu sağlıyor.

İlk sezonla arada faşizm karşısında mücadele teması kadar, iki ismin monogamiyi rafa kaldıran bakış açıları da ciddi paralellik içerisinde. Tıpkı Einstein’ın monogamiyi otoriteye boyun eğiş olarak sınıflandıran konuşmasının bir benzeri, Picasso’nun uzun soluklu partneri Dora’nın ağzından bir kez daha seyirciyle buluşuyor. Masaya yatırılan tek kurum evlilik ve tek eşlilik değil elbette: dinle ilişkisi Einstein kadar mesafeli olmayan Picasso’nun inancını kurumsal olarak kabul edilen genellemeler üzerine kurgulamıyor olduğuna dair bu sezon pek çok ipucuna sahibiz. İlki bu bölümde Picasso’nun sanatını kızkardeşinin ölümüyle nasıl ilişkilendirdiği üzerinden açığa çıkıyor.

İlk sezon dizide kadınların temsili hususunda oldukça olumlu şeyler söylemek mümkündü. Bu sezon, “bir erkeğin arkasındaki kadın” sembolizmini çağrıştırabilecek unsurlar birer birer denklemden çıkartılıyorlar. Genius, biyografisi anlatılan insanların partnerleriyle ilişkilerini anlatırken, kadınlara o dönem atfedilen rolleri genellemeye düşmeden aktarma konusunda bu sezon daha da başarılı. Kadınların üzerindeki tahakküm mekanizmaları (şiddet, cinsel saldırı, flört şiddeti, erilleme, aşka bulama vs.) hikâyelere aktarılırken, bir yandan kadınların gizlenen tarihinin bir kısmı da açığa çıkarılıyor. Şu ara sık rastladığımız popülist bir feminist tavırla değil, Joan W. Scott’ın “Tarihsel Bir Analiz Kategorisi Olarak Toplumsal Cinsiyet” adlı kitabında teorik temellerini attığı, feminist tarihçilerin eleştirel bakış açısından anlatılıyor. Gelecek sezon Marry Shelley’nin hayatını anlatmaya hazırlanan Genius’ın “popülizme yenik düştü” saldırısına maruz kalmasının, kadın başrolle yola devem etme kararı alan diğer pek çok yapıma kıyasla daha bile haince buluyorum bu teorik temelden ötürü. Bu süreçte kişisel olarak tek karşılanmayan temennim, II. Dünya Savaşı etrafında gelişen zaman akışının bozulmayıp da, üçüncü sezonda zaten bir kadın dehaya yer verileceğinden emin olduğum için Simone de Beauvoir’ın hayatının anlatılmasına yönelik pek şahsi beklentim oldu.

İlk bölüm belirttiğim üzere, daha çok Guernica’nın nasıl hayata geçtiği, Picasso’nun hayatının hangi evrelerinden nasıl ilhamlar alarak tabloyu hazırladığı, o esnada kişisel olarak neler yaşıyor olduğu etrafından şekilleniyor. 2. bölüm ise bunu tamamlayan bir bölüm daha ziyade. Aynı zaman aralığında yayınlanacakları için, kurgusu ortak yapılmış bu iki bölüm ve üçüncü bölümü bu sebeple iki ayrı başlık olarak ele aldım ben de. 2. bölümün sonunda ise, genç Einstein Flynn gerçek hayattaki hâliyle seyirciye küçük bir sürpriz olarak kısa bir sahnede yer alıyor.

Genius 2. Sezon 3. Bölüm: Picasso’nun Mavi Dönemi

Üçüncü bölümün başı itibariyle yeni karakterlerle karşılaşmaya başlıyoruz. Kimin kim olduğunun izini sürebilmek için birilerinin isminin takdim edilmesini beklemek yerine bölümü izlemeden önce bölümde yer alan oyuncuların karakter isimlerine bir bakmanızı tavsiye ederim. Picasso’nun hayatının karmaşıklığı karşısında Einstein’daki takip kolaylığı bir nebze yok olmuş durumda. Yeni bölümleri beklememiz gerektiği için, muhtemelen bölümler bir arada izlenince böyle bir karmaşa doğmayacaktır ama şu aşamada dizinin sunduğundan daha fazla bilgiye erişmek olay akışını anlamayı kolaylaştıracaktır.

Bu bölüme gelmeden Banderas’ın Picasso olarak performansına atıfta bulunmak istemedim, çünkü ilk iki bölümde Picasso ve Banderas’ı özdeşleştirememiştim. Belki gözüm alıştığı içindir ama üçüncü bölümde Banderas’ın Picasso performansını tarihsel açıdan daha uygun buldum. Picasso’nun mavi dönemi, kendisi de bir kübist olan Max Jacob’la arkadaşlığı eşliğinde bu bölümün ana olayını teşkil ediyor. Picasso’nun mavi dönemi, yasını ifade etme biçimiyken, bir toplama kampında ölmüş olan Max Jacob’ın hikâyeye dahil edilme şekli, Genius’a bu sezon queer dokunuşlar da ekliyor.

Bölümün başında Picasso’nun önemli partnerlerinden biri olan Fernande Olivier ile de tanışıyoruz. Yaşlı Picasso’yla Françoise Gilot’nun ilişkisinin de dallanıp budaklandığı bu bölümde, bu iki kadının Picasso’nun öyküsünün günümüze aktarılmasına olan katkılarına ciddi göndermeler var. Fakat sezonun başından beri sezdiğim bir perspektif, “dahi” diye tanımladığımız insanların, çevrelerinden azade bir varoluşlarının olmadığı, Howard Becker’ın Sanat Dünyaları’nda aktardığı perspektiften bizlerle buluşuyor. Dizinin üretildiği bağlamı da aktaran bu kısmı alıntılamak istiyorum:

“İnsanlar benim bir dahi olduğumu, her şeyi kolayca ürettiğimi düşünüyor, ama gerçeği söylemek gerekirse hiçbir şeyi yalnız yapmadım, bana pek çok insan yardım etti.”

Bu cümleler, çok kuvvetli olsalar da, bana bir taraftan dizinin açıklarından birini kapatma girişimi izlenimi de verdi. Bu sezonun en zayıf halkası, senaristlerin sanat tarihi üzerine iyi çalışmış olsalar da, bunun seyirciye aktarımıyla ilgili sıkıntılar var. Picasso’yu iyi tanıyan biri olarak diziyi durdurup ilgili referansı arama ihtiyacını çok fazla duydum. Bununla beraber dizide aktarılan Paris’le ilgili de sıkıntılarım var. Bir yandan Woody Allen filminden fırlamış gibi, bir yandan da o dönemin sanatçıları arasındaki yoğun alışverişi anlatmakta başarısız. Açıkçası bu son tespitleri yan yana koyabilmiş olmak bile beni şaşırtıyor. İlk üç bölüm de Picasso’nun bireysel hayatına odaklanırken, Kübizmin tarihini kaçırıyor gibi. Paris’in sanatçılar için temin ettiği ağlar lafta geçse de atmosferin bir parçası o kadar da olamıyor. Bu da Einstein’ın hayatını göreliliği es geçerek anlatmaya benziyor biraz. Elbette akımın diğer temsilcileriyle karşılaşıyoruz, ama dediğim gibi, bilgi eksiklikleriniz anlatıyı yakalamanızı zorlaştırabilir.

Bu son tespitlerim, henüz sezonun başında olduğumuz için ilerleyen bölümlerde geçersiz olabilirler. Özellikle de dördüncü bölümde Picasso’nun ünlü oluş sürecine esas girizgahı yapacağımız için bu hususta umutluyum. Ayrıca ilk sezon tuttuğu için devam etme kararı verilen bir dizi için Genius 2. sezon ile çizgisini ve seyir keyfini tam gaz sürdürüyor. İlerleyen yıllarda öğretici oluşu bakımından da önemli bir klasik olabileceği kanaatindeyim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi