Tam yedi sezondur ‘’Winter is Coming’’ mottosunu kullanarak izleyicide merak uyandıran ve beklentiyi en yüksek seviyeye çıkartan, yetmezmiş gibi final sezonu promosyonlarında sezonun üçüncü bölümü için ‘’Televizyon ve sinema tarihinin en büyük savaşı’’, ‘’Yüzüklerin Efendisi: İki Kule filmindeki Miğfer Dibi Savaşı’ndan bile iyi!’’ gibi cümleler kuran sevgili yapımcılar ve senaristler ne yazık ki; ortaya koydukları bölümle yarattıkları beklentiyi karşılayamadılar.

Daha önce dizinin Hardhome ve Battle of the Bastards bölümlerine imza atan Miguel Sapochnik’in yönettiği bölüm, yönetmeninin de etkisiyle merakla bekleniyordu. Battle of Bastards bölümünde televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en iyi savaş sahnelerinin bazılarını çeken yönetmenin, bu bölümdeki performansı ne yazık ki aynı etkiyi yaratmıyor ve insanı hayrete düşürüyor.

Game of Thrones 8. Sezon 3. Bölüm: En Uzun Gece ve En Büyük Hayal Kırıklığı

***Yazı Game of Thrones 8. sezon 3. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Bu bölümde tekrar şunu anladık ki; Game of Thrones konusunda artık ortaya inanılmaz teoriler koymanın hiçbir mantığı kalmadı. Ne yazık ki, neredeyse her yazıda belirttiğim gibi Game of Thrones artık herkesi mutlu etmenin derdine düşmüş; dizi kitapları geçtiğinden beri radikal kararlar almaktan çekinip tamamen çoğunluğun beğenisine ve popülistliğe oynayan, aldığı radikal kararlarda ise çok büyük hatalar yapan bir diziye evrildi. Night King’in motivasyonunu, Bran’in Night King’in karşısındaki konumunu ve önemini tam anlamıyla anlayamadan Night King’e veda ettik. Tam 7 sezon boyunca bir şekilde hikâyenin ana unsuru pozisyonuna sokulan Night King, biz onun amacını anlayamadan adeta bir yan karaktermişçesine diziden çıkartıldı. Dizi bundan sonra, isminin hakkını vererek Cersei, Jon ve Daenerys arasındaki taht savaşına evrilecek gibi gözüküyor. Night King’i devreden çıkartıp kalan üç bölümde Cersei üzerinden bir çatışma kurmak, beni çok mutlu etmese de senaristlerin tercihi. Aslında kotarabildikleri takdirde hikâyeyi en başa, taht meselesine bağlamak da anlaşılabilecek bir yol; ama Night King’in, White Walkerlar’ın ve Bran’in motivasyonları hakkında detaylı bir bilgi öğrenemeden bu yola sapılması gerçekten de akıl alır bir durum değil. Geçtiğimiz bölümde Bran’in sarf ettiği ‘’Dünyanın hafızasını silebilmek için beni öldürmek zorunda.’’ sözleri 7 sezonluk bir gizemi açıklamak için yeterli ve tatmin edici bir yol değil.

Aslında bölümün reji olarak oldukça etkileyici başladığını söyleyebiliriz. Karanlık, soğuk ve ölüm; Winterfell kapılarına dayanmış, ordumuz ölüm korkusunu iliklerine kadar hissetmekte ve son hazırlıklarını yapmaktadır. Jon ve Daenerys, ejderhalarla birlikte bölgeye hâkim bir tepede Night King’in gelmesini beklemektedirler. Daha sonra ise beklendiği gibi Melisandre, Winterfell’e gelir ve Dothrakilerin tüm kılıçlarının alev almasını sağlayacak büyüyü yapar. Büyük savaş Melisandre’nin son savaşı olacaktır ve kendisi Işığın Tanrısı adına Winterfell’dedir. Bu noktada görsellik ve reji açısından oldukça etkileyici olsa da Dothrakilerin, kör karanlıkta boyutu bilinmeyen ölüler ordusuna karşı yaptığı manasız süvari hücumundan bahsetmek gerekiyor. Dünyanın hiçbir ordusu herhangi bir savaşta körlemesine ölüme koşmaz. Geçen bölüm masada toplanan savaş dâhisi isimlerin, bu bölümde uyguladığı savaş stratejilerinin yanlışlığı gerçekten de insanı rahatsız edecek boyuttaydı. Adeta ‘’Bir kale nasıl savunulmaz’’ isimli bir bölüm izledik. Boşu boşuna kaybedilen binlerce Dothraki, asla verimli kullanılamayan mancınıklar, siperlerin ana kuvvetler ile Winterfell arasında yer alması, surlara yeterince insanın konulmaması gibi senaryo ekibine yakışmayacak strateji hataları göze battı. Meşaleleri bir bir sönüp ziyan olan Dothrakilerin sahnesinden sonra ise, ölüm olanca kalabalığıyla Winterfell ordularının üzerinde patlıyor. İşte bu noktadan sonra bölümde çok büyük sıkıntılar baş gösteriyor. En önemli sıkıntıların da teknik anlamda yaşandığını belirtmek gerek. Battle of Bastards gibi inanılmaz etkileyici bir savaş bölümünü muhteşem tek planlarla, gerçekçiliğini sonuna kadar koruyarak çekebilen ve beklentilerimizi çok yükselten Miguel Sapochnik, bu bölümde, Battle of Bastards’ta teknik anlamda yaptığı her şeyi resmen bir kenara atıyor. Zaten gece geçtiği için oldukça zor anlaşılan uzun savaş sahnesi, bir de çok kopuk şekilde ilerleyince, ne olduğunu tam algılayamadan vakit akıp geçiyor. Bu kadar az ışığın kullanıldığı bir ortamda yönetmenin ısrarla hareketli kamera tercih etmesi de atmosferin etkileyiciliğine büyük zarar veriyor. Ejderhalar arasındaki mücadele de ne yazık ki bu renk saçmalığının kurbanı oluyor. Gerçekten de uzunca bir süre, harala gürele bir akışa maruz kalıyoruz. Tabii ki tüm bu savaşın içinde etkileyici sahneler olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Kışın gelişinin başarılı görsel anlatımının yanında; Lyanna Mormont’un cesur ve duygulandıran vedası, Arya’nın ilk dövüş sahnesi, Theon’un rahatlamış bir şekilde evini savunurken Night King’in elinden gelen ölümü ve Jorah Mormont’un sevdiği kadını savunurken ölmesi, etkileyici sahnelerdi. Fakat yine bu noktada içeriğe bir eleştiri getirmem gerekiyor. Birinci sezonun 9. bölümünde Ned Stark’ın kellesini alabildiği için sevdiğimiz Game of Thrones’un bu savaşta fazlaca plot armor (Hikâyenin akışı için ana karakterleri sürekli hayatta tutma) yapmasını gerçekten de içime sindiremiyorum. Jon, Sam, Brienne, Tormund, Jaime gibi karakterler defalarca ölümle burun buruna gelip sürekli kurtuldular. Gerçekten de bir noktadan sonra sürekli bu tekrara düşülmesi ne yazık ki savaşın inandırıcılığına da zarar verdi.

Gelelim kendisini bölüm bitmeden yarım saat önce belli etse de benim oldukça beğendiğim twist’imize. Evet, Night King’i Arya’nın öldürmesi. Beric Dondarrion’un kendisi için canını feda etmesi sayesinde Arya’nın bir odada Melisandre ve Tazı ile kilitli kaldığı sırada, Melisandre ile olan konuşmalarından Night King’in işini Arya’nın bitireceği dikkatli izleyiciler için ortaya çıkıyor. Konuşmalarında ikilinin ilk kez tanıştığı 3. sezona bir referans var. Melisandre, Arya ile tanıştığında ona, sonsuza kadar kapatacağı gözler olduğunu ve bu gözlerin kahverengi, yeşil ve mavi renkte gözler olduğunu söylüyordu. Tam bu noktada Arya’nın mavi gözlü Night King’i öldürmeye meyyali oldukça anlaşılabilir bir durum. (Hatta yeşil gözler de büyük ihtimalle Cersei’yi işaret ediyor.) Bu noktada dizinin Azor Ahai teorisini tamamen çöpe attığını söyleyebiliriz. Azor Ahai teorisinin işlemediği noktada Night King’i öldürenin Arya olması tercihini kendi adıma oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Zira ejderha ateşinden bile etkilenmeyen Night King’i, birinin kılıç dövüşü ile öldürmesi oldukça saçma olacakken; yıllardır aldığı eğitimlerle ve yaşadıklarıyla bir ölüm makinesine dönüşen Arya’nın sessiz bir suikast ile öldürmesi bana kalırsa oldukça tutarlı. Fakat en başta da söylediğim gibi Night King gibi inanılmaz etkileyici bir karakterin geçmişinin ve motivasyonun yalapşap anlatılması oldukça can sıkıcı bir nokta. Bran’in de tam olarak ne işe yaradığını hâlâ öğrenemedik ve dizinin bitmesine yalnızca üç bölüm kaldı.

Dizi, kitaplardan ayrıldığından beri içerik olarak oldukça zayıfladığı bir noktaya doğru gidiyordu. Final sezonundan da hepimizin içerik konusunda büyük korkuları ve kuşkuları vardı. Ne yazık ki bu kuşkularımızda haklı çıkacağımız bir noktaya doğru ilerliyoruz. Bu sezonki umudumuz ise içerik olarak zayıf olan dizinin en azından biçim olarak tavan yapmasıydı. Fakat üçüncü bölüm de biçim olarak beklentilerimizin oldukça altında çıktı. Ortaya doğal olarak epik bir anlatı koyulmak istendi. Ama bu epikliği sağlamak adına verilen kararların, seçilen yolların neredeyse hepsi yanlıştı. Bundan sonra Kuzey’de sağ kalabilenlerin Cersei ile yapacakları taht mücadelesine odaklanacağız gibi duruyor. En başından beri Night King’in bambaşka bir amacının olduğu ve ortada taht diye bir kavramın kalmayacağını düşünen biri olarak oldukça büyük bir hayal kırıklığına uğradığımı belirtmem gerekiyor. Bundan sonraki süreçte ise Jon ve Daenerys’in birlikte tahta çıkabileceği bir romantik komediye evrilmemesini dilesem de Game of Thrones bizi üzmeye devam edecek gibi gözüküyor. Umarım ben yanılıyorumdur ve dizi son üç bölümüyle klişe Hollywood anlatısının dışına çıkıp bambaşka bir final yapar. Umarım Night King’in meselesi havada kalmaz. Umarım en azından içerik olarak eski bölümler gibi sağlam anlatısı olan ve taht savaşlarının hakkını verecek bölümlerle karşılaşırız. Ama ben artık kalan bölümler için beklentimi minimuma düşürüyorum. İzlediğimiz şu bölüm için ‘’Televizyon ve sinema tarihinin en iyi şavaşı, Miğfer Dibi Savaşı’ndan bile iyi.’’ diye beklentileri arşa çıkaran yapımcılara Gandalf’ın bir sözünü hatırlatmak istiyorum: “Beterin beteri iyi bir söz değil ve umarım bunun ne olduğunu hiç görmezsin.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi