Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa

Mr. Smith Washington’a Gidiyor – Mr. Smith Goes to Washington (1939)

mr-smith-goes-to-washington

En İyi Orijinal Hikâye dalında Oscar’a uzanan Mr. Smith Goes to Washington, diğerlerine nazaran çok daha enteresan bir hikâyeye sahip. Bir eyalet valisi, henüz hayatını kaybetmiş bir senatörün yerine birini seçmek zorundadır. Fırsatçı politikacılara rağmen, bir yazı tura sonucunda nahif kişilikli Jefferson’ı (James Stewart) seçmeye karar verir. Politikanın yozlaşmış, rüşvet ve fırsatçılıkla bezeli dünyasına giren bu iyi niyetli adam, herkesin beklentilerini boşa çıkaracak ve iyi bir ders verecektir.

Bu film, Frank Capra’nın ABD politikasına doğrulttuğu bir eleştiridir. Ama bu eleştiri de, Jefferson kadar nahif bir noktadan yapılmaktadır. Kendi kişisel çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan politikacılara karşın, nahifin, iyimserin ve inançlının tek başına bir şeyleri değiştirebileceğini göstermeye çalışır. Filmde bize bunu ikna eder, ama film dünyasının dışı için aynı şeyleri söylemek için Jefferson kadar nahif olmak gerekecektir. James Stewart’ın kendine has oyunculuğu ile kültleşen Jefferson karakteri, her şeye rağmen özdeşleşilebilecek, unutulmaz bir kişilik sunuyor bizlere.

Arsenik Kurbanları – Arsenic and Old Lace (1944)

arsenic-and-old-lace

Casablanca’nın efsanevi senaristleri Epstein Kardeşler’in, aynı adlı oyundan uyarladığı Arsenic and Old Lace, oldukça karanlık bir yönü olan ama garip bir şekilde komik bir film. Evliliğe karşı olan bir gazeteci olan Mortimer (Cary Grant) Elaine’e (Priscilla Lane) âşık olur ve evlenerek herkesi şaşırtır. Ancak, en çok şaşıranlar Mortimer’ın hiç evlenmemiş iki yaşlı halasıdır. Haberi onlara ve onlarla beraber yaşayan mental problemleri olan amcası Teddy’ye vermeye giden Mortimer, korkunç bir gerçekle karşılaşır. Halaları, yaşlı ve yalnız erkekleri hayatın acısı ve yükünden kurtarmak için zehirlemekte, Amca Teddy de onları bodruma gömmektedir.

Amerika’nın kanlı geçmişi ve özgürlüklerin tanımsızlaşması üzerine sert bir kritik olan film, Cary Grant ve Peter Lorre gibi usta oyuncularla tam bir “eğlenceli” seyirliğe dönüşüyor. Her ne kadar konudan belli olmasa da… Amerikan Film Enstitüsü tarafından 2000 yılında yapılan listede, Amerikan sinemasının en komik otuzuncu filmi de seçilen Arsenic and Old Lace, Frank Capra’nın filmografisindeki en sert ve en komik filmlerden biri olarak yerini alıyor.

Şahane Hayat – It’s a Wonderful Life (1946)

its-a-wonderful-life

Gelelim Frank Capra adını ölümsüzleştiren bir numaralı filme. Bu filmi ilk kez, Sinemanın Büyüsü programında TRT 2’de Alin Taşçıyan ve Atilla Dorsay’ın sunumu ile izlemiştim. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen filme dair hislerim garip bir şekilde değişmedi (genelde değişir). Filmi izlerken hiçbir şeyi düşünmeden yalnızca filmin dünyasında kalmanızı sağlayabiliyor yönetmen. Bu dünyanın içinde de, baş karakterin ve diğer tüm “iyi kalpli” insanların mutlu olmasını, “kötülerin” yola gelmesini isteyip duruyorsunuz. Tüm bağlamlarından bağımsız olarak da bu, filmden keyif almanızı sağlıyor, asla sıkmıyor ve binlerce, iyisiyle-kötüsüyle, Hollywood filmi izlemiş olsanız da hiçbirinin size veremeyeceği bir gönül ferahlığı veriyor sonunda.

It’s a Wonderful Life, intiharın eşiğindeki George Bailey (James Stewart) için, ikinci sınıf bir melek olan Clarence’ın görevlendirilmesi ile başlıyor. Clarence’a George’u tanıması için hayatından sahneler gösteriliyor. George hayatı boyunca birçok insana yardımcı olmuş bir kısım insanın da hayatını kurtarmıştır. Başarılı bir inşaat şirketi de kuran George, Bankacı Potter’ın bir numarası yüzünden ciddi bir rakamda para kaybı yaşar. İhtiyacı olan para için Potter’ın bankasından kredi isteyen George, hayat sigortasını teminat gösterir. Potter’ın bir şakası üzerine, gerekli paranın ölmesi durumunda ailesine geleceğini düşünen George intihat etmeyi kararlaştırır. Bu noktada devreye Clarence girer. Eğer hiç doğmamış olsaydı dünyanın nasıl bir yer olacağını ona gösterir. Birçok insanın hayatı mahvolmuş, birçok insan büyük zararlar görmüştür. George iyiliğin kazanacağına inanarak hayatına geri dönmeye karar verir.

It’s a Wonderful Life, hayattaki küçük şeylerin büyük etkileri olabileceğini gösteren bir film. Kötülüğün dize geleceğini, iyi bir yaşam yaşayan insanların, sandıklarından daha fazla sevildiklerini ve yalnız olmadıklarını söyleyen, çok büyük laflar etmediği için de aslında ilişki kurabileceğimiz ve bu yüzden de çok sevebileceğimiz bir film. Her şeyden önemlisi de, Hollywood’u değiştiren, komedi ve drama arasındaki ince çizgide bir başyapıt.

Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi