Game of Thrones final sezonunda bir yol seçti. Bana göre yanlış da olsa nihayetinde bu bir seçimdi ve seçtikleri bu yolda ilerlediler. Hatta bu ilerlemedeki hamlelerin neredeyse hepsi birbirinden hatalı ve dizinin kurduğu dünyayla uyumsuz hamleler olsa da bu bir tercihti. Bunların hepsini makul ölçüde anlayabilir, hatta zorlarsam sineye çekebilirim. Fakat yıllardır ilmek ilmek işlenen, tüm süreçlerine en ince detaylarına kadar vakıf olduğumuz karakter gelişimlerinin genel izleyiciye hitap etmek uğruna bir çırpıda silinip atılması; diziyi belki de Lost’un finalinden bile kötü anılacak bir finale sürükledi.

Game of Thrones 8. Sezon 5. Bölüm: Her Şey Aslına Rücu Eder

***Yazı Game of Thrones 8. sezon 4. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Eskiler “Her şey aslına rücu eder” derler. Yani bir şey aslında ne kadar uzun bir süre başka bir şey gibi davransa da, ne kadar inandırıcı olsa da önünde sonunda özüne döner, bastırılan şey fırsatını bulduğu anda dışarı çıkar. Bu bölümün temellerinin bu söze dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Varys, Jaime, Clegane Kardeşler, Daenerys… Hepsi de görece olarak özüne döndü diyebiliriz. Tabii ki bu dönüş, bazı karakterlerimizin şimdiye kadar işlenen hikâyelerini de ne yazık ki yerle yeksan etti.

Varys ile başlasak iyi olacak. Uzun bir süredir Daenerys’e hizmet eden Varys’in ölümü, Drogo’nun alevli nefesinden geldi. Jon’un Targaryen olduğunu öğrendiği andan itibaren Demir Taht’a onun geçmesi gerektiğini düşünen Varys, Jon tarafından reddedildikten sonra, Tyrion’un ihanetine uğrayıp Dany tarafından idam edildi. Varys dizi boyunca zeki ve öngörülü biri olarak bilindi. Ölmeden önce Dany hakkında söylediği sözlerin, bölümün ilerleyen zamanlarında gerçek çıkması da öngörüsünü bir kez daha ortaya koydu. Eğer Varys’in Jon’un tahttaki gerçek hak sahibi olduğunu belirten mektupları yerlerine ulaştıysa; Varys bu bölümde ölmüş olsa da, kendisinin etkisini final bölümünde de gözlemleyebiliriz. Nihayetinde bir süredir Dany’nin yanında olsa da Varys, krallık ve halk için uğraşırken öldü. Kendisinin de söylediği gibi birçok kral ve kraliçeye hizmet etti, fakat tüm bu entrikanın içinde her ne olursa olsun hep halkı gözetti.

Merakla beklenen Kralın Şehri’nin kuşatılması ve büyük savaş, daha doğrusu büyük yıkım sekansı hakkında ilk olarak söylemem gereken şey; teknik olarak ortaya gerçekten de muazzam bir iş konulduğu. Belli ki sezona ayrılan görsel efekt bütçesinin çok büyük bir kısmı bu bölüme saklanmış. Ayrıca yönetmen Miguel Sapochnik, hem kuşatma anını hem ejderhanın gücünü hem de şehrin yağmalanma sürecini oldukça etkileyici ve gerilim dozajını giderek yükselten bir şekilde anlatabilmiş. Bu sahnelerde Kralın Şehri’nin adım adım yıkılışını, düşen bir şehrin seslerini, atmosferi etkileyici şekilde hissediyoruz. Fakat şehrin düşüşü teknik anlamda etkileyici olsa da hikâye anlamında bu sezonun neden bu kadar kötü olduğunu da adeta tek sahnede betimliyor. Düşen aslında Game of Thrones.

Targaryen Hanesi’nden İsminin Birincisi Daenerys Fırtınadoğan, Büyük Çöl Deniz’in Khaleesi’si, Ejderhaların Annesi, Zincir Kıran, Andalların ve İlk İnsanların Kraliçesi, Yedi Krallık’ın Hükümdarı, Diyarın Koruyucusu! Senaristlerimizin Night King’i öldürdükten sonra sezonun kalanı için bir büyük twist‘e daha ihtiyaçları olduğunu söylemiştik. Yine ortaya birçok teori atılmıştı, fakat bu twist son dört bölümdür ısrarla gözümüze sokmaya çalıştıkları üzere ve beklendiği gibi Dany’nin babasına dönüşmesi üzerine kuruldu. Robert Baratheon’un isyanı sırasında gözü dönmüş bir şekilde “Burn them all” diye bağırıp tüm şehri yakmaya çalışırken Jaime tarafından öldürülen “Çılgın Kral” Aerys Targaryen ve onun bebekken Pentos’a kaçırılan kızı Daenerys Targaryen… Dany yıllardır babasının laneti altında büyüdü. Hem ondan alınan tahtı arzulayarak hem de babasından nefret ederek yaşadı. Essos’ta köleleri özgür bırakırken de, Dothrakileri kendisine bağlarken de hep adaletten, eşitlikten ve özgürlükten bahsetti. Babasının utancıyla yaşamaktansa, tıpkı Jon’un piçliğini, Tyrion’un da cüceliğini kendilerine kalkan yapmaları gibi o da bu utancı kendisine kalkan yaptı. Temel motivasyonu babasından olabildiğince uzak ve alakasız bir insan olarak farklı bir iktidar mekanizması kurmaktı. Bu bölümde ise Dany, tüm değerlerini ve yaşadıklarını bir kenara bırakıp “Çılgın Kraliçe”ye dönüşerek babasının yapamadığını yaptı ve teslim çanlarını çalmış Kralın Şehri’ni yaşlı çocuk, hayvan bitki demeden içinde yaşayan canlılarla birlikte kül etti. Tüm hayatı babasının hatasını dinleyerek geçmiş ve o hatayı yapmamak için yetiştirilmiş, tüm deneyimlerini bu motivasyon üzerine kurmuş bir karakteri aynı hatayı yapmaya zorlamak oldukça radikal bir tercih. Bu yöntemin tercih edilmesini ve şiirselliğini de anlayabiliyorum. Fakat bunu başarabilmek de kolay bir şey değil. Nitekim bu değişimi son sezondaki dört bölüme sığdırmaya çalışınca da ortaya inandırıcılıktan uzak, tutarsız ve sakil bir hikâye çıkıyor. Bu değişimin hakkıyla verilebilmesi için zamana ve oldukça kaliteli bir olay örgüsüne ihtiyaç vardı. “Westeros’ta kimse beni sevmiyor” hissiyatı, ejderhasını ve arkadaşını kaybetmesi böyle bir değişimin altındaki motivasyonlar olarak güçlü değil. Dany,  Missandei öldürüldü diye; intikam için, çoluk çocuk dinlemeden masum insanları yakabilecek bir karakter değil. Bize sezonlardır anlatılan hikâye bu değil. İlla ki intikam peşindeyse direkt olarak Kızıl Kale’yi kül edip geçerdi. Dany, tüm şehri yakarken sadece intikamını almadı, ayrıca bir de mesaj verdi. Bu mesaj Jon özelinde iktidarını sorgulayacak olan herkeseydi. Ateşin başında Jon’a söylediği gibi: ‘’Korksunlar benden.’’ Ben bu yıkımda bu meselenin de en az delilik ve intikam kadar etkili olduğunu düşünüyorum. Fakat söylediğim gibi, tüm bu dönüşümü dört bölüme sığdırmaya çalıştığınızda, hazmedilemediği için olay yalnızca senaristlerin ters köşe yapma isteği gibi gözüküyor. Bu bölümde Dany’nin yaptıklarından ve Jon’un ruh hâlinden çıkardığımız üzere, finalde Dany’yi Jon durduracak. Sezon boyunca bu dramatik kurguyu oluşturmaya çalıştılar ve sona geldiler. Yine de bu bölümde yalnızca Dany’nin yıkıcılığını gösterebilmek için bir araç olarak kullanılan Arya’nın da Dany’nin karşısına çıkabilme ihtimali var.

Euron’un Jaime ile düellosu ve ölümü de bölümümün manasızlıklarından biriydi. Euron gibi kitaplarda efsanevi bir şekilde anlatılan karakteri, dizide oldukça karikatürize ve iki boyutlu olarak anlattılar. Nihayetinde ölümü de Jaime’nin elinden ama oldukça duygusuz ve anlamsız bir şekilde oldu.

Ayrıca bu bölümde hayranların uzun yıllardır beklediği “Cleganebowl” nihayet gerçekleşti. Uzun zamandır abisi Dağ’dan intikam almak isteyen Tazı (Sandor Clegane) artık neredeyse zombiye dönüşmüş abisi ile Kızıl Kale’de kozlarını paylaştı ve beklendiği gibi müsabaka ikisinin de ölümüyle sonuçlandı.

Ve son olarak, bana göre bu bölümümün ve dizinin en büyük hayal kırıklıklarından biri olan Jaime’nin karakter gelişiminin çöpe atılmasından bahsetmemiz gerekiyor. Gerçekten de düşündükçe, aklıma geldikçe hiçbir mantıklı sebebe oturtamıyorum. Dizinin ilk bölümünün finalinde “Aşk yüzünden neler yaptım” diyerek Bran’i kuleden aşağı atan Jaime, o andan sonra adım adım, sezon sezon değişmeye başladı. İlmek ilmek işlenen karakter gelişimi dizinin en beğenilen unsurlarından biri oldu. O düşüncesiz, lümpen ve havalı savaşçının yerini, yaşadığı olayların ve kolunu kaybetmesinin de etkisiyle vicdanlı, düşünceli ve bilge biri almıştı. Fakat bu bölümde Cersei’ye dönmesi ve bu dönüşün yıllardır şüphelenilen ve kehanette bahsedildiği gibi Cersei’yi öldürme teorisi için değil; ona olan aşkı sebebiyle olması Jaime’nin tüm hikâyesini çöpe attı. Cersei’ye giderken Dany’nin askerleri tarafından yakalanan ve rehin alınan Jaime’nin kaçmasına Tyrion yardım etti. Bu hareket, büyük ihtimalle final bölümünde Tyrion’un başını belaya sokacak da, Tyrion Jaime’ye borcunu ödemiş oldu. Bu sahnede Tyrion, Jaime’den Cersei’yi teslim olması için ikna etmesini istiyor. Jaime’ye bunu kendisi ya da Cersei için olmasa bile şehirdeki milyonlarca masum insan için yapması gerektiğini söylüyor. Tam bu sahnede Jaime’nin verdiği cevap, adeta bu dizinin şimdiye kadar anlattığı ve inşa ettiği her şeye karşı verilmiş gibi. Jaime, masum ya da değil şehirdeki insanların hiçbir zaman umrunda olmadığını söylüyor. Evet bunu Jaime söylüyor. Kral muhafızıyken milyonlarca insanın ölmesine engel olmak için “Burn them all” diye bağıran Aerys Targaryen’i arkasından bıçaklayan, bu sebeple yıllardır Kral Katili olarak anılan Jaime, elini kaybettikten sonra girdikleri banyoda Brienne’e bu hikâyeyi tüm samimiyeti ve dürüstlüğüyle anlatan Jaime… Ve işte bu Jaime, bu sezon dönüşümü gereği Cersei’nin yanından ayrılan hayatta kalabilmek için Winterfell’de ölülerle savaşan Jaime, Brienne ile birlikte olan Jaime, Cersei’ye olan aşkına yenik düşüp Kralın Şehri’ne gidiyor ve Cersei ile birlikte ölüyorlar. Jaime’nin bu sezon yaptığı her şey de boşa düşmüş oluyor. Gerçekten de bu o kadar sığ, o kadar sakil bir final ki; insanın aklı almıyor. Serinin en muhteşem dönüşümlerinden birini yok saymak, efsanevi Kral Katili hikâyesini yok etmek benim anlayabileceğim bir karar değil.

Nihayetinde zaman zaman ulaştığı epik anlatısıyla ve teknik açıdan fan’ları memnun edecek ama yaratılan evrenle taban tabana zıt, şimdiye kadar anlatılan hikâyeleri çürüten bir bölümü geri bıraktık. Bana göre Lost da dâhil televziyon tarihinin en kötü final sezonuyla karşı karşıyayız. Bu bölüm bunu bütünüyle pekiştirdi. Finale geldik. Artık tek yapmamız gereken arkamıza yaslanıp David Benioff ve D.B. Weiss’ın finalde karşımıza çıkaracağı yeni saçmalıkları beklemek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi