İngilizcede yerleşmiş bir kullanım olan “to gaslight someone” bireye uygulanan psikolojik bir manipülasyon çeşidini tanımlasa da bu kullanımın Türkçede birebir karşılığını bulabilmek pek mümkün değil. Dillerin, kültürün yarattığı ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendiği göz önünde bulundurulduğunda, içinde yaşadığımız toplumda “gaslight” uygulanmadığından bu tanımlamayı karşılayacak bir kelimeye sahip olmamış olabilir miyiz? Ya da araştırmalara göre genel anlamda erkeklerin uygulamayı tercih ettiği görülen bu manipülasyon çeşidi ile kadınların daha “sokakta özgürce yürümek” gibi temel haklarını elde etmenin mücadelesini verdiği günümüzde, partnerlerinin onları maruz bıraktığı bu psikolojik şiddeti tanımlamaktan uzak olduğu söylenebilir mi? Tüm bu soruları irdelemeden önce kavramın ismini aldığı Gaslight  (1944) filminin konusundan bahsetmek hem filmi çözümlemek hem de bahsi geçen tanımı anlamamız konusunda da bize yardımcı olacaktır.

Gaslight ve Duygusal Manipülasyon

Annesi ve babasını kaybettikten sonra bir opera sanatçısı olan teyzesiyle birlikte yaşayan ve onu adeta annesi olarak gören Paula, bir gece aniden kalkma isteği duymasının üzerine teyzesinin cesediyle karşılaşır. Mücevherlerini çalmak isteyen biri tarafından öldürülen teyzesinin kurban gittiği cinayet çözülemez. Geçmişi geride bırakmak adına Londra’dan uzaklaşan Paula hayatının aşkıyla tanışır ve romantik bir aşk hikayesi yanılsaması yaratan filmin yaklaşık ilk yarım saati, hikayenin gerilimini başarılı bir şekilde saklar. Paula ve Gregory birbirlerine aşkla bakan bir çifttir ve Gregory’nin Londra’ya taşınmak istemesi üzerine Paula yeniden, teyzesinin öldürüldüğü eve yerleşir.

Unutkanlık, birçok şeyi kaybetme, sürekli yorgun olma ve en sonunda histerik tepkiler çerçevesinde gelişen bu ithamlar, Paula’nın gitgide kendisini daha fazla sorgulamasıyla içinden çıkılmaz bir hâl alır. Gerçekten de Paula nereye koyduğundan emin olduğu birçok nesnenin kayboluşunu deneyimler. Gregory bestelerine ağırlık vermek adına kiraladığı daireye gittiğinde, gaz lambalarının ışığının git gide azalması ve evde duyduğu ayak sesleri ile kendisini Gregory’nin olmadığı anlarda tekinsiz ve güvensiz hissetmeye başlar. Tüm bu tekinsiz hava, Gregory eve döndüğünde dağılır. Yavaş yavaş histerik ve hasta olduğu iddiasına inanmaya başlayan Paula, Gregory’ye bağımlı hale gelir ve onun gözüne girmeye çalışır. Ancak film, tüm bu histerinin tek sebebinin evde saklı olan mücevherlere ulaşmak isteyen teyzesinin katilinin aslında Gregory olduğunu ve uyguladığı bu sistemli manipülasyonla Paula’yı saf dışı bırakmak istemesi olduğu gerçeğini açığa çıkarır.

“Manipülasyon, terimin yaygın anlamında, kendi iktidarını yerleştirme yönündeki az çok bilinçli bir hedefe yönelik olarak çiftler arasında –hatta her grubun içinde– uygulanan küçük entrikaları kapsar. Bunlar, maruz kalan erkek ya da kadın için nahoş durumlar olsa da, yine de suç teşkil etmez. Her insan ilişkisi bir güç ilişkisine yol açar; kimse bundan kaçamaz. İlişki, günümüzde eşlerin dahil olduğu koşullardan destek alan kaçınılmaz mekanizmaları içerir. Karşımızdaki kişi genellikle acilen tatmin bulması gereken bir nesnedir; ve bu doygunluğa bir kez erişildiğinde çatışmalar dayanılmaz “gibi gelir” ve kopmaya yol açar.” İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon adlı kitabında Pascale Chapaux-Morelli ve Pascal Couderc manipülasyonu böyle tanımlıyorlar. Gregory’nin sistematik bir biçimde tekrarlar ve hileyle Paula’nın kendine olan güvenini ve inancını baltalaması, sonunda bu güvenin yok olmasıyla sonuçlanıyor. Bir kolyeyi nereye koyduğundan dahi haberdar olmadığı kendisine hissettirilen Paula, kendini yetersiz görürken zihninde gücün sahibi olarak Gregory’yi belirliyor. Bunca “hatasına ve yetersizliğine” rağmen onun yanında bulunan Gregory’nin varlığı ise Paula için bir lütfa dönüşüyor. Günümüzde benzeri manipülasyonlara maruz kalarak kendisine duyduğu güveni kaybeden kadınların genellikle içinde bulunduğu bir düşünce biçimi olarak “beni ondan başka kimse sevmez” cümlesi Paula’nın da Gregory’ye yönelik bir bağımlı olma hâli geliştirmesine sebep oluyor.

Yoğun bir manipülasyonun temelinde yatan durumun narsistik sapkınlık olarak tanımlandığını söyleyebiliriz. Narsistik sapkın “durumları tersine çevirir (maruz kalan kişi aniden suçlu olur), karşısındakinin varlığını bile kabul etmezken (daha doğrusu, öteki ancak sağladığı yarara, sömürülme, onu “besleme” “kapasitesi”ne bağlı olarak vardır) kendini sadık biri olarak gösterir, onu sevdiğine inandırırken hiçbir kalıcı duygu hissetmez, sözel olarak bir yönde kendini ifade ederken diğer yönde hareket eder (örneğin “seni seviyorum” der ama son derece kötü davranır, çünkü bu sözler onun için hiçbir anlama gelmemektedir; bunlar içi boş sözlerdir), kısacası her şey tersine dönmüştür.”

Tereddüt ve Duygusal Manipülasyon

Pascale Chapaux-Morelli ve Pascal Couderc’in somut vakalar üzerinden incelediği bu duygusal manipülasyon türlerini filmlerde yoğun olarak görmek mümkün. Yukarıda incelediğimiz Gaslight filmi kavramın ilk kez ortaya çıkmasına sebep olurken geçtiğimiz yıl vizyona giren Yeşim Ustaoğlu’nun Tereddüt (2016) adlı filmini de konu dahilinde muhakkak yapılan incelemeye dahil etmek gerekir. Tereddüt filminde odaklanacağımız bölüm Şehnaz’ın hikâyesi. Çünkü Şehnaz’ın hayatındaki karakter -Cem- bahsi geçen narsistik sapkın/manipülatif partner özelliklerini bünyesinde fazlasıyla taşıyor. Yeşim Ustaoğlu, yazdığı karakterin neliğinin gayet farkında olarak kendisiyle gerçekleştirdiğimiz röportajda Cem ve Şehnaz’ın ilişkisini şöyle tanımlıyor: “Cem, iyi yemek yapıyor ve kendi bildiği ölçüde iyi de sevdiğini düşünüyor. Zaten dışarıdan bakıldığında, bu tür ilişkiler her şeyin çok mükemmel olduğunu düşündürtür. Bu tarz ilişkilerde insan, toplumun içine çıkmak ve kendisine şahit aramak, ne kadar iyi ve mükemmel bir ilişkisi olduğunu göstermek ister. Belki bunu bilinçli yapmaz ama yine de yapar. Bütün aşklar, aşkını ispat edecek bir şahit ister. Bu şekilde ele aldığımızda Şehnaz ile Cem’in ilişkisi dışarıdan mükemmel gözükür; mükemmel bir eş, mükemmel bir koca, gayet yakışıklı, karizmatik, işinde başarılı, eşine yemek yapıyor ve her türlü seçiminde son derece elegant bir adam. Ama bütün bunların üstünde kendini her şeyden daha çok seviyor. Bu bir manipülasyondur ve bunun bir manipülasyon olduğunu düşünebildiğimiz andan itibaren görüyoruz ki manipülasyonun içinde yaşayan kişi ne kadar güçlü bir birey olursa olsun, bu tür bir yörüngenin içerisinde yaşadığı sürece ilişkisini sürdürebilir. İtiraz ettiği andan itibaren, -en küçük ölçekli bir itiraz dahi- ilişkinin yürümesinde sıkıntı yaratabilir. Çünkü adamın, kendisine yönelik arzu nesnesini kırmaya başlar. Zaten, böyle bir itiraz geldiği andan itibaren, birden bire narsist olandan gelen tepkinin de ne kadar güçlü olduğunu görüyoruz. Bu tepki çok yoğun bir üzüntüyle de olabilirdi; yani Cem’den gelen itiraz kendini öldürmeye kadar gidebilecek bir yıkılmaya dönük bir davranış biçimi de olabilirdi ki bu da bir manipülasyondur.” Manipülatif bir narsist karakterin temel özelliği aslında yaptığı bütün eylemleri partneri için yapıyor ve fedakarlıkta bulunuyormuş izlenimi yaratmasıdır. Narsist karakter, karşısındaki kişiyi sevmez kendisinin “mükemmel sevebilme hâlini” sever. Mükemmel sevebildiğini herkese gösterir ancak karşısındaki kişi bu “yüce” sevgiden besleneceği alanı bulmak konusunda sıkıntı yaşar. Çünkü bu sevgi tamamen narsistin kendini besleyen bir sevgidir. Her şeyin kusursuz bir yansımasının yaşandığı ilişkide mutsuz olan tarafın mutsuzluğu basit yargılamalarla küçümsenmeye başlanır. “Gerçekten buna mı kırıldın?”, “Bunu düşündüğüne inanamıyorum.” bu tür söylemler bilinç düzeyinde bir başka manipülasyonun kapısını aralar. Kırgınlıkları dahi küçümsenen kişi, kendisine duyduğu saygıyı ve güveni tümden yitirmeye çok yaklaşır.

Manipülatif karakter “küçük oyunlarla partnerini ince ince işlerken, ustalıkla kendisini mağdur gibi gösterir. Partnerini sürekli eleştirerek kişiliğine yön verir, ona kendi isteklerini unutturur, özsaygısını tüketir. Bunun sonucunda depresyon, bağımlılık başlar ve mağdur kaçıp kurtulma yetisini de yitirir. En az fiziksel şiddet kadar yıkıcı olabilen bu psikolojik şiddet, çoğunlukla mağdurun kendi başına fark edemediği bir şeydir. Çünkü eleştiri darbeleriyle suçu kendinden başka yerde göremez hâle gelmiştir.” Bu manipülasyonun, hayatına giren bir başka erkeğin varlığı sayesinde farkına varabilen Şehnaz; yaşadığı ilişkinin yıkıcılığını analiz etmeye başlar ve aslında her şeyin o kadar da mükemmel olmadığını görür. Çünkü Şehnaz, Cem’in kurguladığı mükemmelliğe uymayı reddettiği ilk anda ciddi bir tepkiyle karşılaşır. Her şeyiyle sevgi dolu bir partner olan Cem’in bir anda Şehnaz’a şiddet uygulamaktan ve hapsetmekten çekinmeyen bir adama dönüştüğünü görürüz.

İkili ilişkilerde yaşanan duygusal manipülasyon, psikolojik şiddet biçimleri içerisinde en tehlikeli ve en görünmeyen yöntemlerden biri. Bahsi geçen kitapta yaşanmış vakalar üzerinden analizi yapılan narsistik sapkın karakterlerin manipülatif ilişki geliştirme durumunun kurbanlarının genellikle kadınlar olduğu görülüyor. Manipülatif bir ilişkinin içerisinde psikolojik şiddete maruz kalıp kalmadığımızı anlayabilmek içinse öncelikle duygusal manipülasyonun ne olduğunun farkına varmamız gerekiyor.

Kaynak

Chapaux-Morelli Pascale & Couderc Pascal (2015). İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon: Narsist Bir Partnerle Yüzleşmek

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi