Genius, Picasso’nun hayatının ele alındığı 2. sezonuna 10. bölümün yayınlanmasıyla birlikte veda etti. İlk sezonun performansından bir hayli uzakta olan bu sezon üzerine son bir kez konuşalım.

Genius’ın ikinci sezon macerasını sonlandırmış bulunmaktayız. Banderas’ın muazzam performansının, Picasso’nun hayatının senaristlerce şekle şemale sokulamayışını bastıramadığı bu sezon kendi adıma hayal kırıklıklarıyla doluydu. Öyle ki sık sık dizinin geleceğinin de tehlikeye düşmüş olabileceğini gündeme getirdim. Özellikle de ana karakterin bir kadın olduğu gelecek sezon öncesinde, kadın karakterlerin portrelerinde sistematik bir sıkıntı yaşanmasını sık sık dert edindim. Bu yazıda hem onuncu bölüm, hem de sezonun tamamı hakkında en son yorumlarımı yapıp da ikinci sezonla artık vedalaşıyorum.

Öncelikle hepinize bir özür borcum var: sezon finaline bir bölüm daha uzaktayız sanıyordum çünkü Imdb’de dizi 11 bölüm şeklinde yer aldı son ana kadar. Oysa ki dizi geçen sezon olduğu gibi on bölümden oluşuyormuş. Elbette bu yanılgımın yegane kaynağı Imdb değil, dizinin toparlaması gereken pek çok noktanın var olmasıydı. Haydi, hep beraber dizi bunu başarabildi mi sorusuna bir yanıt bulmaya çalışalım.

Genius 2. Sezon 10. Bölüm: Picasso ile Yaşamak

Açıkçası bölümün başında o kadar çok Françoise’a odaklandık ki, bölüm bilgilerini kontrol etmeden yola koyulsam hâlâ totalde 11 bölüm olacağını düşünürdüm. Françoise’ın neden bu denli sürücü koltuğunda olduğunu anlamakta büyük zorluk çekiyorum. Elbette Françoise Gilot’nun “Picasso ile Yaşamak” kitabının sanatçıyı anlamakta en çok başvurulan eserlerden biri olmasının etkisi göz ardı edilemez, fakat dizinin bir tarih dizisi olma vasfıyla alması gereken mesafeleri alamamış olmasını açıklamaya bu kitap pek de yetmiyor.

Geçen yazıda Picasso’nun, ikinci karısı Jacqueline üzerinde korkunç bir tahakkümü olduğunu vurgulamıştım. Ama bölümün başı itibarıyla huysuz, bu yüzden de katlanılmaz bir kadın portresi çiziliyor. Picasso ise bu huysuzluğu idare etmeyi öğrenmiş bir figür gibi şekillendirilmiş. İlerleyen dakikalarda bu imaj görece dönüşse dahi, Jacqueline ve izleyici baştan koparılıyor.

Françoise gibi kadınların güçlü olabilecek tek kadın figür olması, feminizmin neoliberalizm tarafından indirgendiği durum ve sezonun başından beri Françoise gibi olmayan kadınlar -yani kariyerini diğer her şeyin önüne koymuş, ekonomik bağımsızlıkları için her alanda mücadele eden, hayatına giren insanlardan her an kendisi için vazgeçebilecek olan- Françoise gibi olmadıkları için dizi tarafından yargılanıyor. Oysa tarihi bir biyografi, kurgusal olmayan karakterlerine hassasiyetle yaklaşmalıydı. Yani Françoise bağımsız olma mücadelesi veren bir kadın olarak övgüleri hak ediyor. Fakat güçlü bir kadın olmak için farklı denklemlerle hareket eden diğer portrelerin dizi tarafından bu denli yargılanması anlaşılır gelmiyor bana hâlâ. Bir taraftan da Picasso’nun hayatındaki insanlara çektirdikleri dizi tarafından örtbas edilmiyor, ama dehasından gelen çocuksuluğun doğallaştırılmasıyla meşru bir zemine oturtuluyor. Fakat bu mesajın tahsis edilmesinden daha büyük problem, dizinin bunu yaptığının farkında olmayıp da Picasso’yu eleştirdiğini zannetmesi. Fakat heteroseksüel ilişkilerde erkeklerin kadınları manipüle etmek için kullandığı nice taktik dizide bir aşk gösterisi olarak duygulu müzikler ve dramatik sessizliklerle son ana kadar sürdürülmüş durumda.

Dizinin anlatısındaki aksaklıkların hatırı sayılır kısmının, Picasso’nun nasıl aktarılacağı konusunda yaşanan çekimserlikten geldiğini fark ettim. Dizinin yapımcıları, Picasso hakkında anatılanları birbiriyle ve davranışlarıyla örtüştürmekte çok zorlanmış durumdalar. Einstein için işe yaramış olan “özel hayatında sorumsuzdu ama çok da büyük bir insandı” denklemi Picasso’ya uyarlanamıyor, çünkü yapımcı ve senaristler şiddet uygulayıcı kimsenin otomatik olarak bir canavar olduğu fikrinden uzaklaşamamış durumdalar. O yüzden de anılarında karşımıza çıkan detaylar, Françoise dışındaki diğer tüm kadınlara yüklenmiş durumda. Oysaki cinsel, fiziksel veya psikolojik şiddet uygulayıcıları canavar değil, hepimizin hayatta sevdiği, iyi anlaştığı, ilişki içerisinde bulunduğu insanlar. Picasso da zaten kadınların üzerinde kurduğu tahakkümlerden sebep bir canavar değil, pek çok ayrıcalıklı erkek gibi bu kimliğin avantajlarından faydalanmış, bu kimliği eleştirel bir perspektife sokmamış bir başka birey.  Picasso’nun tahakküm uygulayıcılığını örtbas etmeden, hayatındaki kadınların davranışlarıyla gerekçelendirmeden, dizinin konseptine uygun bir biçimde tarihsel bir bağlamda yansıtmak mümkündü. Üstelik böyle bir anlatı tercihi sadece hayatına girmiş olan Françoise dışındaki kadınların değil, aynı zamanda da Picasso’nun kendisinin de daha az olumsuz yargıya tabi tutulmasını sağlardı. Bu açıdan bakınca neden bu sezon boyunca hep feminist bir pencereden diziye yüklendiğim sanırım anlaşılıyordur. Eğer dizi Picasso’nun davranışlarına bu kadar olumsuz bir pencereden bakmasa, anılarını aktarmanın ona bir saldırı olarak anlaşılacak olmasından korkmasa hakkında olumsuz yargıyla yola çıkılan detayları açıklamak için yük kadınların omzuna bindirilmeyecekti. Böyle bir durumda da kafamızı kurcalayan detayların arasında kaybolduğumuz bu geniş anlatı ortaya çıkmayacaktı.

Vesselam tüm bu saydıklarıma karşın, “İyi bir final izledik” cümlesini gönül ferahlığıyla kurabiliyorum. Şaşırtıcı, duygu dolu ve Picaso’yu hak ettiği saygıyla anan bir final karşımıza çıktı. Hatta Picasso’yu aşan, hepimizin kendi deneyimlerinden bireysel bir parça bulabileceği bir noktaya parmak bastılar demem dahi mümkün. Dizi hatalarını örtbas edemedi ya da birinci sezonun performansına yaklaşamadı ama son anda bir biyografi serisi olarak kendini akladı diye düşünüyorum. Elbette Genius bu ikinci yolculuğuyla izleyicinin bir kısmının Picasso hakkında bilmediklerini öğrenmesine de vesile oldu.

Mary Shelley’nin hayatının ele alındığı 3. sezon, yayınlanan fragmanlar itibariyle ilk iki sezondan daha fazla merakımı kabartsa da, bu sezon düşülmüş olan hatalar endişelerimi artırmış durumda. Hep beraber üçüncü sezonun seyrinin nasıl olacağını bekleyip keşfedeceğiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi