Bir imajlar bütünü olarak her sinema filminin -çoğu sinema filminin diyelim- güçlü anları vardır. Bu güçlü anlar bazen filmin bütünün önüne geçer. Filmi, fikrin etrafına yığılmış görüntüler bütününe dönüştürebilir. Bazı filmler ise akılda kalıcı görüntüleri ile ön plana çıksa da, yıllar geçtikten sonra filmi düşündüğümüzde o görüntülerin neden “akılda kalıcı” olduğunu anlarız: çünkü o güçlü anlar bütünlüklü bir anlatının parçalarıdır. Elem Klimov’un Gel ve Gör – Idi i Smotri (1985) filmi de işte güçlü anlar, akılda kalıcı ve kültleşmiş planları ile derinlikli bir anlatı sunan filmlerden biri. Üzerinden geçen neredeyse 35 yılın ardından Gel ve Gör, faşizmi, II. Dünya Savaşı’nı veya savaşı anlatan pek çok filmin aksine zamana yenik düşmemeyi başaran bir film.

1942 yılında Ales Adamovich daha on beş yaşındayken Nazi işgaline karşı savaşan Belaruslu partizanlara katılır. Yaklaşık iki yıl boyunca Nazilerle savaşırken köylerin yakılışına, insanların ve hayvanların katledilişine şahitlik edecektir. Bundan 35 yıl sonrasında yönetmen Elem Klimov ile, kendi anılarına dayanan bir senaryo yazar. İşte bu senaryo, özellikle de Khatyn köyünde insanların canlı canlı yakılışı, filmin temel çıkış noktası olacaktır. Adamovich ve Klimov, filmi 1977 yılında yapmaya başlarlar. Hedefleri 1985’te savaşın bitişinin 40. yılına filmlerini yetiştirmektir. Sovyet sinema sistemi içerisinde “yavaş” işleyen bürokrasiyi hesaba katacak kadar öngörü sahibidirler de aynı zamanda… 

Film tamamen Belarus topraklarında Belarusça ve bölgenin halkından oyuncularla çekilir. Amaç, 40-45 yıl önce yaşanan acıların ekildiği topraklardan bir çığlık yükseltmektir gerçekten de. Klimov ve Adamovich, filmde gösterilen her şeyin gerçek olduğu konusunda da ısrarcılar. Gel ve Gör de zaten bunu kendinde somutlaştıran bir isim. Neler yaşandığını görmeye davet ediyor bizleri; bir belge niteliğinde ama form olarak bir belgeselden epey uzak bir eserle karşı karşıyayız.

Gel ve Gör, 15-16 yaşlarındaki bir çocuğun – Aleksei Kravchenko’nun muhteşem bir performansla canlandırdığı Flyora’nın – bir silah bulması ve annesine rağmen partizanlara katılmaya karar vermesi ile başlıyor. Flyora partizanlara katılıyor ama genç ve tecrübesiz olduğu için botlarını yaşlıca bir partizana vermesi söyleniyor ve geride bırakılıyor. Fakat, geride Glasha isimli genç bir kızla tanışıp vakit geçirirken, Nazi saldırısının ortasında buluyor kendini. Bu saldırıdan kaçmayı başardığında ise, pek çok katliamın ve cephe gerisindeki trajedinin içinde işgal bölgesinde oradan oraya savruluyor.

İnsanlığın Utanç Anları

Klimov, Gel ve Gör sonrası film yapmadı. Yapabileceği her şeyi yapmış olduğunu hissettiğini söylüyordu röportajlarda. Ancak bu filmin yönetmen için bir nevi travma olduğunu ve onu ölümüne kadar yalnız bırakmadığını söyleyenler de var. Gerçekten de filmin, yaşattıkları ile bir yolculuğa ama korkunç, insanlığın utanç anlarının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarttığı doğru. Filmin en can alıcı sahneleri ise şüphesiz Khatyn köyünde yaşanan katliam. Her şeyin basit bir oyun gibi gerçekleştiği o sahnelerde Flyora’nın her şeye tanıklık edişini gördüğümüz gibi biz de ne olduğundan, neler olacağından habersiz bir köylü gibi dâhil oluyoruz filme. Onlardan biri oluyoruz, Elem Klimov’un kendini unutturan kamerası bizi köyde dolaşan bir hayalete çeviriyor. Korkunç bir kalabalık ve kaosun içinde adım adım tahmin ettiğimiz ama inanmak istemediğimiz bir sona doğru ilerliyoruz. Bu kalabalık sahnelerin yönetimi belki sadece Francis Ford Coppola’nın Kıyamet – Apocalypse Now filmi ile kıyaslanabilir. Fakat, Coppola bize zalimin bakış açısından yabancılaşma fırsatı tanırken, Klimov Gel ve Gör’de bizi mazlumun ta kendisi yapıyor. Coppola’nın filminin aksine Gel ve Gör varoluşsal bir anlatı değil, var olmaya çalışanların çığlığı; bir daha yaşanmaması gereken ancak 1985’te de 2019’da da hâlen daha var olan savaşın ve faşizmin ne olduğunu gözler önüne seren bir başyapıt.

Gözlerimizin önünde yaşananlar insanlığı yitirmenin ne kadar kolay olduğunu gösterirken, katliam sonrası partizanların eline geçen SS subayları ve komutan ile karşılaştığımızda yine de o öfkeyi yaşayamıyoruz. Adil olmayanın karşısında kendimizi tutmak ve adaleti yeniden tesis etmek için şaşırtıcı bir iradeye sahip oluyoruz. Sonunda ne olacağını ya da olması gerektiğini bilsek de… 

Elem Klimov’un son filmi, yani sinemaya erken vedası Gel ve Gör, bir saniyeliğine bile sinizme, karamsarlığa yenik düşmeden, öte yandan da kendine acındırmadan, hakiki bir görevi ifa ediyor. İnsanlığın karanlık çukurlarının ne kadar dibe gidebildiğini gözler önüne sererken, bu karanlık çukurdan bize bir şekilde çıkış olduğunu ima etmeden durmuyor. Savaş, var oluş ve insanlık üzerine yapılmış en önemli eserlerden biri olmayı hak ettiğini de kendini bu şekilde konumlandırmayı başararak gösteriyor. Filmin finalindeki etkileyici montaj ve Flyora’nın bir partizan olarak “mücadele” içinde tamamen yer alışı, zifiri karanlığa çakılmış bir çakmak gibi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi