Fransa’da 1950’lerin sonlarında ortaya çıkan Fransız Yeni Dalgası’nın sinema tarihindeki en büyük kırılma olduğunu söylesek abartmış sayılmayız. Hollywood’da stüdyo sisteminin kendini tükettiği, Avrupa’da ise sinemanın II. Dünya Savaşı sebebiyle durma noktasına geldiği dönemde filizlenen bu akım, yenilikçi teknik yaklaşımlar ve filmlere yeni bir bakış katan ideolojik duruşu ile yaratmıştır söz konusu etkiyi. Efsanevi sinema kuramcısı André Bazin’in detaylı şekilde ele aldığı, bir sanat eseri olarak film üretiminin yönetmenin düşünsel dışavurumu olduğu temeline dayanan auteur kuramına dayanan Fransız Yeni Dalgası, bir montaj yöntemi olan jump cut’tan kameranın stüdyolardan çıkarak sokağa konumlanışına kadar sayısız yenilik getirmiştir sinema sanatına.

Jean-Luc Godard, Agnès Varda, François Truffaut, Éric Rohmer, Claude Chabrol, Jacques Rivette ve Jacques Demy gibi adlarını sinema tarihine kazımış, hepsi kendine has sinematik dokunuşları olan usta yönetmenler, çektikleri filmlerle beyazperdede daha önce görülmemiş duyguların, anların peşinden koştular. Godard, 1960 tarihli Serseri Aşıklar – À bout de souffle’da Hollywood’un inşa ettiği suç filmi kalıplarını yıkıp elindekilerden 1960’ların ruhsal sıkışmışlığına dair eşine zor rastlanır bir anlatı ortaya koydu. Sıklıkla akımın ilk filmi olarak işaret edilen Paralel Yaşamlar – La Pointe-Courte’da Varda, bir çiftin ilişkisine içeriden bir bakış atarken diğer yandan da bir balıkçı kasabasının gündelik hayatına odaklanarak kurmaca ve belgesel arasındaki yıkılmaz sanılan sınırı görünmez kıldı. François Truffaut, 400 Darbe – Les quatre cents coups’da alter ego’su olarak konumlandırdığı ve kariyeri boyunca takip edeceği Antoine Doinel karakteri üzerinden tüm zamanların en dokunaklı büyüme öykülerinden birine imza attı. Varda’nın hayat arkadaşı Jacque Demy, Cherbourg Şemsiyeleri – Les parapluies de Cherbourg’da dönemin sosyal, ekonomik ve politik gelişmelerini de denkleme dâhil ederek, her bir repliğin şarkı şeklinde söylediği, başka bir müzikalin mümkün olduğunu gösterdi. Fransız Yeni Dalgası başlığı altında değerlendirilebilecek bu ve diğer yapımlar sinemayı hem teknik hem de düşünsel anlamda yeni bir seviyeye çıkartırken seyirciyi duygusal anlamda da yakalamayı başardı. Bunda da anlatılan hikâyelerin yanında kullanılan müziklerin etkisi çok büyük kuşkusuz. Bu bağlamda Fransız Yeni Dalgası’nın yenilikçi ruhunda kamera arkasındaki yönetmenlerle birlikte film müziği mefhumuna inovatif bir çerçeveden yaklaşan müzisyenlerin de katkısı yadsınamaz. Bu etkiyi daha detaylı incelemek adına akımın kilometre taşı filmlerine eğilmek yararlı olabilir.

Müzik ve Yeni Dalga

Her ne kadar Yeni Dalga’nın ilk filmi olarak yukarıda belirttiğimiz gibi Varda’nın Paralel Yaşam’ı gösterilse de Truffaut’nun ilk uzun metrajı 400 Darbe, yarattığı etki ile akımın ivmelenmesinde yadsınamaz bir rol oynamıştır. Truffaut’nun kendi çocukluğundan esinle yarattığı Antoine Doinel karakterini takip eden yapım, eğitim sisteminden sorumsuz ebeveynlere dek kurumsal birçok yapıyı eleştiri bombardımanına tutar tabiri caizse. Buradan hareketle 400 Darbe’nin dokunaklı bir büyüme hikâyesi olduğu kadar, işlevini yitirmiş otorite figürlerinin karşısında bir başkaldırı anlatısı da sunduğu kolaylıkla söylenebilir. Hem yaratıcısının dünya görüşünü yansıtması hem zamanının anlatısal alışkanlıklarını boşa düşürmesi hem de politik anlamda tavizsiz yapısıyla Fransız Yeni Dalgası’nın bütün yapı taşlarını bünyesinde birleştirir Antoine Doinel’in bu ilk macerası. Truffaut’nun kariyeri boyunca hayatının farklı dönemlerine odaklanacağı bu karakterin 400 Darbe’nin finalindeki unutulmaz bakışı, bu filmin iskankâr damarını dışavurmasının yanında, kırılgan ruh hâlini de eşsiz bir şekilde noktalar. Bu anlatının sinema tarihinin en çarpıcı finallerinden birine doğru evrilmesi, film boyunca izlediklerimizle olduğu kadar ses bandından kulağımıza gelen melodilerle de bağlantılıdır kesinlikle. Edith Piaf’ın en bilinen şarkılarından Mon Manège à Moi (Tu Me Fais Tourner la Tête)’nin bestecisi olarak da hatırlanabilecek Jean Constantin’in imzasını taşıyan bu müzikler, Fransız Yeni Dalgası’nın müzikal tonunu da belirlemiştir büyük ölçüde. Gerek yoğun bir orkestrasyonla ortaya çıkan güçlü melodiler, gerekse ana karakterin hırçın gençlik ateşini aynalayan ritmik parçalar, 400 Darbe’nin başka bir filmde benzerine rastlamanın pek mümkün olmayan duygusunu, anlatıyla birlikte anahtar-kilit uyumuna benzer bir şekilde tamamlar.

Fransız Yeni Dalgası’nda müzik kullanımı konusunda öne çıkan filmleri arasında Varda’nın 5’ten 7’ye Cléo – Cléo de 5 à 7 ve Godard’ın Nefret – Le mepris’si de sayılabilir. 5’ten 7’ye Cléo, Parisli bir pop yıldızı Cléo Victoire’ı takip ederken şarkıcının kanser olup olmadığını ortaya koyacak bir tıbbi testin sonuçlarını beklediği sürece odaklanır. Bu süreçte Cléo’nun varoluşsal kaygılarına eşlik eden en önemli ögelerden ikisi filmin geçtiği Paris ile Michel Legrand’ın imzasını taşıyan ve anlatının kırılgan ruhunu yansıtan müziklerdir. Bu müzikler Cléo’nun varoluşsal gezintisi ve zamanın akışı arasında güçlü bir parallelik kurar. Anlatının duygusal anlamda en yüksek noktaya ulaştığı noktada ana karakter, film için özel olarak yazılmış ve onun endişelerinden beslenen şarkıyı seslendirirken Legrand’ı da piyanosunun başında görürürüz. Fransız Yeni Dalgası’nın önemli müzikal figürlerinden Georges Delerue’nün bestelediği müziklerle daha da zenginleşen Nefret’in odağında ise yolunda gitmeyen bir evlilik vardır. İş dünyası ve sanatın çatışmasına da alan açan anlatısının kaybedilmekte olan bir aşkla yoğunlaşan dramatik tonu Delerue’nün hüzünlü melodilerine çok şey borçludur.

Jacques Demy’nin 1964 tarihli başyapıtı Cherbourg Şemsiyeleri ise Yeni Dalga’nın da ötesinde sinemada müzik kullanımı konusunda çığır açar. Bu akımın temsilcisi olan yönetmenler, kendilerinden önce yarıtılmış janraları, anlatı konvansiyonlarını hatta klişeleri parçaladıktan sonra buradan kendi yenilikçi bakış açıları ve üsluplarıyla şekilendirdikleri yeni bir sinema anlayışı ortaya koymuşlardır. Seyirciyle buluştuğu yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanmasının yanında 5 dalda da Oscar Adaylığı elde eden Cherbourg Şemsiyeleri, Yeni Dalga’nın bu yaklaşımını bambaşka bir seviyeye taşır. Zira müzikal türündeki yapımda, şarkı şeklinde söylenmeyen tek bir cümle dahi yer almaz. Demy, konvasiyonel sinemanın olmazsa olmazı olan diyalogları tamamen ortadan kaldırmış, bu boşluğu müzikle doldurarak yeni bir dil, hatta yeni bir dünya yaratmıştır âdeta. Yeniden tanımlanmış bu dünyanın en büyük yapı taşı da kuşkusuz Michel Legrand’ın besteleridir. Film, annesiyle birlikte küçük bir butikte şemsiye satan Geneviève ile oto tamircisi Guy’ın, Cezayir Savaşı sebebiyle sekteye uğrayan aşkını konu alır. Guy savaşa katılması için askere alınınca çiftin hayatları hiç istemeseler de, sınıfsal farkların da etkisiyle bambaşka yönlere savrulur. Cherbourg Şemsiyeleri içerdiği her duyguyu şarkılar ve müzik vasıtasıyla seyirciye geçirebilen, sinemada müzik kullanımının ne denli önemli olduğunu bir kez daha kanıtlayan, bunu bir anlatı tercihi olarak da cüretkâr biçimde kullanan katıksız bir başyapıttır.

Fransız Yeni Dalgası sinemayı hem fiziksel hem de ekonomik olarak stüdyoların sınırlarından kurtarmış, tabiri caizse onu özgürleştirmiştir. Ve bu yeni özgür sinema anlayışında müzik de oldukça önemli noktada yer alır. Şayet Yeni Dalga, adının da işaret ettiği üzere yeni olanın, genç olanın peşinde gidiyorsa bu yolculukta müziğin de yerini almaması mümkün değildir. Melodiler olmadan Antoine’ın hırçınlığı da Cléo’nun kırılganlığı da eksik kalır.

Adını, yeninin ve sinemanın kesişim noktasında duran bu akımının Fransızca karşılığından alan grup Nouvelle Vague da kurulduğu günden bu yana bu türden bir yaklaşım sergiliyor. İlhamını sinemadan, özellikle Yeni Dalga’dan ve onun özgürleştirici ruhundan alan topluluk, klasikleşmiş punk ve new wave şarkılarına kendi yorumlarını katarak ortaya taptaze bir müzikal yaklaşım koymayı başarıyor. Nouvelle Vague’ın 28 ve 29 Kasım’da, Very Very French Festival XXF kapsamında Babylon’da vereceği konserler Yeni Dalga ruhunun müzikal karşılığını canlı bir şekilde deneyimlemek adına kaçırılmaz fırsatlar sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information