Sosyo-ekonomik olarak az gelişmişliğin egemen olduğu Latin Amerika ülkeleri, aynı zamanda dünyada başkaldırı geleneğinin benzerine kolay kolay rastlanmayan bölgelerinden biri olma özelliği de taşır. Kitlelerin uyanışı ve başkaldırısı salt Latin Amerika’ya has bir durum olmasa da; bunun en yoğun ve sarsıcı biçimde yaşandığı yerlerden olduğu su götürmez bir gerçek. Bu durumu yaratan koşullar arasında bölgenin kolonyal geçmişiyle birlikte emperyalizmin, her türlü sosyal yapıya baskın müdahalesi ve özgün kültürel yapıların oluşmasını engellemesi örnek gösterilebilir. Küba özelinde baktığımızda ise Batista tiranlığına karşı verilen özgürlük ve eşitlik mücadelesi başarılı olur; beraberinde büyük bir politik dönüşümü de getirir.

Sinemanın yaşadığı dönüşüm ve atılım da, Küba’da devrimle tamamen bağlantılıdır. Brezilya, Şili, Arjantin ve Küba, arka arkaya sinema manifestolarının yayınlandığı ülkeler olmakla birlikte; bu manifestolar sayesinde sinemada yeni-gerçekçi, militan ve halkçı ilkelerin benimsenmesinin de merkezi durumuna gelirler. Bu bağlamda Tomás Gutiérrez Alea’nın üçüncü sinemayla bağını anlamak için belki de Julio Garcia Espinosa ile ilişkisini daha iyi kavramak gerekir. Alea ve Espinosa ikilisinin Roma’da, Centro Sperimentale di Cinematografia’da sinema eğitimi almaları ve burada İtalyan Yeni Gerçekçiliği ile ilişkilenmelerinin ardından; Latin Amerika sinemasına yön verecek olan girişim, Instituto Cubano del Arte y la Industria Cinematographicos’u (ICAIC) kurmaları, ilerleyen dönemde yaratacakları anlayışın da doğuş sinyalleridir. Üçüncü sinemacıların ortak paydası olan deneysellik ve militan anlatımın ağırlığı Alea’da da bulunduğu gibi aynı zamanda buna yeni bir anlam yükleme doğrultusunda daha da zengin hâle gelir. Alea sinemasını ayırt edici kılan bu özelliklerden birisi de, kullanacağı tekniklerden çok, anlatım tarzı ve bunu emperyalist saldırganlığı sürekli teşhir etmek yerine, onun alternatifi olan sosyalist düzeni ve aklı geliştirme iddiasıdır. Alea’nın tarzı, izleyiciyi sıradan, ticari bir kazanç öznesi ve nesnesi olmaktan çıkarıp daha da aktif hâle getirme uğraşıdır. İzleyicisini devrimin yarattığı dönüşümü sadece izleyen ve coşkuyla destekleyen kişilerden seçmekten ziyade onlara diyalektik bir anlam yüklemeyi de esas alır. Kitlelerin sosyal hayata demokratik katılımı konusunda tam anlamıyla bir özgürlük savunucusudur da denebilir. Politik olarak sığ ve kendisine sürekli düşman yaratan bir anlayışı yeniden üretmek yerine bunu sonlandırmanın yollarını sürekli arar. Beraberinde az gelişmiş toplum yapısının düşünce kodlarını temelden hedef alan bir anlayış da gelir.

İlk dönemde çektiği filmler her ne kadar dokümanter ve toplumsal-gerçekçi yanlar taşısa da; asıl kilit öneme sahip olanlar, devrimi daha da ileriye taşıma kaygısıyla çektiği eleştirel filmlerdir. Alea’nın eleştirel bakışı ve üretimi, sosyalist iktidarla girişilen bir mücadele gibi görünse de, aslında toplumsal düzeni daha da kalıcı ve muhteşem hâle getirme arzusunun bir çıktısıdır. Çağdaşı ve bölgesindeki diğer üçüncü sinemacıların gündeminde kültürel kimlik ve yeni sömürgecilik kavramları yer tutarken, Alea bunların yanına “toplumsal işlev” ve “toplumsal değişme” kavramlarını da ekleyerek üretim gerçekleştirir. Filmlerinin merkezinde devrim, mutlak kurtuluş anlamına gelmez; beraberinde daha da zorlu bir mücadele sürecini başlatan bir uğraktır. Asıl hedeflenen toplumun dönüşümü daha doğrusu siyasal devrimi tamamlayacak olan toplumsal devrim sürecini inşa etmektir.

Aktif izleyici kavramı ilk kez Espinosa’nın, “Mükemmel olmayan bir sinema için” manifestosunda kullanılır. Alea’da da vücut bulmuş bu anlayış özü itibarıyla, herhangi bir sinema geleneği ile rekabet yerine; toplumu toplumla değiştirmeye yönelik bir perspektif sunar. Üçüncü sinemanın devrimci potansiyelini kendisinden üretim, dağıtım ve pazarlama başta olmak üzere her alanda daha güçlü olan Hollywood’a karşı kullanması yerine; ona rağmen özgün ve ilerletici bir yan taşıması gerektiği savunulur. Kısacası aydınlarla, iktidarla ve düzenle hesaplaşma gibi bir gayeden uzak olmakla birlikte; onların asıl rollerine kavuşmasını sağlamak için eleştirel sinemasını geliştirir ve bugün belki de Küba’nın sinema dışında da birçok alanda ayakta durabilmesine eleştirel anlamda yapıcılık kattığı söylenebilir.

Fresa y chocolate: Eski Dünyanın Kalıplarını Yıkan Bir Deneme

Alea’nın sıkça değindiği ve sınırlarını zorladığı konular başında gelen; aydının burjuva karakteristiği, bürokratların hatalı eğilimleri, Fresa y chocolate’de yerini ötekileştirilen kimliklere ve kahramansı prototiplere bırakır. İlk bakışta imkânsız bir dostluğu anlatan film gibi gözükse de çok yönlü ideolojik kodlara sahip bir anlatısı vardır. Kapitalist düzene ve yarattığı insan profiline yönelik sorgulamasını, düzenin sınırlarından çıkmadan ve onun alışkanlıklarını kullanarak ilerlemeye çalışan anlayışa yöneltir. Bu sorgulamayı hangi ölçüde yaparsa yapsın yerleşik algı tarafından karşı devrimci olarak sunulmamasının da belirli sebepleri olduğu açık. Öncelikle bu sorgulamayı, Küba’daki devrimi yıkmaya ve eski düzene özlemle yapmak yerine; devrimi ve ülkesini muhteşem hâle getirmek için yapması buna örnek gösterilebilir. Aynı zamanda toplumsal devrimin gerçekleşmediği Küba’da, insanların kendileriyle aynı tercihlere sahip olmayanlar için mutlak karar verme mekanizması oluşu da sistemden ziyade topluma yönelik yapılan eleştirilerden biridir. David özelinde yaratılan ideal devrimci ve ataerkil prototip, karşılaştığı ve kendisine benzemeyen tüm kimliklere karşı soyutlayıcı ve ötekileştirici bir niteliğe sahiptir. Devrimcilik konusunda yargıç özelliği taşıdığı gibi erkeklik ve makbul yurttaşlık konusunda da yargıçlık özelliği bulunur. Çilekli ve çikolatalı bir dondurma bile onu, insanları kimliklere ayırıcı ve ötekileştirmede haklı kılar. Devrimci bir erkeğin çilekli dondurma yemesi kabul edilemez bir durumdur.

Yine aynı şekilde homoseksüel yönelime sahip olan Diego, ideal bir karşı devrimci olmakla birlikte evden çıkmaması ve hatta herhangi bir erkeğe dokunmaması normalleştirilen bir karakterdir. Hikâye boyunca bu iki karakter arasındaki çatışma, toplumsal bir çatışmadır da denebilir. Toplumun ilerici unsurlarının aynı toplumsal ve ideolojik düzleme sahip olan fakat kimlik itibarıyla farklı olan kişilere karşı kayıtsız bir yargı görevine bürünmesi, yerel olmaktan ziyade bugün de evrensel anlamda yaşadığımız prototipleştirme ve ötekileştirmeyi hedef alır. Belki de en öğretici yanı, kapitalist düzenin, insanları, inançları, idealleri belirli kategorilere sokmasına ve buna karşı mücadele edenlerin de bunu yeniden üreterek devam ettirmesinin yanlışlığını vurgulamasıdır.

Bir diğer önemli nokta ise Alea’nın, aydının toplumsal rolü ve işleviyle ilgili kullandığı imgelerdir. Diego yalnızca ötekileştirilen bir muhalif değil aynı zamanda savrulmuş bir aydını da temsil eder. Ne yapacağını bilemediği gibi sanatsal üretimini de nasıl ilerleteceğini de tam olarak kestiremez. Bu durum mahalli-siyasi baskıdan ziyade aydının ne olduğu ve ne yapması gerektiğiyle ilgilidir. Ticari kaygılarla yaşadıkları gibi aynı zamanda yön verici olma durumundan da uzak durumdadırlar. Alea’nın bu konudaki tavrı açıktır: “Zaten aydınlarımızın hepsi burjuva kökenlidir. Hepsi devrime tamamen bağlıdır, o zaman sorun sadece yapıların değişmesi değildir. Bu adamları değiştirmemiz gerekir ve bunu sadece mücadele yoluyla yapabilirsiniz.”

İnsanın değişmesi kadar onu yönlendirecek aydının da değişmesi önemlidir. Aydının toprağına basması ve onu daha da zenginleştirme iddiası taşıması her şeyden daha önceliklidir belki de. Hayatın resmedildiği ve sıkıcı propagandadan uzak oluşu Alea’yı ve filmografisini de farklı bir yere koymayı gerektiriyor. Hikâyenin sonuna doğru dramatik bir öğreticilikle iki karakter birbiriyle gerçek anlamda tanışır ve sosyalleşirler. Çilek ve çikolatalı dondurma, tekrar tanışmaya bağlı öğreticiliğin nesnesi konumuna gelir. Aydın ve öteki bir profil olan Diego ise, ısrarlı eleştirelliği ve devrimin ülkesine bağlılığıyla farklı bir noktaya işaret eder. Her zorluğa rağmen mücadele yemini etmiş ve başarısını kendi mikro deneyiminden görmüş bir aydın profilidir. Ülkesine, insanına ve yaşama âşıktır; daha da âşık olmak için mücadele etmek onun için kaçınılmazdır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi