Bilinçaltı, rüyalar gibi kavramları psikiyatrinin bir parçası haline getiren Sigmund Freud, psikanaliz kuramının kurucusu, dolayısıyla psikoloji dünyası için oldukça önemli bir isim. Ancak, dizi Freud’u hipnoz tekniğini bir medyum yardımıyla cinayet vakalarını çözmek için kullanan bir bilim adamı olarak göstererek başka bir bakış açısıyla ele alıyor. Böylece, Freud’a dair daha çok şeyi anlamak ya da Freud’u kuramlarının şekillendirdiği bir başka dünyada izlemek yerine, onun hipnoz yeteneği çok daha yüksek bir medyumu tedavi etme çabası içerisinde kendisini kaybedişini izliyoruz.

Dizi, Sigmund Freud (Robert Finster)’un, önündeki bütün engellere rağmen bilinçaltı ve bastırılmış duygular, istekler konularındaki çalışmalarına devam ettiği histeri vakalarıyla dolu Viyana’da geçiyor. Meslektaşları bütün vakaları fiziksel sebeplerle açıklamaya dirense de Freud beynin hareketlerini motive eden başka sebeplerin de olabileceğini, beynin sadece fiziksel eylemlerden sorumlu olmadığını savunuyor. Bu sırada kendisini, Macar bir medyum olan Fleur Salome’un seanslarından birinde buluyor ve bu ikili zaman içerisinde bir ekibe dönüşerek şehirde gerçekleşen gizemli cinayetleri çözüyor. Marvin Kren, Stefan Brunner ve Benjamin Hessler’in yaratıcıları olduğu dönem dizisi, Fleur Salome karakterinin tedavisi üzerinden hipnoz tekniğinin önemini ve bilinçaltının etkisini anlatmak isterken dengeyi tam olarak tutturamıyor ve sekiz bölümlük bir şeytan çıkarma ritüeli halini alıyor.

Freud 1. Sezon: Psikanaliz, Kötü Ruhlara Karşı

Dizi, Freud’un bilinçaltı, rüyalara yüklediği anlamlar, (id, ego, süpergo) kişilik kuramı ve hatta psikoseksüel gelişim dönemleri anlayışlarına dolaylı yollardan da olsa yer vermeyi ihmal etmiyor. Bu anlamda, özellikle Fleur karakteri ve onun diğer insanları etkisi altına alma kabiliyeti üzerinden hipnozun gücünü işlemesiyle Freud’un fikirlerini belli oranda izlediğini söylemek mümkün. Bu yüzden her karakter, hikâyeye daha geniş bir pencereden bakıldığında aslında bu kuramların altını çizmek için belirli özellikleri ön plana çıkarılarak işleniyor. Örneğin Fleur, hipnozun insanlar üzerindeki etki alanının altını çizerken aynı zamanda içgüdülerinin hakimiyeti altında olan benliği ve medeni benliği arasında güçlü bir savaş veriyor. Neredeyse her karakterin, beyninin karanlık tünellerine gömdüğü, bilinç ışığından gizlediği travmaları var ve Freud, işlenen cinayetleri çözümlerken hipnoz yöntemiyle bu anılara, bastırılmış gerçek arzulara ulaşıyor. İçlerindeki vahşi hayvanı dışarıya salmayı hedefleyerek hypnotize edilmiş insanların tehditi altında kalan Viyana’nın kurtarıcısı ise, o insanların bilinçaltına ulaşıp travmalarıyla yüzleştiren ve içlerindeki hayvanı medeni düzene uydurarak tekrar kafesleyen Freud’dan başkası değil.

Freud’un öne sürdüğü ve o dönemin sadece fiziksel verileri baz alan bilim dünyası için deli saçmasından başka bir şey olarak görülmeyen yöntemlerin başarılı etkilerini ortaya koyan dizi, Freud’un teoremlerini hikâyeye yedirirken güçlük çekiyor. Çünkü, hikâye, son iki bölüme kadar Fleur Salome’ün ardında savruluyor ve Freud’u içerisine yerleştirmekte zayıf kalıyor. Öyle ki, Fleur, Freud’un yöntemlerini göstermeye yol açan bir yardımcı olmaktan çıkıp, dizinin ana karakteri olma yoluna giriyor. Fleur’un terapi sürecinde halihazırda zaten kokaine olan bağımlılığı ön planda tutularak çizilen Freud, uyku düzenini ve muhakeme yeteneğini yitiriyor ve günden güne kendisini kaybederek takıntılı ve obsesif bir hale bürünüyor. Fleur’ün doğaüstü bir cadıya dönüşmesi ise, dizinin psikolojik gerilim tonunu bozuyor ve hali hazırda Fleur ve Freud’un hikâyeleri arasında savrulan anlatıya zarar veriyor. Freud’un yöntemleri ve kuramları, sürekli olarak imgeler ve sembollerle dolaylı olarak işlendiği için dizi, ta ki son bölümde bütün taşlar yerine oturtulup hikâye psikolojik kuramlarla ilişkilendirilerek açıklanabilir şekilde toparlanana dek, bir şeytan çıkarma döngüsü içerisine sıkışıyor ve Freud, sürekli hipnoz yöntemiyle cadı avcılığı yapıyor. Dolayısıyla, dizi heyecanını yitiriyor ve çoğu zaman izleyiciyi bir sonraki bölüme devam edecek kadar merakta bırakamıyor.

Freud, Sigmund Freud’un öncüsü olduğu akımları ve teoremleri bir biyografi niteliğinde değil de, dolaylı yoldan hikâyeye yedirmeyi tercih ediyor, ancak, Fleur Salome’nin hikâyesinin ardında kontrolünü kaybediyor. Son bölümlere kadar Freud, Fleur konusunda aşırı derecede obsesifleşiyor ve tonunu sabit tutamayan dizi, bizlere sürekli olarak hipnoz yöntemini kullanarak cadı avına çıkan dedektif bir Freud’u sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information