Seth Rogen, 75. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Müzikal ya da Komedi Filmi adayları arasındaki Felaket Sanatçı’yı tanıtırken, The Room’la 2004 yılındaki tanışma hikâyesinden bahsetmişti. Karşısına çıkan ilan panosunda koca harflerle “The Room” yazdığını, panodaki hiç tanımadığı bir adamın fotoğrafının altında da bir telefon numarası olduğunu şaşkınlık içinde anlatıyordu salondakilere. Rogen, 2004 yılında o numarayı arayıp Tommy Wiseau’yla konuşan ve The Room’u izleyen insanlar arasındaydı. Filmin yapımcısı, yönetmeni, senaristi ve başrol oyuncusu Wiseau’nun en yakın arkadaşı Greg Sestero bu yolculuğu ve Wiseau’nun hayatını anlatan bir kitap kaleme alacaktı sonrasında. İşte Felaket Sanatçı, bu kitaptan yola çıkarak, Wiseau ve Sestero arkadaşlığıyla Franco kardeşler ve Rogen ortaklığını birleştirip bu yolculuğu yeniden kamera önüne getiriyor. Felaket Sanatçı: 'Kötünün' İyisi Tamamen kendine özgü bir adam Tommy Wiseau. Aksanı, tavrı, tarzı bulunduğu yerde hemen fark edilmesini sağlıyor. Hayattaki en büyük amacı da oyunculuk yapabilmek. Hollywood’da var olabilmek. Greg Sestero’nun da hayali bu aynı zamanda. Tanışmalarıyla birlikte, Hollywood’u fethetmek için Los Angeles’a gelmelerinin ve birtakım hüsranların ardından Tommy kendi filmini yazmaya karar veriyor. Çünkü bu sektöre kafa tutmak için bu cesareti göstermek gerekiyor. The Room bu cesaretin kendini gülünçlükle yücelten bir eseri. James Franco da kitabı uyarlarken Felaket Sanatçı’nın izleğini The Room’un oluşturduğu hayran kitlesinin beklentilerini ve hislerini temel alarak kurmuş. Soru işaretleriyle dolu bir adamın gerçekliği, Franco’nun oyunculuğunda bilinçli bir karikatürizasyona gidiyor bu sebeple. Tommy gerçek hayatta bir hayal kahramanı gibi salınıyor çünkü. Nereli olduğu, ne kadar parası olduğu ve yaşı belli olmayan meçhul bir kahraman o. The Room’u kült mertebesine eriştiren de tüm bu bilinmezlikler içinde olanca ciddiyetiyle sektörde kendini var ediyor oluşu. Yazdığı tüm sahneler kendi içinden taşan duygularla bezeli olmasına rağmen, filmin hiçbir amaca hizmet etmeyen stüdyo çekimleri, ucuz oyunculukları, birbirine bağlanamayan sahne geçişleri ve inandırıcılıktan uzak diyalogları, bu duyguları bir komedi filmine dönüştürüyor ister istemez. Felaket Sanatçı tüm bu kararların veriliş anlarını, Tommy’nin motivasyonunu ve onunla birlikte bu yola çıkan Greg’in sinema sektörüne dair yaşadığı tüm çelişkileri merkezine alarak The Room’un öncesi ve sonrasına bir neden sonuç ilişkisi inşa ediyor. Bunu yaparken de mümkün mertebe Sestero’nun kitabına sadık kalıyor Franco. Kronolojik olarak akan film, özellikle Tommy’nin ortaya bir eser çıkarma gayesine odaklandığı noktada The Room için verilmiş emeğin hakkını teslim ediyor. Tommy Wiseau’yu istediği noktaya getirememiş olan film, aslında zaman içinde onun şu anda bulunduğu yerin ve  aldığı övgülerin altını çizen bir serüven hazırlıyor. Felaket Sanatçı’nın de ısrarla üzerinde durduğu gibi Tommy içinden taşan sinema tutkusunu seyircilerle buluşmak için yapıyor ve samimiyeti bir an olsun kaybolmuyor. Film, The Room’un ilk gösterimini yaptığı sekansta tüm çekim sürecini de akıllarımıza getirerek, sinema tarihindeki en iyi kötüler yolunun nasıl arşınlandığının bir belgesi oluyor aynı zamanda. Felaket Sanatçı, senaryoyu uyarlayış biçimi ve oyunculuklarıyla The Room için seyirciler nezdinde hatırda kalacak bir vefa örneği. Lâkin son dönemde James Franco’nun öğretim üyesi olduğu üniversitede öğrencilerine uyguladığı taciz vakaları filmle ilgili güzel hislerimizi de alıp götürüyor. Filmlerle ilgili konuşma isteğimizi bile alıp götüren tüm eril tahakküm için zaman doldu artık!

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Felaket Sanatçı, senaryoyu uyarlayış biçimi ve oyunculuklarıyla The Room için seyirciler nezdinde hatırda kalacak bir vefa örneği.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
75

Seth Rogen, 75. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Müzikal ya da Komedi Filmi adayları arasındaki Felaket Sanatçı’yı tanıtırken, The Room’la 2004 yılındaki tanışma hikâyesinden bahsetmişti. Karşısına çıkan ilan panosunda koca harflerle “The Room” yazdığını, panodaki hiç tanımadığı bir adamın fotoğrafının altında da bir telefon numarası olduğunu şaşkınlık içinde anlatıyordu salondakilere. Rogen, 2004 yılında o numarayı arayıp Tommy Wiseau’yla konuşan ve The Room’u izleyen insanlar arasındaydı. Filmin yapımcısı, yönetmeni, senaristi ve başrol oyuncusu Wiseau’nun en yakın arkadaşı Greg Sestero bu yolculuğu ve Wiseau’nun hayatını anlatan bir kitap kaleme alacaktı sonrasında. İşte Felaket Sanatçı, bu kitaptan yola çıkarak, Wiseau ve Sestero arkadaşlığıyla Franco kardeşler ve Rogen ortaklığını birleştirip bu yolculuğu yeniden kamera önüne getiriyor.

Felaket Sanatçı: ‘Kötünün’ İyisi

Tamamen kendine özgü bir adam Tommy Wiseau. Aksanı, tavrı, tarzı bulunduğu yerde hemen fark edilmesini sağlıyor. Hayattaki en büyük amacı da oyunculuk yapabilmek. Hollywood’da var olabilmek. Greg Sestero’nun da hayali bu aynı zamanda. Tanışmalarıyla birlikte, Hollywood’u fethetmek için Los Angeles’a gelmelerinin ve birtakım hüsranların ardından Tommy kendi filmini yazmaya karar veriyor. Çünkü bu sektöre kafa tutmak için bu cesareti göstermek gerekiyor. The Room bu cesaretin kendini gülünçlükle yücelten bir eseri. James Franco da kitabı uyarlarken Felaket Sanatçı’nın izleğini The Room’un oluşturduğu hayran kitlesinin beklentilerini ve hislerini temel alarak kurmuş. Soru işaretleriyle dolu bir adamın gerçekliği, Franco’nun oyunculuğunda bilinçli bir karikatürizasyona gidiyor bu sebeple. Tommy gerçek hayatta bir hayal kahramanı gibi salınıyor çünkü. Nereli olduğu, ne kadar parası olduğu ve yaşı belli olmayan meçhul bir kahraman o. The Room’u kült mertebesine eriştiren de tüm bu bilinmezlikler içinde olanca ciddiyetiyle sektörde kendini var ediyor oluşu. Yazdığı tüm sahneler kendi içinden taşan duygularla bezeli olmasına rağmen, filmin hiçbir amaca hizmet etmeyen stüdyo çekimleri, ucuz oyunculukları, birbirine bağlanamayan sahne geçişleri ve inandırıcılıktan uzak diyalogları, bu duyguları bir komedi filmine dönüştürüyor ister istemez. Felaket Sanatçı tüm bu kararların veriliş anlarını, Tommy’nin motivasyonunu ve onunla birlikte bu yola çıkan Greg’in sinema sektörüne dair yaşadığı tüm çelişkileri merkezine alarak The Room’un öncesi ve sonrasına bir neden sonuç ilişkisi inşa ediyor. Bunu yaparken de mümkün mertebe Sestero’nun kitabına sadık kalıyor Franco. Kronolojik olarak akan film, özellikle Tommy’nin ortaya bir eser çıkarma gayesine odaklandığı noktada The Room için verilmiş emeğin hakkını teslim ediyor. Tommy Wiseau’yu istediği noktaya getirememiş olan film, aslında zaman içinde onun şu anda bulunduğu yerin ve  aldığı övgülerin altını çizen bir serüven hazırlıyor. Felaket Sanatçı’nın de ısrarla üzerinde durduğu gibi Tommy içinden taşan sinema tutkusunu seyircilerle buluşmak için yapıyor ve samimiyeti bir an olsun kaybolmuyor. Film, The Room’un ilk gösterimini yaptığı sekansta tüm çekim sürecini de akıllarımıza getirerek, sinema tarihindeki en iyi kötüler yolunun nasıl arşınlandığının bir belgesi oluyor aynı zamanda.

Felaket Sanatçı, senaryoyu uyarlayış biçimi ve oyunculuklarıyla The Room için seyirciler nezdinde hatırda kalacak bir vefa örneği. Lâkin son dönemde James Franco’nun öğretim üyesi olduğu üniversitede öğrencilerine uyguladığı taciz vakaları filmle ilgili güzel hislerimizi de alıp götürüyor. Filmlerle ilgili konuşma isteğimizi bile alıp götüren tüm eril tahakküm için zaman doldu artık!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi