Picasso’nun hayatının mercek altına alındığı ikinci sezonun kurgusu ne kadar yergiye açıksa, Banderas’ın oyunculuğunu bir o kadar övmek gerek. Bu bölümde Picasso’nun kimi ilişkilerinin başlangıç ve sonlarını daha yakından keşfederken, hayatının son yıllarını beraber geçirdiği ikinci eşi Jacqueline’le de tanışıyoruz.

***Yazının bundan sonraki bölümü Genius 2. sezon 9. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Genius 2. Sezon 9. Bölüm: Françoise’ın Vedası

Bu bölümde en azından pek çok kurgusal hatanın yapıldığının ve feminist tonasyonun nasıl tam tersine döndüğünün ayırdına vardım. Senaristler ilginç bir şekilde Picasso’nun hayatına giren kadınlar arasında en bağımsız kararlar alabilmiş olan Françoise Gilot’ya öncelik vererek bağımsız kadın temasını ön plana çıkarmışlar. Fakat bu, neoliberal anlamda feminist tanımına sığdırılamayan yani kendi parasını kazanmayan, kariyerinden vazgeçen, her anlamda bağımsız olsa da duygularıyla hareket eden diğer tüm karakterlerin hikâyede cezalandırılmasına yol açmış. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir tarih dizisinde devrin gerçeklerini yansıtmayacak bir biçimde yansıtılması zaten başlı başına sıkıntı, ama bir de dizinin bu kurgusuyla gurur duyuyor olabileceğini fark edince sinirlenmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Bu kurgunun özellikle gelecek bölüm keskinleşmesini bekliyorum çünkü son sahnede Picasso’ya takdim edilen Jacqueline Roque, Picasso’nun ikinci eşi ve aralarındaki dinamikler fazlasıyla tahakküm üzerine kurgulu. Çok evveliyatından spoiler vermemek için detaylandırmayacak olsam da, Dora’nın dönüşü ve Jacqueline’le tanışmamız birbirinden tümüyle bağımsız durumlar değiller. Geneviève Laporte’la ilişkisinin zaten git gide çirkinleşeceğini de göz önünde bulundurunca, dizinin kadın karakterleri yansıtmaktaki başarısızlık düzeyinde artış yaşamamız şaşırtıcı olmaz.

Keza bu bölümde Marie Therese’le Picasso’nun ilişkisinin başlangıcına sonunda varmış olmamız da yine böyle bir unsur olarak karşımıza çıktı. Hatta dizi, ilişkinin sınırlarında kalmayıp bizzat Maya’ya Françoise’ın annesinden daha bağımsız bir kadın olduğu vurgusunu yaptırttı. Fakat dizi bu “bağımsızlık” mesajını aktarmakta o kadar yetersiz ki, kariyer sahibi olmak ve yeni bir adama denk gelmek üzerinden bir Gilot portresi çiziliyor. Evet, Gilot’nun ağzından çıkan sözcükler bu yönde değil, hatta oldukça güçlendiriciler ama daha önce de bu sezonun sıkıntılarından birinin kurgunun başka bi hikâye anlatmasının üzerinin diyaloglarla örtülmeye çalışması olduğunu söylemiştim.

Picasso’nun “Deli kadın olarak anılacaksın.” suçlaması karşısında, öyle anılan kadınların bu bölümde gözümüze sokulmasından oldukça rahatsızım. Dora Maar’ın portresinden rahatsız olduğumu zaten çok daha önceden belirtmiştim. Geriye kalan iki bölümde artık bunların toparlanabileceğine dair pek bir umudum da kalmadı.

Es geçemeyeceğim nokta ise başta da belirttiğim üzere Banderas’ın oyunculuğu. Alex Rich’in Picasso portresini özümseyip, kendisinin canlandırdığı daha genç zamanlarda izleyiciye yumuşak bir geçiş yaptıran Banderas’ın, Genius’taki diğer her şeyin gölgesinde kalması beni çok üzüyor. Sadece Banderas değil, bütün oyuncular aynı tehlikeyle yüzleşmek durumunda kaldılar. Bayat diyaloglar maalesef çok iyi performansları yutuyor.

9. bölümün yine de önceki bölümlerden farklı olarak mantıksal açıdan daha anlamlı olduğunu da söyleyebilirim. Dizi belki bir Netflix yapımı olsaydı, olay akışı bakımından kimi hikâyelerin dört beş bölüm sonra kendini tamamlıyor olması daha tolere edilebilir bir durum olabilirdi. Fakat Genius, 2. sezonunda izleyicinin yapımla haftada bir buluşuyor olmasını pek o kadar umursamıyor. Kısacası birden fazla hatanın sistematik olarak sürdürüldüğü bir düzleme girdik. O yüzden bu bölümdeki gibi Marie-Therese’in ya da Dora’nın hikâyesinin başlangıcının, anlatılması beklenenin aksine bu kadınlara bir boyut kazandırmıyor, aksine onları oldukça klişe tipolojilere gönderiyor. Üstelik dizi doğası itibariyle bu tarz bir tipolojiye gönderme hikâyesinden, Picasso’nun sanatından faydalanıp estetik olarak da yararlanılabilirdi. Oysaki tek gördüğümüz birkaç küçük deneysel sahneden (Braque’la kübizmin temelini attıkları gece veya Picasso’nun absinthe etkisiyle şekilleri farklı görmeye başlaması gibi) ibaret olarak kaldı. Oysaki Picasso, bütün partnerlerinin portrelerini, onlarda gördüğü karakterlere dair ciddi imgelemler içeren bir biçimde resmetmiş bir isim. Üstelik, dizi aslında hayatını farklı bölümlere ayrılmış bir biçimde o dönem yaptığı eserlere bağlamaya çalışırken bir strateji olarak kullanmayı da deniyor. İzleyiciye bunun yansıtılamaması, bunun hiç denenmemiş olmasından çok daha kötü. Dizinin en başında umutlandığım portrenin bu kadar uzağına düşmemiz karşısında hâlâ şaşkınım. Umarım son iki bölümde en azından Genius’la ilgili genel izlenimleri değiştirecek adımlar atılır. Keza kadın portrelerinden umudu kesmiş olsam da 9. bölüm en azından sezonun öncesini düzenleyebilecek unsurları bünyesinde barındıran bir bölüm olarak karşımıza çıktı. Gelecek bölümler de en azından bu alt sınırı tatmin eder diye temenni ediyorum. Bundan sonra daha yaşlı, daha huysuz ve onun istisnasız her işini gören bir partnere sonunda kavuşmuş bir Picasso izleyeceğiz. Senaryo açısından pek fena bu durum, Banderas’ın oyunculuğunu coşturması için önemli bir fırsat olacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi