Sean Baker, yine !f’e konuk olan önceki filmi Tangerine’le dikkatleri üzerine çekmişti. Tamamı iPhone 5s kamerasıyla çekilen yapım, hem teknik bir meydan okuma olarak değerlendirilebilecek bu tercihle hem de Baker’ın cüretkâr, oyunbaz ve dinamik rejisiyle heyecan verici bir seyir deneyimi sunuyordu. Yönetmenin Amerikan bağımsız sinemasında bulduğu genç ve taze damarın etkisi The Florida Project’te tavan yapıyor. Bekâr ve genç annesiyle birlikte yaşayan altı yaşındaki Moonee var filmin merkezinde. İşsiz, işporta parfüm satarak zar zor geçinebilen annesiyle birlikte hayata tutunmaya çalışıyor küçük kız. Annesinin düzenli işinin olmaması gibi, sabit bir evleri de yok. Kalabalık bir motelde, kirasını güç bela ödedikleri -bazen de ödeyemedikleri- küçücük bir odada yaşıyorlar. Baker’ın cesur renk paleti tercihiyle neredeyse gerçeküstü ve masalsı bir hâlde perdeye yansıyan bu muhit, içinde yaşanan sefaletle tam bir tezat oluşturuyor. Filme adını veren Florida, Amerika’da ipotekli mülklerin haczedilmesi oranında başı çeken eyalet konumunda. Başka bir deyişle Monnee ve annesi Halley, 2008 finansal krizinin etkisinin hâlâ hissedildiği bir ortamda hayatta kalmaya çalışıyor. Fakat bu anne kız, yapmacık Hollywood dramlarının zor hayat şartlar altında gereğinden fazla olgunlaşmış karakterlerinden oldukça farklı. Halley, hâlâ genç yaşının etkilerini her fırsatta dışa vuran hırçın ama aynı zamanda kırılgan bir ergen olarak çiziliyor neredeyse. Hayatın karşısına çıkardığı, boyundan büyük dertlerle baş etmekte fazlasıyla zorlanıyor ve yaşının verdiği cahil cesaretiyle alengirli yollara dalmaktan imtina etmiyor. Filmin merkezinde oturan Moonee ise her yönüyle tam bir çocuk. Tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birinin etkisi altındaki yetişkinler nefes alamazken o, çocukluğunu her şeyden habersiz, alabildiğine yaşıyor. Aynı çevrede yaşayan yaşıtlarıyla arkadaş oluyor, türlü haylazlıklar yapıyor, terk edilmiş evlere giriyor, oyunlar oynuyor, bedava dondurma için para dileniyor. The Florida Project: Acı Tatlı Panayır Filmi, Starlet ve Tangerine’de de birlikte çalıştığı senaryo ortağı Chris Bergoch’la birlikte kaleme alan Sean Baker, Moonee’yi yazarken gösterdiği sahicilik hassasiyetini teknik tercihleriyle de muazzam bir şekilde destekliyor. Oyun oynarken kamera ona eşlik ediyor, oradan oraya koştururken arkadaşıymışçasına onu kovalıyor. Yetişkinleri sık sık kadraj dışında bırakacak şekilde, bir çocuk boyu kadar yüksekliğe konumlandırılan kamera, Moonee ve izleyici arasındaki mesafeyi sıfırlıyor. Böylelikle, sinema tarihinde eşine ender rastlanacak bir çocuk temsili sunuyor The Florida Project. Seyirci belki de ilk kez, sinema perdesinde izlediği bir çocuğun dünyasına bu kadar dolaysız ve samimi bir şekilde misafir oluyor. Karakterler konusundaki üstün başarısını mekân yaratımı ve temsilinde de gösteriyor yönetmen Baker. Olayların çevresinde geçtiği, isimleri “Sihirli Şato” ve “Gelecek Ülkesi” olan iki motel, Moonee ve arkadaşlarının rengârenk oyun parkları gibi tasarlanmış. Fakat bu moteller çocukların oyunlarına olduğu kadar, sefalete, kopkoyu bir yaşam kavgasına da ev sahipliği yapıyor. Filmin henüz başlarında küçük kız ve annesinin evlerinin yakınından bir helikopterin havalandığını görüyoruz. Sonrasında helikopter kadraja girmese de gürültüsüyle ses bandında kendini gösteriyor tekrar tekrar. Görünmeyen ama orada varlığını sürekli hissettiren helikopter, orada, o sefaletin içinde yaşamak zorunda olanların çıkışsızlığını Baker’a yakışan bir oyunbazlık ve zarafetle hissettiriyor. Helikopter yükseliyor, Halley hayatta kalabilmek için her şeyi deniyor, Moonee her yönüyle çocukluğunu yaşıyor, Sean Baker da sinema tarihine acı ve tatlı arasındaki dengeyi kusursuz bir şekilde kurmuş modern bir başyapıt armağan ediyor.

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Sinema tarihinde eşine ender rastlanacak bir çocuk temsili sunuyor The Florida Project. Seyirci belki de ilk kez, sinema perdesinde izlediği bir çocuğun dünyasına bu kadar dolaysız ve samimi bir şekilde misafir oluyor.

Kullanıcı Puanları: 3.5 ( 2 votes)
85

Sean Baker, yine !f’e konuk olan önceki filmi Tangerine’le dikkatleri üzerine çekmişti. Tamamı iPhone 5s kamerasıyla çekilen yapım, hem teknik bir meydan okuma olarak değerlendirilebilecek bu tercihle hem de Baker’ın cüretkâr, oyunbaz ve dinamik rejisiyle heyecan verici bir seyir deneyimi sunuyordu. Yönetmenin Amerikan bağımsız sinemasında bulduğu genç ve taze damarın etkisi The Florida Project’te tavan yapıyor.

Bekâr ve genç annesiyle birlikte yaşayan altı yaşındaki Moonee var filmin merkezinde. İşsiz, işporta parfüm satarak zar zor geçinebilen annesiyle birlikte hayata tutunmaya çalışıyor küçük kız. Annesinin düzenli işinin olmaması gibi, sabit bir evleri de yok. Kalabalık bir motelde, kirasını güç bela ödedikleri -bazen de ödeyemedikleri- küçücük bir odada yaşıyorlar. Baker’ın cesur renk paleti tercihiyle neredeyse gerçeküstü ve masalsı bir hâlde perdeye yansıyan bu muhit, içinde yaşanan sefaletle tam bir tezat oluşturuyor. Filme adını veren Florida, Amerika’da ipotekli mülklerin haczedilmesi oranında başı çeken eyalet konumunda. Başka bir deyişle Monnee ve annesi Halley, 2008 finansal krizinin etkisinin hâlâ hissedildiği bir ortamda hayatta kalmaya çalışıyor. Fakat bu anne kız, yapmacık Hollywood dramlarının zor hayat şartlar altında gereğinden fazla olgunlaşmış karakterlerinden oldukça farklı. Halley, hâlâ genç yaşının etkilerini her fırsatta dışa vuran hırçın ama aynı zamanda kırılgan bir ergen olarak çiziliyor neredeyse. Hayatın karşısına çıkardığı, boyundan büyük dertlerle baş etmekte fazlasıyla zorlanıyor ve yaşının verdiği cahil cesaretiyle alengirli yollara dalmaktan imtina etmiyor. Filmin merkezinde oturan Moonee ise her yönüyle tam bir çocuk. Tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birinin etkisi altındaki yetişkinler nefes alamazken o, çocukluğunu her şeyden habersiz, alabildiğine yaşıyor. Aynı çevrede yaşayan yaşıtlarıyla arkadaş oluyor, türlü haylazlıklar yapıyor, terk edilmiş evlere giriyor, oyunlar oynuyor, bedava dondurma için para dileniyor.

The Florida Project: Acı Tatlı Panayır

Filmi, Starlet ve Tangerine’de de birlikte çalıştığı senaryo ortağı Chris Bergoch’la birlikte kaleme alan Sean Baker, Moonee’yi yazarken gösterdiği sahicilik hassasiyetini teknik tercihleriyle de muazzam bir şekilde destekliyor. Oyun oynarken kamera ona eşlik ediyor, oradan oraya koştururken arkadaşıymışçasına onu kovalıyor. Yetişkinleri sık sık kadraj dışında bırakacak şekilde, bir çocuk boyu kadar yüksekliğe konumlandırılan kamera, Moonee ve izleyici arasındaki mesafeyi sıfırlıyor. Böylelikle, sinema tarihinde eşine ender rastlanacak bir çocuk temsili sunuyor The Florida Project. Seyirci belki de ilk kez, sinema perdesinde izlediği bir çocuğun dünyasına bu kadar dolaysız ve samimi bir şekilde misafir oluyor.

Karakterler konusundaki üstün başarısını mekân yaratımı ve temsilinde de gösteriyor yönetmen Baker. Olayların çevresinde geçtiği, isimleri “Sihirli Şato” ve “Gelecek Ülkesi” olan iki motel, Moonee ve arkadaşlarının rengârenk oyun parkları gibi tasarlanmış. Fakat bu moteller çocukların oyunlarına olduğu kadar, sefalete, kopkoyu bir yaşam kavgasına da ev sahipliği yapıyor. Filmin henüz başlarında küçük kız ve annesinin evlerinin yakınından bir helikopterin havalandığını görüyoruz. Sonrasında helikopter kadraja girmese de gürültüsüyle ses bandında kendini gösteriyor tekrar tekrar. Görünmeyen ama orada varlığını sürekli hissettiren helikopter, orada, o sefaletin içinde yaşamak zorunda olanların çıkışsızlığını Baker’a yakışan bir oyunbazlık ve zarafetle hissettiriyor. Helikopter yükseliyor, Halley hayatta kalabilmek için her şeyi deniyor, Moonee her yönüyle çocukluğunu yaşıyor, Sean Baker da sinema tarihine acı ve tatlı arasındaki dengeyi kusursuz bir şekilde kurmuş modern bir başyapıt armağan ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi