Uzun bir aradan sonra Game of Thrones’u neden sevdiğimizi bize hatırlatan, ilk sezondan beri ilmek ilmek işlenen karakterlerimizin kıymetlerini yeniden ön plana çıkaran bir bölümle karşı karşıyayız.

Dizi uzun bir süredir tembel yazarlık ve hatalı reji tercihleri sebebiyle alamet-i farikası olan etkileyici diyalog ve sahnelerden uzaklaşmıştı. Bu bölümde ise tam olarak 2. ve 3. sezonları andıran bir bölüm izledik.

Game of Thrones 8. Sezon 2. Bölüm: Geçmişin Yükü

***Yazı Game of Thrones 8. sezon 2. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Bu bölümün, final sezonunun ilk bölümüyle olan organik bağını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Her şeyin nihayete ermek üzere olduğu zamanlarda bu bölüm, son bir köprü görevi gördü. Sezonun ilk bölümü karşılaşma ve hesaplaşma aksiyonları üzerine inşa edilmişti. Yeni bölümde de hesaplaşmaların devam etmesinin yanı sıra vedalaşmalar da bölümün temel unsurlarından biriydi.

Bölüm, geçmişin yükünü en ağır şekilde taşıyan karakterlerden biri olan Jaime’nin tüm düşmanlarına hesap vermesiyle başladı. Babasını öldürdüğü Daenerys, babasının öldürülmesine yol açtığı Sansa ve öldürmeye çalıştığı Bran… Jaime her şeyi ailesi için yaptığını, fakat gelinen noktada en önemli konunun ölüm kalım meselesi olduğunu açıkladı. Kendisi için araya giren Tyrion ve Brienne sayesinde hayatı bağışlandı.

Yine Jaime için en zor hesaplaşmalardan biri, Bran ile olandı. Yıllar önce tüm Westeros’un değişmesine yol açan aksiyonun iki kahramanı,  iki ‘’eski dost’’, yıllar sonra yaşadıkları dönüşüm sebebiyle bambaşka insanlar olarak karşımıza çıkıp yüzleştiler. Bu konuşmada Bran’in  Jaime için biçtiği rol, okumaya oldukça açık bir olaydı.

Tüm bölümün kapıya dayanan büyük savaştan bir gece önce Winterfell’de geçmesi ve duygusal diyaloglar üzerinden kurgulanması bölümün bir vedalaşma bölümü olarak karşımıza çıkmasına sebep oldu. Birçok karakter eski defterleri bir şekilde kapattı ya da yaşananları sineye çekti. İlginç bir şekilde Daenerys, kendini Kuzey’de oldukça huzursuz hissediyor. Sansa ile kadın gücü üzerinden yaptıkları diyalog meyve vermek üzereydi ki sonunda Sansa’nın açık ve net bir şekilde Kuzey’in ne olacağını sorması Daeneys’in dengelerini daha da bozdu.

Son savaş öncesi tüm komutanların bir araya geldiği sahnede ise Gece Kralı’nın Bran’in peşinde olduğunu öğrendik. Bran’e göre Gece Kralı, mutlak geceyi Westeros’a getirmek ve toplumsal hafızayı sıfırlamak istiyor. Bunu yapabilmesi için de bir bellek görevi gören Bran’i yok etmek zorunda. Ekip, Gece Kralı’nı yok etme stratejilerini Bran üzerinden onu tuzağa çekmek olarak belirliyor. Sam bizi insan yapanın geçmişimiz ve belleğimiz olduğunu, yaptıklarımızı ve geldiğimiz yeri unutmamamız gerektiğini söylerken Daenerys ve Arya’nın kadraja girmesi sanki yaşanacakların ipucunu bize önceden veriyor.

Sam’in babasından çaldığı kılıcı Sir Jorah’a vermesi, Sir Jorah ve Lyanna Mormont, Sansa ve Theon, Missandei ve Gri Solucan, Arya ve Tazı, Tazı ve Beric ve tabii ki Arya’nın Gendry ile olan tutkulu vedaları…

Bir başka vedalaşma da kalenin içinde yaşanıyor. Tyrion ve Jaime’nin sohbeti Brienne, Podrick, Tormund ve Sir Davos’un katılımıyla şömine başında büyük bir vedalaşmaya evriliyor. Zamanında bir şekilde Stark’lara karşı savaşan herkes, o ateşin başında şairane bir şekilde Winterfell’i savunmak için bir araya geliyor. Belki de bu evrende şövalye olmayı en hak eden insan olan Brienne için Jaime, gelenekleri bir tarafa bırakıyor ve onu Yedi Krallığın Şövalyesi ilan ediyor.

Tüm bu bahsedilen sekansların hepsinde savaştan önceki son günün yaşandığı hissiyatı oldukça etkili bir şekilde veriliyor. Arya’nın çok iyi ok kullanması, Beric’in Işığın Tanrısı’ndan bahsetmesi, bölüm boyunca sürekli Tyrion’un zekiliğinden dem vurulması ise önümüzdeki bölümler adına kritik noktalar olacak gibi duruyor.

Bölüme en büyük eleştirim ise Jon ve Daenerys sahnesiyle ilgili. Jon’un Aegon Targeryan olduğunu açıkladığı sahne ne yazık ki beklentilerimi karşılayamadı. Takıldığım nokta, Denerys’in tahtı düşünerek verdiği tepki değil; bu ikilinin sahneleri bu sezon seyirciye tam anlamıyla geçmiyor. Belki de en etkilenmemiz gereken sahnelerden oldu bittiye getirilen diyaloglar ve kötü reji tercihleri sebebiyle etkilenemiyoruz.

Ve nihayetinde Gece Kralı henüz ortada gözükmese de Ak Gezenler Winterfell kapılarına dayanıyor. Büyük savaş artık kapıda. Bu bölüm, savaş öncesi son geçişi -birkaç sahne hariç- oldukça başarılı bir şekilde anlattı. Başta da söylediğim gibi bize karakterle güzel bir vedalaşma imkânı sağladı. Zira önümüzdeki bölümde bu karakterlerin birçoğu aramızdan ayrılacak gibi gözüküyor. Kış sonunda Winterfell’e geldi!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi