Harry Potter evreninin yahut Wizarding World’ün açtığı kapıları ve de geçmişten bugüne bu evrenin hatıralarına dair her ayrıntıyı takip etmek, Harry Potter hayranlarının en değer verdiği uğraşlardan biri olmuştur kuşkusuz. Kendimi de içine kattığım bu kitle için, bu dünyayla ilgili özellikle sinemanın da işin içine girdiği takip ve seyir maratonunda karakterlerle, olaylarla, geçmişle kurulan ilişkiler oldukça önem arz ediyor. Hem Harry Potter’a dair ayrıntılara hâlâ ulaşabiliyor olmak hem de hikâyenin öncesine ve sonrasına dair bilgilerle bu dünyayı genişletiyor olmak, hayal gücünün sınırsız imkânlarını kullanmak için de en etkili yollardan biri. O yüzden zaten bu evrende adını, yazarını ve içeriğini önceden bildiğimiz bir kitabın prequel olarak karşımıza çıkması büyük bir heyecan dalgasına sebebiyet vermişti. Bu heyecan Wizarding World’e sonradan dahil olan yeni kitle için de başından beri kendini Harry Potter evreninin parçası gibi hisseden sadık kitle için de geçerliydi. Hikâyeye başından beri dâhil olan bizler aynı zamanda geçmişe dair bir hatırlama kanalı olarak da görebiliyorduk bu yeni süreci. Çocuklukla, arkadaşlıkla, okuma ve seyretme alışkanlıklarımızla doğrudan bağlantı kurabildiğimiz bir anı yağmuruna dönüşüyordu çünkü bu durum. Fantastik Canavarla Nelerdir, Nerede Bulunurlar?’ın (2016) yarattığı etki bir bakıma bu nostalji hissiyatıyla da ilgiliydi ve başlangıç noktasının çok öncesine bir yolculuk imkânı veriyordu. Bu yeni serinin ikinci filmi Fantastik Canavarlar: Grindelwand’un Suçları da hem vizyon öncesinde yarattığı heyecan hem karakterlerin gidişatı hem de öncesinde bildiğimiz karakterle kuracağı yeni bağlar açısından serinin kilit noktasını oluşturacak gizemler yaratmayı başarmıştı. Bu yüzden de ilk filme göre daha önemli bir konumdaydı. Nostalji hissiyatının artık yerini yeni serinin yarattığı taze atmosfere bırakan bu ikinci film, birçok sorunun cevabını, yeni soruların ise nasıl ve ne durumlarda karşımıza çıkacağını büyük bir merak duygusuyla besliyordu. 2001 yılından bu yana Harry Potter evreninin sinema dünyasına adım atmasıyla, kitaplardan perdeye taşınan hikâyenin farklı anlatım yollarıyla da karşılaştık. Bir edebi metnin görsel dünyaya adapte olma sürecinde bu büyülü dünyanın nüanslarını kaybetmeden perdeye aktarılması okurların kitapta tahayyül ettiklerini nasıl göreceklerine dair yeni bir merak unsuruydu. Seriyle kitaplar aracılığıyla tanışmamış olan seyirciler için de yine benzer şeyler geçerliydi, çünkü bu dünyanın ayrıntılarını en doğru biçimde yorumlayıp perdeye aktarmak tüm seyirci kitlesi için sinemanın büyüsü dâhilinde filmlerin başarısını da gösterecekti. Serinin beşinci filmi olan Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ndan bu yana Harry Potter dünyasının iplerini beyazperdede ele geçirmiş gibi gözüken David Yates, Fantastik Canavarlar’ın da yönetmen koltuğunda seyircileri karşılıyor. Ve bu ayrıntıların perdeye aktarım sürecinde olabilecek en işlevsiz kararların, ayrıntıların önemini yok eden planların, derinliksiz aksettirilen bir görsel dünyanın da kapılarını açıyor. Harry Potter serisinin beşinci filminden sonuncu filmine kadar yaptığı da aşağı yukarı böyleydi, lâkin prequel ile birlikte farklı bir izlekle karşılaşma ümidi özellikle bu yeni film Grindelwald’un Suçları’yla en azından şimdilik iyiden iyiye kaybolmuş gözüküyor. Fantastik Canavarlar: Grindelwald’un Suçları: ...ya da David Yates’in… Adından da anlaşılacağı üzere Gellert Grindelwald’un merkezinde olduğu yeni film, bu evrende yabancısı olmadığımız karanlık büyünün ikiye ayırdığı kutupları ve yarattığı iyi-kötü atmoserini didiklemek derdinde. Newt Scamander’ın bizzat Albus Dumbledore tarafından görevlendirilerek karanlık dünyanın kalbine inmesini engellemek adına Credence Barebone’a ulaşmaya çalışacağı yolculuk, Newt ve Tina Goldstein’in yine biraraya gelerek mühim bir macerada ortak olması Grindelwald’un başlatmış olduğu…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Geçmişe dair sorgulanması gereken tüm ayrıntılar görmezden gelinip, duygulara oynayan kolaycı bir yönetmenliğin izini sürüyor film. Yeni sorular yaratıp devam filmine zemin hazırlamak gibi bir amacı olduğu düşüncesi de pek geçerli değil bu durumda, çünkü bu kavramların anlamına ve bu dünyadaki yerlerine dair eksik anlatısı, yeni film için ortaya çıkardığı merak unsurunu da değersizleştiriyor.

Kullanıcı Puanları: 3.69 ( 5 votes)
45

Harry Potter evreninin yahut Wizarding World’ün açtığı kapıları ve de geçmişten bugüne bu evrenin hatıralarına dair her ayrıntıyı takip etmek, Harry Potter hayranlarının en değer verdiği uğraşlardan biri olmuştur kuşkusuz. Kendimi de içine kattığım bu kitle için, bu dünyayla ilgili özellikle sinemanın da işin içine girdiği takip ve seyir maratonunda karakterlerle, olaylarla, geçmişle kurulan ilişkiler oldukça önem arz ediyor. Hem Harry Potter’a dair ayrıntılara hâlâ ulaşabiliyor olmak hem de hikâyenin öncesine ve sonrasına dair bilgilerle bu dünyayı genişletiyor olmak, hayal gücünün sınırsız imkânlarını kullanmak için de en etkili yollardan biri. O yüzden zaten bu evrende adını, yazarını ve içeriğini önceden bildiğimiz bir kitabın prequel olarak karşımıza çıkması büyük bir heyecan dalgasına sebebiyet vermişti.

Bu heyecan Wizarding World’e sonradan dahil olan yeni kitle için de başından beri kendini Harry Potter evreninin parçası gibi hisseden sadık kitle için de geçerliydi. Hikâyeye başından beri dâhil olan bizler aynı zamanda geçmişe dair bir hatırlama kanalı olarak da görebiliyorduk bu yeni süreci. Çocuklukla, arkadaşlıkla, okuma ve seyretme alışkanlıklarımızla doğrudan bağlantı kurabildiğimiz bir anı yağmuruna dönüşüyordu çünkü bu durum. Fantastik Canavarla Nelerdir, Nerede Bulunurlar?’ın (2016) yarattığı etki bir bakıma bu nostalji hissiyatıyla da ilgiliydi ve başlangıç noktasının çok öncesine bir yolculuk imkânı veriyordu. Bu yeni serinin ikinci filmi Fantastik Canavarlar: Grindelwand’un Suçları da hem vizyon öncesinde yarattığı heyecan hem karakterlerin gidişatı hem de öncesinde bildiğimiz karakterle kuracağı yeni bağlar açısından serinin kilit noktasını oluşturacak gizemler yaratmayı başarmıştı. Bu yüzden de ilk filme göre daha önemli bir konumdaydı. Nostalji hissiyatının artık yerini yeni serinin yarattığı taze atmosfere bırakan bu ikinci film, birçok sorunun cevabını, yeni soruların ise nasıl ve ne durumlarda karşımıza çıkacağını büyük bir merak duygusuyla besliyordu.

2001 yılından bu yana Harry Potter evreninin sinema dünyasına adım atmasıyla, kitaplardan perdeye taşınan hikâyenin farklı anlatım yollarıyla da karşılaştık. Bir edebi metnin görsel dünyaya adapte olma sürecinde bu büyülü dünyanın nüanslarını kaybetmeden perdeye aktarılması okurların kitapta tahayyül ettiklerini nasıl göreceklerine dair yeni bir merak unsuruydu. Seriyle kitaplar aracılığıyla tanışmamış olan seyirciler için de yine benzer şeyler geçerliydi, çünkü bu dünyanın ayrıntılarını en doğru biçimde yorumlayıp perdeye aktarmak tüm seyirci kitlesi için sinemanın büyüsü dâhilinde filmlerin başarısını da gösterecekti. Serinin beşinci filmi olan Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ndan bu yana Harry Potter dünyasının iplerini beyazperdede ele geçirmiş gibi gözüken David Yates, Fantastik Canavarlar’ın da yönetmen koltuğunda seyircileri karşılıyor. Ve bu ayrıntıların perdeye aktarım sürecinde olabilecek en işlevsiz kararların, ayrıntıların önemini yok eden planların, derinliksiz aksettirilen bir görsel dünyanın da kapılarını açıyor. Harry Potter serisinin beşinci filminden sonuncu filmine kadar yaptığı da aşağı yukarı böyleydi, lâkin prequel ile birlikte farklı bir izlekle karşılaşma ümidi özellikle bu yeni film Grindelwald’un Suçları’yla en azından şimdilik iyiden iyiye kaybolmuş gözüküyor.

Fantastik Canavarlar: Grindelwald’un Suçları: …ya da David Yates’in…

Adından da anlaşılacağı üzere Gellert Grindelwald’un merkezinde olduğu yeni film, bu evrende yabancısı olmadığımız karanlık büyünün ikiye ayırdığı kutupları ve yarattığı iyi-kötü atmoserini didiklemek derdinde. Newt Scamander’ın bizzat Albus Dumbledore tarafından görevlendirilerek karanlık dünyanın kalbine inmesini engellemek adına Credence Barebone’a ulaşmaya çalışacağı yolculuk, Newt ve Tina Goldstein’in yine biraraya gelerek mühim bir macerada ortak olması Grindelwald’un başlatmış olduğu savaşı iyiden iyiye tetikliyor. Büyülü ve büyü-dışı dünyanın tüm hâkimiyetini ele geçirmeye çalışan Grindelwald ve müritleri, Dumbledore’un karşısına konuşlanıp dünyanın kaderini belirlemeye hazırlanırken, film Dumbledore’u yeniden perdeye taşıyarak sonraki yıllarda gelecek olan tehlikelerin doğasını bildiğimiz bir karakterin huzurunda masaya yatırıyor. Hikâye akışı bu şekliyle oldukça yerinde hamlelerin karşımıza çıkacağı ve bu evrenin yarattığı karanlık hissiyata dair önemli sözlerin sarf edileceği bir süreci işaret ederken film, maalesef bunların hiçbirini karşılayamıyor. Klasik anlatının izinden giden yönetmenlik, filmin iniş-çıkışlarını dahi basit hamlelerle geçiştirirken, karakterleri kartonlaştırıp hepsini iyi ve kötü kavramlarının kötü birer kopyasına dönüştürüyor. Belli noktaların altının çizileceğinin sinyallerini veren ve doğrusal bir anlatıyla kurulmuş hikâye çatısı, Yates’in heyecan uyandırmak için yaptığı hikâyenin bağlamına hizmet etmeyen işlevsiz tercihleriyle seyirciyi oyalamak gibi bir misyon üstlenmiş. Burada yönetmenin metne kendi yorumuyla yaklaşmasından ayrı bir durum var. Grindelwald’un motivasyonunu tam anlamıyla göremediğimiz hırs ve nefretle dolu sahneler, iyiliğin neşeyle eşlendiği ve bunun Newt’in dünyasıyla gösterilmeye çalışıldığı sekanslar, Tina Goldstein ve Newt Scamander’ı kendi hikâyelerinin içinde ne yaptıkları ve ne yapacakları tam olarak belli olmayan ve hikâyenin dışına atılmış gibi duran bir noktaya getirmek David Yates’in aksiyonu açığa çıkarmak için yarattığı olumsuzluklardan. Buna karşın Grindelwald’un yarattığı korku ve tehlike atmosferi de iki üç sahneyle geçiştiriliyor. Nedenselleştirilemeyen diyaloglarla geçiştirilmiş tüm bu sahneler kötünün iyiyi iknası üzerine kurulu olmakla yetiniyorlar. Hem Albus Dumledore ve Gellert Grindelwald’un geçmişlerini hem de aile kavramıyla ilgili köklere ve ait olma hissine dair birçok kanal sunan hikâye, ne ait olma denilen kavramının içini doldurabilecek bir alan yaratıyor ne de benliğin yarattığı karanlığa bu hisler üzerinden giderek bireyin kendi iç dünyasındaki ego savaşının varabileceği boyutları gösterebilecek bir yol izliyor. Geçmişe dair sorgulanması gereken tüm ayrıntılar görmezden gelinip, duygulara oynayan kolaycı bir yönetmenliğin izini sürüyor film. Yeni sorular yaratıp devam filmine zemin hazırlamak gibi bir amacı olduğu düşüncesi de pek geçerli değil bu durumda, çünkü bu kavramların anlamına ve bu dünyadaki yerlerine dair eksik anlatısı, yeni film için ortaya çıkardığı merak unsurunu da değersizleştiriyor.

Senaryosunda Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? da olduğu gibi J.K. Rowling imzası bulunan film, bu dünyanın yaratıcısı olan Rowling’in karakterlere dair geliştirdiği yolun üzerini çiziyor Yates’in yönetmenliğiyle. Bir sonraki filmin nasıl olacağına dair merakımız elbette sürüyor, gelgelelim olası hayal kırıklığı hakkımız da saklı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi