Winterfell Savaşı’nın anlatıldığı ve tüm dünyada uzun uzadıya tartışılan The Long Night bölümünden sonra bazı sekanslarıyla sevdiğimiz sezonlara atıfta bulunsa da genel olarak ‘’tembel yazarlık’’ kavramını oldukça yoğun şekilde hissettiğimiz bir bölümle karşı karşıyayız.

Geçtiğimiz bölümde yıllardır büyük bir gizemle ilmek ilmek işlenen Night King karakterinin daha temel motivasyonunu bile anlayamadan yok edilmesine tanıklık etmiştik. Ben dâhil birçok kişi, Night King’in ölümünün ve yalnızca pür kötü bir karakter olarak tanıtılmasının bu evrenin dinamiklerine ne kadar aykırı olduğundan bahsetti. Night King karakterinin Game of Thrones’daki kullanımı, Yüzüklerin Efendisi evreninde olsaydı bu karakter asla yadırganmazdı. Çünkü çoğu fantastik kurgu serilerinde iyiler pür iyi, kötüler de pür kötüdür. George R.R. Martin’in serisinde ise şimdiye kadar kimse pür iyi ya da pür kötü yansıtılmadı. Bizler hep o gri alanları, karmaşık karakterleri sevdik. George R.R. Martin bize kendi tabiriyle ‘’Yüzüklerin Efendisi’nde Aragorn kral oldu ama sonra o ülke acaba nasıl idare edildi?’’ sorusunun cevabını verdi.

Tüm bu bilgilerin ışığında geçtiğimiz bölümden sonra, kalan son üç bölümde beklentilerimi düşüreceğimi yazmıştım. Düşük bir beklentiyle izlediğim bölüm tabii ki şaşırtmadı ve yaptığı vasat yapısıyla karşımıza çıktı.

Game of Thrones 8. Sezon 4. Bölüm: Adım Adım Vasatlık

***Yazı Game of Thrones 8. sezon 4. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Bölüm savaşta kaybettiklerimizi andığımız bir sekansla açılıyor. Jon’un ölenlerin arkasından yaptığı etkileyici konuşma aslında bölümün başında gidişat hakkında bize ipucu veriyor. Tüm bölüm, Daenerys’in engelleyemediği taht arzusuyla giderek babası Mad King’e benzemesi üzerine konumladırılmış.

Savaş sonrası galibiyeti kutlama sahneleri ise bu sezon 2. bölümdeki şömine başı sahnelerine benzer tonda ve görece başarılı sahnelerdi. Daenerys akıllıca bir hamleyle Gendry’i Baratheon ilan edip kendisine Fırtına Toprakları’nı verdi. Kutlama sahnelerinde ise Kuzey’in Jon’a olan bağlılığı ve Daenerys’in kendisini yalnız hissetmesi yoğun bir şekilde izleyiciye aktarıldı. Yıllardır merakla beklenen Jaime ile Brienne’in birlikte olma sahnesi de tembel yazarlığa kurban giden sahnelerden biri oldu. Bu bölümdeki çatışmalardan anlayabildiğimiz kadarıyla finalde en azından Jon ve Daenerys’in el ele tahta oturduğu bir saçmalık izlemeyeceğiz gibi gözüküyor.

Bölümün en anlamsız sahnelerinden biri de Jaime, Tyrion ve Bronn arasında yaşandı. Bronn’un anlamsızca iki kardeşin karşısına çıkıp onları öldürmeme konusunda anlaşıp onlardan Yüksek Bahçe’nin sözünü alması gerçekten de neresinden tutulsa elde kalacak bir sahneydi.

Senaristler bir yola girdi. Bu yol her ne kadar tepki çekse de artık Night King devrede değil ve kalan üç bölümde Demir Taht’a kimin oturacağı üzerinden bir rekabet izleyeceğiz. Buradaki en büyük sorun, artık bu rekabeti bize hakkıyla verebilecek zamanlarının kalmaması. Eğer ana olay örgüsünde Night King’i çok daha erken devre dışı bırakabilselerdi yapmak istedikleri şeyi çok daha incelikli kotarabilirlerdi, fakat sıkışık vakitte ve kitap dayanağı olmadan ortaya koyabildikleri en iyi şey bu. Bunu da tek kelime ile vasat olarak tanımlayabiliriz.

Ölüler yenildikten sonra ordularının dinlenmesine bile fırsat vermeden Cersei’ye saldırmak için yanıp tutuşan Daenerys, adım adım kendi sonuna doğru ilerliyor. Rhaegal’i de kaybeden Daenerys’in elinde artık sadece Drogon kaldı. Drogon’un ölümü ile her ne kadar şok etkisi yaratmaya çalışsalar da bana kalırsa etkileyicilikten uzak bir sahneydi. Rheagal’i öldürmek Cersei karşısında Daenerys’in ezici üstünlüğünü dengelemek için alınmış bir karar. Bu kararı uygulama şekli olarak da Jon’u ejderhaya bindirmeyip atlılarla göndermek yazının başından beri bahsettiğim tembel yazarlığa en güzel örneklerden biri.

Jon, gerçek kimliğinin Aegon Targaryon olduğunu Sansa ve Arya’ya söylemek zorunda kaldı. Sansa ise karakter değişiminin de getirdiği motivasyonla kendisine göre Kuzey için en iyi hamleyi yaptı ve Jon’un kimliğini Tyrion’a açık etti. Bu süreci de Daenerys’in Jon’a gerçek kimliğini açıklamaması için ona yalvarmasıyla birlikte okumak gerekiyor. Daenerys için şu an tahttan önemli hiçbir şey yok. Zamanında Essos’taki köle şehirlerini özgürleştiren Zincirkıran’ın yerini, Demir Taht için gerekirse herkesi zincire vurabilecek bir diktatör alacak gibi gözüküyor.

Yine Daenerys’in yaşadığı değişimi anlayabilmemizi sağlayacak en iyi sahnelerden biri Varys ve Tyrion arasındaki diyalogları gördüğümüz sahneydi. Tyrion, her ne kadar Jon ve Daenerys’in Yedi Krallık’ı birlikte yönetebileceğini düşünse de içten içe Daenerys’in babasına dönüşme ihtimalini biliyor. Varys ise bu konuda daha keskin ve daha tutarlı. Her zaman olduğu gibi Yedi Krallık için en iyisi neyse onun peşinden gitmeye istekli ve şu an onun için en makul opsiyon Jon. Bu ikili arasındaki diyaloglar bizlere ufak da olsa Game of Thrones’u Game of Thrones yapan sekansları hatırlattı. Keşke bu iki karakter de son iki sezondur pasifize edilmek yerine, çok daha etkin kullanılsaydı. İkili üzerinden olay anlatısı da oldukça derinleştirilebilirdi, ama ne yazık ki artık bu fırsat kaçmış durumda. İki karakter de Daenerys’in öfkesini dindirmeye ve Kralın Şehri’ni dümdüz etmeye kalkmasını engellemeye çalışıyor. Fakat bölümün sonunda Cersei yaptığı hareketle bundan sonraki bölümlerde Daenerys’in vereceği kararları derinden etkiliyor. Yeri gelmişken Cersei eğer ölecekse onu öldürmek için adı geçen en büyük iki aday da Winterfell’den Kralın Şehri’ne doğru yola çıktığını belirtmek gerekiyor: Arya ve Jaime. Jaime’nin konuşmasından Cersei’ye döneceği  gibi bir durum anlaşılabilir. Ama bana kalırsa Jaime dünyada her şeyden çok sevdiği Cersei’ye karşı büyük bir öfkeyle, onun karşısına çıkabilmek için Kralın Şehri’ne gidiyor.

Ve bölümün son sahnesi… Kral Şehri’nin surlarının önü, idam edilen Missandei, Tyrion’un Cersei’ye anlamsız yalvarmaları, Cersei’nin bebeğinin kendinden olduğunu zanneden Euron’un Tyrion bebekten bahsettiğinde durumu anlamaması… Missandei’nin idamı Daenerys’in babasına dönüşmesi yolundaki son büyük hamleydi. Büyük ihtimalle önümüzdeki bölümlerde gaddar bir Daenerys ve onu durdurmak zorunda kalan Jon’u izleyeceğiz. Bölümle ilgili son bir şey sormak istiyorum: Tüm bu sahnelerden hangisi sizi çok heyecanlandırdı? Hemen hemen hiçbiri. Pek çoğumuzun korktuğu başımıza geldi ve ne yazık ki Game of Thrones da vasatlık trenindeki yerini aldı. Önümüzde biri savaş olmak üzere iki bölümümüz kaldı. Tek temennim; en azından final sürecini düzgün kotarmaları.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi