8 yıl, 8 sezon, 73 bölüm… Televizyon tarihinin en iyi olmasa da en görkemli, en büyük ve en büyüleyici işi nihayete erdi. Game of Thrones en iyi de olabilirdi. O potansiyele sahipti fakat son iki, hatta üç sezonunda yaptıklarıyla dizi bu şansı elinin tersiyle bir kenara itti. 2011 yılında başlayan Game of Thrones, ilk bölümü yayınlandığı andan itibaren kalitesiyle ve farklılığıyla öne çıktı. Daha önce The Wire, The Sopranos, Oz ve Six Feet Under gibi amiral gemileri olan HBO’nun yeni göz bebeği oldu. Özellikle sosyal medyanın etkilerinin gündelik hayatımıza sirayet etme seviyesinin en yüksek noktaya ulaştığı döneme denk gelmesi sonucunda ise; son örneğini Lost’ta yaşadığımız büyük bir çılgınlık ortaya çıktı. İki sezon arasında yaklaşık 1.5 – 2 yılı bulan boşluklarda bile dizinin popülerliği hiç düşmedi. Hatta daha da büyüyerek devam etti. 

Dizinin ilk bölümünün sonunda Jaime’nin Bran’i aşağı atmasıyla başlayan süreç gün itibarıyla nihayete ulaştı. Peki neden Game of Thrones’u bu kadar sevmiştik? Neden bu sezon bu kadar hayal kırıklığına uğradık? İlk olarak dizinin uyarlandığı seri olan A Song of Ice and Fire’ın yazarı George R.R. Martin’e büyük bir teşekkür borçluyuz. Böyle kuvvetli bir metin yazdığı için biz de böylesine etkileyici bir yapım izleyebildik. Bunun yanı sıra George R.R. Martin’e öfke dolu olmak da en büyük hakkımız. Zira yıllardır seriyi bitiremediği için dizi kitapları yakaladı ve geçti. Kendisi de kitaplara ağırlık verdiği için diziden ayrıldı. Ve bunun nihayetinde dizinin sürüklendiği nokta ortada. Ellerinde kaynak materyal kalmayan David Benioff ve D.B. Weis son iki sezonda aldıkları inanılmaz kararlarla bir efsaneyi bitirebilecek en kötü noktaya sürüklediler. Tekrar Game of Thrones’un sevilmesi noktasına dönersek; George R.R. Martin eserini klasik fantastik kurgulardan daha farklı bir şekilde kurguladığı için dizi uyarlaması da yayınlanmaya başlar başlamaz büyük ilgi gördü. Dizide klasik fantastik kurgulardaki gibi iyilik ve kötülüğün net savaşından, büyük kahramanlıklardan ziyade daha gri, daha genele aykırı durumlar vardı. Ensest, ihanet, onursuz hayatlar, çıkar çatışmaları, yükselme hırsları… Dizi her ne kadar kitaplardaki birçok olayı ve karakteri değiştirse de ana omurgasını hep kitaplara yasladı. Zaten dizinin kitaplarda bulunan çok sayıdaki derinlikli karakteri ve olayı tam anlamıyla ekrana aktarabilmesi çok da mümkün değildi. Birçok konuda kitap fanlarının tepkilerini çekseler de işi çok iyi kotarıyorlardı. George R.R. Martin bu süreçte dizi yazarlarına tam destek verdi. Fakat dizi ana materyali yakalayıp geçtiğinde ne yazık ki herkesin korktuğu popülizme kaymaya başladı. Game of Thrones ne kadar popüler bir dizi olsa da, işin içeriği alabildiğine popülizmden uzaktı.  Biz Game of Thrones’u ilk bölümde Bran’i bir kuleden atabilecek kadar kötü olan Jaime’nin yaşadığı dönüşüm için, ilk sezonun 9. bölümünde Ned Stark’ın kellesini alıp televizyonun kodlarını yerle yeksan ettiği için, Varys ve Littlefinger üzerinden dönen muhteşem iktidar savaşı için, Tywin Lannister’ın bir geyiğin derisini yüzerken bize anlattıkları için, Tyrion Lannister’ın  cüceliğini bir zırh gibi üstüne giyip diyarın en akıllı insanı olduğu için, Oberyn Martell’in intikam hırsını kontrol edememesi yüzünden kafası patladığı için, ‘’Muharebeleri kazanıyorum ama savaşı kazanamıyorum’’ diyen Rob Stark’ın aşkı uğruna sözünden cayması üzerine ortaya çıkan Kanlı Düğün için, hayatındaki en büyük amacı kraliçe olmak olan Sansa’nın yaşadıkları için, Jon’un aptallıkla kahramanlık arasında gidip gelen gururu için, Arya’nın usta bir katile dönüşme ihtimali için, Cersei’nin ihtirası için ve Daenerys’in taht için çıktığı yolda birden sistemin ve çürümüş monarşinin en büyük düşmanı hâline geldiği için sevdik. Biz Game of Thrones’u muhteşem prodüksiyonu, inanılmaz diyalogları ve senaryosu için sevdik. Ne zaman ki senaryo, karakterlerin yaptığı seçimlerin bir uzantısı olmak yerine klişe bir aksiyona düştü, ne zaman ki yaptıkları twist’lerin altını asla doldurmadan ilerlemeye başladılar, işte o noktada Game of Thrones’un önlenemez düşüşü de başladı. Dizinin neredeyse tüm oyuncuları final sezonu hakkında memnuniyetsizliklerini dile getiriyor. Bu televizyon tarihinde bir ilk olabilir. İnsanlar son sezonun yeniden çekilmesi için imza kampanyaları başlatıyor. Son yıllarda ilk defa tüm dünya bir konu üzerinde fikir birliğine vardı. O da; Game of Thrones’un yarattığı hayalkırıklığı.

Game of Thrones 8. Sezon Final Bölümü: Televizyon Tarihinin En Büyük Hayal Kırıklığıyla Karşı Karşıyayız!

***Yazının bundan sonraki kısmı Game of Thrones 8. sezon final bölümü olan The Iron Throne ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Final bölümü yerle bir olmuş Kralın Şehri’nde Jon ve Tyrion’un korkuları ile başlıyor. Bölümün ilk yirmi dakikasının Daenerys’in güç sarhoşluğu ve hükmetme hezeyanları açısından oldukça etkileyici bir giriş olduğunu belirtebilirim. Fakat her ne oluyorsa bundan sonra oluyor ve televizyon tarihinin en kötü finaliyle karşı karşıya kalıyoruz. İdama mahkûm edilen Tyrion ve Jon arasındaki, üzerine çok düşünülmemiş konuşmadan sonra sezon başından beri bizi hazırladıkları Jon’un Daenerys’i öldürme sahnesine geçiyoruz. Bu sahnede o kadar büyük reji sorunları var ki; belki de bölümün en dramatik olması gereken sahnesinde göz devirmek dışında hiçbir şey yapamıyoruz seyirci olarak. Daha sonra ise inanılmaz saçma bir şekilde zaman atlaması tercih edilmiş. Drogo, Dany’i alıp uzak diyarlara gitmiş, Lekesizler Kralın Şehri’nde kalmış adalet arıyorlar ve Diyar’da kalan lordlar ve leydilerin akıllara zarar 23 Nisan piyesi tadındaki buluşmaları…  Tam bu noktada Sam’in demokrasi önerisine gülünüp geçildikten sonra “temsili monarşi” tadında garip bir yönetim biçimine geçiliyor ve kral olarak da sezon boyunca temel motivasyonun ne olduğunu asla anlayamadığımız Bran tahta geçiyor. Drogo’nun tahtı yakması ve klasik babadan oğula yöntemi kaldırılarak aslında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı sembolik olarak anlatılmaya çalışılıyor, fakat bir yandan da demokrasi ile dalga geçilerek sistemin değişmeyeceği göze sokuluyor. Ve tüm bunlar inanılmaz bir sakillikte anlatılıyor. Bran’in yeni konseyinin çiğliği ve Stark kardeşlerin yeni hayatlara yelken açmasını anlatan paralel bir kurguyla televizyon tarihinin en büyük macerası facia bir şekilde sona eriyor. Arya, Westeros’un da batısına, bilinmeyen denizlere yelken açıyor, Sansa bağımsız Kuzey’in başına geçiyor ve Jon Dany’i öldürmenin bedeli olarak siyahlara bürünüp Sur’un kuzeyine gidiyor. 

Bölüm üzerine konuşmanın pek de bir manası yok. Yıllardır söylediğimiz gibi George R.R. Martin kitapları yazmakta geç kaldığı için doğal olarak dizi kitapların önüne geçti ve önlenemez çöküş başladı. Game of Thrones’un televizyondaki gelmiş geçmiş en büyük iş olması, aynı zamanda en büyük hayal kırıklığına evrilmesi gerçeğini değiştirmez. İlk dört sezonu muazzam olan bir diziyi bu hâle getirmek için gerçekten çabalamak gerek. O yüzden David Benioff ve D.B. Weiss’a bize yaşattıkları duygular için teşekkür edecek bir durum göremiyorum. Kitapların ruhuyla çelişmelerine bir yere kadar katlanabilirim ama yazılmamış kitapları bile bozarak inanılmazı başardılar. Yeni Star Wars filmlerini çekebilmek için HBO’yu dinlemeyip diziyi sıkışık bir takvime sığdırmaya çalıştılar ve ortaya bu büyük fecaat çıktı. 

Son kertede; Game of Thrones benim için muhteşem olan ilk beş, zorlarsam altı sezonuyla aklımda kalacak. Son iki sezonu kabul etmiyorum. Zamanında Lost’a laf ettiğim için özür diliyorum. Gençliğimizi verdiğimiz dizinin bu kadar ucuz bitmesine katlanamıyorum. Televizyon tarihinin en heyecan uyandıran ama en büyük hayal kırıklığıyla sonuçlanan yapımını izledik. Kalın sağlıcakla.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi