2011 yılından beri hayatımızda oldukça önemli bir yeri olan, televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en ihtişamlı projesi  Game of Thrones’un final sezonu, yaklaşık iki yıllık bir aranın ardından sonunda seyirciyle buluştu. Artık bu uzun soluklu serüvenin son sezonundayız. Bana göre dizi ilk beş sezonunda prodüksiyon kalitesi, sağlam senaryosu, başarılı mizansenleri ve karakterlerin hem derinliğini hem de değişimini başarıyla yansıtmasıyla seyircinin hak edilmiş övgüsüne mazhar oldu. Fakat 6. ve özellikle de 7. sezonda dizinin ana omurgasını dayadığı kitapları geçmesinden sonra dizi ne yazık ki korkuları haklı çıkararak popülizme kaymaya başladı. Game of Thrones ne kadar popüler bir dizi olsa da içeriği alabildiğine popülizmden uzaktı. Fakat yazarların ellerinde kendilerine destek çıkabilecek bir kaynak kalmayınca, bu sıkıntılı süreç 6. sezonda kendini belli etmeye başladı ve geçtiğimiz sezon itibariyle de tavan yaptı. Tüm bunları artık son sezonuna gelmiş bir diziyi uyarlandığı kitaplarla kıyaslamak için söylemiyorum. Yalnızca, son sezonuna giren Game of Thrones’un kalan altı bölümde işinin çok zor olduğunu belirtmek istiyorum.

Game of Thrones 8. Sezon 1. Bölüm: Beklenen Eski Dostlar

***Yazı Game of Thrones 8. sezon 1. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Sona çok az zamanın kaldığı bir noktada tempo açısından birçok önemli gelişmenin yaşandığı fakat bir yandan da olayların öneminde kurulmaya çalışılan denge noktasında sorunlu bir bölümle yeni sezonu açtık.  Bölümü izlerken birçok kişi genel olarak yıllar sonra bir araya gelmiş üniversite arkadaşlarını izlediğini düşünebilir. Gerçekten de tam olarak bir ‘’reunion’’ bölümü izledik. Dizinin başından beri bir şekilde sekteye uğramış buluşmaların çoğu gerçekleşti. Jon ile Bran, Jon ile Arya, Jon ile Sam, Arya ile Tazı, Arya ile Gendry ve tabii ki Jamie ile Bran… Game of Thrones’un son sezonunu yekpare bir film gibi düşünürsek toplamda yaklaşık olarak 6 saat 40 dakikalık bir film bizi bekliyor ve birinci bölüm itibarıyla filmin ilk 60 dakikası bitti. Aslında pek bir şey olmamış gibi görünen bu giriş bölümünde, kalan beş bölümdeki olay örgüsü için altyapı hazırlandı. Sezonun kalanında Jon’un üzerindeki etkisinin hissedileceği oldukça belli olan iktidar baskısı bu bölümde başarıyla işlendi. Kalan bölümlerde Jon’un ‘’Kuzeyin Kralı’’ unvanını bırakıp Daenerys’e biat etmesinin getirdiği çatışmalara oldukça sık şahit olacağız gibi gözüküyor. Jon bir yandan Duvar’ı aşıp Winterfell’e yürüyen Night King tehlikesiyle baş etmek durumda, bir yandan da aşırı konservatif bir tavır sergileyen Kuzey’e Daenerys’i anlatmak zorunda. Kuzey yine bildiğimiz gibi. İnatçı, sert ve gururları ön planda hareket ediyorlar. Fakat Daenerys’ten ne kadar hazzetmeseler de yaklaşan tehlike karşısında, en azından şimdilik, Jon Snow’un yanındalar.

Bu bölümümün anlatı olarak dizinin ilk bölümünün adeta bir replikası olduğundan da bahsetmek gerekiyor. İlk bölümde Robert Baratheon’un Winterfell’e geliş planı ve çalan müzik, bu bölümde birlikte gelen Jon ve Daenerys sahnesindeki plan ve müzikle birebir aynı. İlk bölümde gelen orduyu rahat görebilmek için yer arayan Arya, bu bölümde yer arayan küçük bir çocuğa gülümsüyor. İlk bölümde Sansa ve Joffrey’in evlilik ihtimali üzerine konuşulurken bu bölümde Jon ve Daenerys hakkında konuşuluyor. Ve bölümün sonunda Winterfell’e gelen Jaime… İlk bölümde genç ve zinde bir ruh hâliyle miğferini çıkartıp altın saçlarını dalgalandırarak Winterfell’e giriş yapan karakterin, bu bölümde sessiz sakin bir şekilde girdiği Winterfell’de kapüşonunu kafasından çıkardığında yaşlanmış hâliyle ile karşı karşıya kalıyoruz. Jaime’nin dizinin başından beri yaşadığı değişimi betimleyen muhteşem bir sahne… Ve dizinin ilk bölümünün sonunda Bran’i kuleden aşağı atan Jaime’nin bu bölümün sonunda kendisini bekleyen Bran’le göz göze gelmesi…

Sansa ise hem Jon’un ‘’Kuzey’in Kralı’’ unvanını bırakmasına sinirlenmiş durumda hem de Daenerys’e ve Cersei’ye güvenmemekte. Sansa’nın da yaşadığı olaylar neticesindeki dönüşümü düşünülünce kendisinin oldukça tutarlı davrandığını söyleyebiliriz. Sansa karakterinin de Jaime gibi dizideki en büyük ve en etkileyici dönüşümlerden birini yaşadığı rahatlıkla ifade edilebilir. Sansa’nın Jon’a Daenerys hakkında sorduğu ‘’Onu sevdiğin için mi ona boyun eğdin?’’ sorusu ise oldukça kritik bir soru. Bu sorunun cevabı sezonun kalanının dinamiğini belirlemede temel unsurlardan biri olacak.

Kralın Şehri’nde ise Cersei, kendi planlarını devreye sokmakla meşgul. Euron, Essos’tan Cersei’ye 20000 asker ve 2000 atlıdan oluşan Golden Compay’i getiriyor. Karşılığında ise Cersei ile birlikte oluyor. Büyük ihtimalle Cersei  de Jaime’den olan bebeğinin ondan olduğu imajını oluşturmak için Euron’u kullanıyor. Ayrıca Cersei kardeşlerini öldürmesi için Bronn’u tutup Kuzey’e gönderiyor. Theon ise ablası Yara’yı Euron’un elinden kurtarıp Kuzey’de Starklarla birlikte savaşmak için ondan izin istiyor.

Geçtiğimiz sezonun sonunda, birlikte olan Jon ve Daenerys’in ilişkilerinin bu bölümde başka bir noktaya doğru evrildiğini görüyoruz ve bana göre dizi tarihinin gelmiş geçmiş en saçma sekanslarından birini izlemek zorunda kalıyoruz. Ejderhaları kimlerin kullanacağı yıllardır üzerine düşünülen ve teoriler üretilen bir mesele. Fakat bu bölümde ‘’Hadi bakalım Jon Snow’’ denilerek Jon’un ejderhalardan birini kullanması ve daha sonra Daenerys ile birlikte romantik komedi tadındaki uçuşları, indikleri yerde birbirlerini öpmeleri ve Drogon’nun Jon’a dik dik bakması… Gerçekten de ikilinin arasındaki duygunun daha güzel ve daha makul anlatılmasını istedim.

Ve sonunda Jon Snow gerçek kimliğini Sam’den öğreniyor. Bu konuşmadan hemen önce de Sam, babası ve abisinin Daenerys tarafından diri diri yakıldığını öğreniyor. Bu sahne etkileyici oyunculuklarla ön plana çıkan sahnelerden biriydi. Kötü haberi alan Sam, önce Bran’in sonra da Jon’un yanına gidiyor. Jon’a kendisinin Aegon Targeryan olduğunu söylüyor. Jon’un ise ilk tepkileri ilginç bir şekilde Ned Stark’ın kendisine bir ömür boyunca yalan söylemeyeceği ve Danereys’e ihanet edemeyeceği şeklinde oluyor. Doğuştan krallık hakkı kendisinde olsa da Jon, yine her zamanki gibi kafası karışık bir hâlde onur arayışına başlıyor.

Güney’de Cersei kendini garantiye almakla meşgul ve her an ihanete hazır. Kuzey’de duvar yıkıldı. Night King’in Umber Çocuğu özelinde belli bir ritüel üzerinden verdiği mesajdan anlaşılacağı üzere ölüler, Winterfell’e geldi gelecek. İşte tüm bu aksiyon öncesi, birinci bölümü geri bıraktık. Benim genel anlamıyla bölümle ilgili sıkıntım; finale bu kadar az vakit kalmışken olay örgüsünü derinden etkilemeyecek sahnelere hâlâ bu kadar fazla süre verilmesi. Tabii ki sezona bir giriş yapılması gerekiyor; fakat dizi sezonun ilk bölümünde anlatılan olayların zamanlamasını ayarlayamıyor. Bu sebeple de aslında çok önemli kırılma noktalarının yaşandığı bölümden tam anlamıyla keyif alamıyoruz. Bu sezonun en önemli unsurunun tempo olduğunu belirtmek gerekiyor ve ne yazık ki; ilk bölümde temponun aksaması ne yazık ki göze çarpıyor.

Game of Thrones son sezonuyla karşımızda. Son sezon itibarıyla erilliğe karşı direnip büyük bedel ödemiş kadın karakterlerimiz ve bir şekilde sakatlanmış, dışlanmış ötekilerimiz başrolde. Yaklaşmakta olan savaşın kaderini onlar belirleyecekler. Bakalım tehlike karşısında tüm bu ötekiler bir araya gelebilecek mi yoksa kendi iktidar meselelerinde boğulup gidecekler mi?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi