PiloYP1wsI8


Game of Thrones’un final sezonu boyunca yaşananları mercek altına alan video, televizyon tarihinin en heyecanla beklenen finallerinden birinin nasıl büyük bir hayal kırıklığına dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Televizyon tarihinin en başarılı dizilerinden Game of Thrones, geçtiğimiz günlerde yayınlanan final bölümüyle ekranlara veda etti. Tüm zamanların en sevilen dizilerinden birini noktalayan final sezonu dizinin hayranları tarafından uzun süre heyecanla beklenmiş olsa da, ortaya çıkan sonuç birçok izleyici için tam anlamıyla bir hayal kırıklığına dönüştü. Film Radar tarafından hazırlanan video essay de, izleyicilerin büyük umutlarla beklediği bu sezonun nasıl büyük bir hayal kırıklığına dönüştüğünü inceliyor.

Game of Thrones’un Final Sezonu Neden Büyük Bir Hayal Kırıklığına Dönüştü?

Dizi kitapların önüne geçtikten sonra baş gösteren ve final sezonuyla iyice belirgin hâle gelen problemlerin neden kaynaklandığını görmek için son sezonun 3. bölümüne bakmak yeterli oluyor. The Long Night adını taşıyan bu bölüm dizinin en uzun bölümlerinden biri olmasının yanı sıra dizinin en büyük prodüksiyonlu bölümü olma özelliğini de taşıyor. İnsanlar ile Night King’in ölüler ordusunu karşı karşıya getiren büyük savaşa sahne olan bu bölüm, aslında teknik olarak Game of Thrones’un en iyi bölümleri arasında yer alıyor. Üç farklı mekânda 55 gece süren hummalı çekimler sonucu hazırlanan savaş sahnesi, film ve dizilerde bugüne kadar gördüğümüz en uzun savaş sahnesi olma özelliğini de taşıyor. Görsel efektlerinden yapım tasarımına, ses miksajından makyaja her konuda ortaya koyulan iş belki de televizyon tarihinin gördüğü en üst seviyede. Ancak buna rağmen bölüm birçok izleyici için tatmin edici bir iş olmaktan çok uzak. Bunun başlıca sebebi ise yazarların gerilim yaratmak ve izleyicileri bölüm boyunca farklı duygulara sürüklemek için, hikâye ve karakterlerin kararları konusunda pek de zekice olmayan tercihler yapması.

Yaklaşan büyük savaşın neden bugüne kadarki hiçbir savaşa benzemeyeceğini anlatan karakterler, son sezon boyunca karşılaştıkları düşmanın sıradan bir düşman olmadığına dikkat çekiyor. Jon Snow’un ölüler ordusunun yorulmadığı, korkmadığı ve hissetmediğini söylediği sahne bunun en belirgin örnekleri arasında yer alıyor. Ancak savaş nihayet gelip çattığında, ilk sezondan beri zekice hamlelere imza atan ve savaşta kendini ispatlayan karakterler, bu söylenenlere hiç de uymayan bir taktik beliriliyor. Bunun belki de en iyi örneği Dothraki’lerin ölüler ordusuna karşı hiç şansı olmadıkları bilindiği hâlde ordunun üzerine at sürmesi. Bir savaşta atağa geçen atlı birliklerin en büyük meziyetlerinden biri karşı ordunun saflarını dağıtarak düşmanda korku yaratıp, düzenlerini bozmalarını sağlamak. Ancak The Long Night’ta karakterlerimizin karşılaştığı düşman düzenli bir ordu değil, acımasızca saldıran bir ölüler yığını olduğu için bu taktiği haklı çıkaracak bir şey bulmak neredeyse imkansız. Bu noktada Dothraki’lerin saldırı sahnesi yazarların önce izleyiciye umut verip sonra da umutsuzluğa düşürmek için başvurduğu ucuz bir numaradan öteye geçemiyor.

The Long Night’ta yazarların başvurduğu bir diğer ucuz numara da sevilen karakterleri defalarca içinden çıkılması imkansız görünen durumlara sokarak seyircide endişe yaratmaya çalışmaları. Bölüm sonunda karakterlerin neredeyse tamamı sağ kalınca bu sahnelerin anlamsızlığı daha da belirgin bir hâl alıyor. Oysa serinin uyarlandığı roman serisinin yazarı olan George R.R. Martin daha önce verdiği röportajlarda böylesi numaralardan hiç haz etmediğini defalarca söylüyor. Bir yazarın savaşa dürüstçe yaklaşması gerektiğini savunan Martin, herhangi bir karakterin bir anda ölebilecek olmasının savaşın yadsınamaz bir gerçeği olduğuna dikkat çekiyor. Bu yüzden de bir filmde veya kitapta karakterlerin içinden çıkılamaz gibi görünen mücadelelere girip hiçbir şey olmadan bu mücadeleden çıkmasını rahatsız edici bulduğunu belirtiyor. Martin kendi okuyucularının ve izleyicilerinin ise böylesi bir durumda karakterin öleceğinden gerçekten endişe duymasını istiyor. Nitekim Martin’in kitaplarında ve kitaplardan uyarlanan ilk sezonlarda da yazarın bu düşüncesinin başarıyla hayata geçirildiğini görüyoruz.

Savaşın sonunda Jon’un Bran’e ulaşmak için mücadelenin ortasına daldığı sahnede bu “kahramanlarımız zor durumda” yanıltması had safhaya ulaşıyor. Grey Worm, Jaime Lannister, Gendry ve Brienne gibi karakterler defalarca içinden çıkılamaz gibi görünen durumlardan çıkarken, bu sahnede adeta Avengers gibi koca bir orduya karşı tek başlarına savaşmaları dizinin ilk sezondan beri kurduğu gerçekçi atmosferle uyumsuz bir tablo ortaya koyuyor. Benzer bir tabloyu geçtiğimiz sezon Jon ve yoldaşları Duvar’ın ötesine geçtiğinde de görüyoruz.

Bu sezonun hayal kırıklığına dönüşmesinin bir diğer önemli nedeni sekiz sezondur en önemli, hatta belki de tek önemli savaş olarak anlatılan Ak Gezenler ile insanlar arasındaki savaşın işlenme ve özellikle de son bulma şekli. İlk bölümden beri geldiğini gördüğümüz bu ölüm kalım mücadelesinin tek bir savaşla sona ermiş olması, birçok izleyici tarafından aceleye getirilmiş bir son olarak değerlendirildi. Yıllarca sürecek uzun geceyi getireceği söylenen Night King’in Westeros’a getirdiği yıkımın daha uzun bir sürece yayılması, belki de bu hayal kırıklarının önüne geçebilirdi.

Game of Thrones’un en düşük not alan bölümlerinden biri olan 4. bölümde de benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. Night King’e karşı verilen savaş 3. bölümde sona erdiği için Cersei’nin sıradaki büyük düşman olarak görülmesi gerekiyor. Yazarlar da bu hissiyatı verebilmek için Daenerys’in ejderhalarından birinin Cersei’nin ordusu tarafından öldürülmesini kullanıyor. Ancak ejderhanın öldürülme sahnesi Game of Thrones gibi bir diziden beklemeyeceğimiz kadar kötü icra ediliyor. Her bölümün sonunda o bölümde yaşananları analiz eden David Benioff ve D.B. Weiss’in bu sahneyi açıklarken “Daenerys Demir Donanma’yı unuttu ama onlar Daenerys’i unutmadı” demesi de senaristlerin bu sezon pek de formda olmadığının göstergesi. Zira daha aynı bölümün başında savaş stratejileri kurulurken Varys’i Daenerys ve komutanlarına Demir Donanma’nın King’s Landing’e geldiğini söylerken görüyoruz.

Game of Thrones’u tüm zamanların en iyi dizilerinden biri yapan; onlarca karakterin dâhil olduğu, geniş bir coğrafyaya yayılan hikâyeyi ince ince işlemesi ve bu sayede zaman, mekân, karakter gelişimi gibi önemli unsurları başarılı bir şekilde izleyiciye aktarabilmesiydi. Ancak birkaç sezon daha sürebilecek diziyi 8. sezonun ardından bitirme kararı alınmasının ardından hikâyenin aceleye getirilmesi, Game of Thrones’un başarısını borçlu olduğu bu özenin ortadan kalkmasına neden oldu.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi