Ben is Back’i birçok açıdan yakın zamanda izlediğimiz bir başka filmle, Güzel Oğlum - Beautiful Boy ile karşılaştırabiliriz. İki filmde de orta-üst sınıfa mensup bir ailenin, uyuşturucu bağımlısı oğullarıyla olan ilişkilerine tanık olduk. Beautiful Boy’da bu sorunlu çocukla uğraşma işini baba üstlenirken Ben is Back’te ise aynı zor görevi bu kez anne üstleniyor. Beautiful Boy da Ben is Back de “aslında iyi çocuklar” olan beyaz gençlerin uyuşturucu batağına saplanmasını anlatırken ana karakterlerini yüceltmeyi ihmal etmiyorlar. İki filmde de dağılmış aileler, sevgisiz kalmış çocukların uyuşturucuya yönelmesine sebep olarak gösteriliyor. Yine her iki filmde de geleceğin en önemli aktörleri arasında gösterilen iki genç oyuncu hikâyeyi sürüklüyor. Noel arifesinde aile evine geri dönen Ben, annesi Holly dışında kimse tarafından sevgiyle karşılanmaz. Ne üvey babası Neal ne de kız kardeşi Ivy, Ben’in bu beklenmedik ziyaretinden pek memnun değildir. Konu hakkında bilgi sahibi olmasak da Neal ve Ivy’nin davranışlarından Ben’in geçmişte aileyi de etkileyen birçok vukuatı olduğunu tahmin edilebilir durumda. Fakat Holly ne olursa olsun oğlundan vazgeçmemeye kararlıdır. Onun kötü alışkanlıklarından kurtulacağına ve iyileşeceğine inanan tek insan olarak Holly, oğlunun bu geri dönüşünden oldukça memnundur. O kadar ki, Ben’i sürekli gözetim altında tutup diğer çocuklarına olan ilgisini kaybedecek raddeye kadar gelir. Fakat Holly, zaman geçtikçe Ben’in başının tahmin ettiğinden de fazla belada olduğunu anlayacaktır. Ben is Back: O da Bir Ana Peter Hedges’ın yönettiği film, oyuncu performanslarına sırtını dayayan bir yapıya sahip. Bu noktada da ne Julia Roberts ne de Peter’ın oğlu Lucas Hedges, yönetmenin güvenini boşa çıkartmıyor. Bağımlılığın sadece kişiyi değil tüm çevresini etkileyen bir mesele olduğuna odaklanan film, bu mesajını yer yer kamu spotundan hâllice bir anlatı yapısıyla verse de, iki oyuncunun inandırıcı performansı bir şekilde olup bitene ilginizi kaybetmenizi engelliyor. Sevilmesi imkânsız bir insanı sevme ve onu hayatta tutma mücadelesi olarak da okunabilecek filmde özellikle Julia Roberts son yıllardaki en iyi performanslarından birini veriyor. Ben’in eve gelişi ile başlayan yapım toplamda 24 saatlik bir olaylar zincirini takip ediyor. İlk bölümde Ben’in eve dönüşüne ve hem ailesinin hem de çevre sakinlerinin buna tepkisini yansıtırken, ikinci bölümden itibaren ise film gerilime meyletmeye başlıyor. Evlerine girip köpeklerini çalan bir hırsızın peşine düşen anne-oğul bu yolculukta Ben’in gizemli geçmişiyle de yüzleşmeye başlıyor. Aslında filmin ilk bölümünde de etrafındaki suçlayıcı bakışlar ya da ona “Senin öldüğünü sanmıştım” diyen tanıdıkları vasıtasıyla Ben’in geçmişi hakkında az çok fikir sahibi oluyoruz. Birçok suça karıştığını, kendisiyle beraber başka insanların da hayatını mahvettiğini, hatta bir genç kızın ölümüne sebep olduğunu ise zamanla öğreniyoruz. Hep el üstünde tutulan ve her seferinde beladan kurtulan Ben’i özetleyen cümleyi ise üvey babası Neal kuruyor: “Siyah olsaydı şimdi hapisteydi.” Ben is Back meselesini tam olarak oturtabilmiş bir film değil. Bir yanda bağımlılığın yıkıcılığından bahsederken diğer yanda ise her ne olursa olsun oğlunu seven ve onu kurtarmaya çalışan bir annenin hikâyesini anlatmaya çalışan Peter Hedges, tam bir denge tutturamıyor. Filmin ikinci bölümünde anne-oğul arasındaki çatışma anları ve Holly’nin çocuğunu anladığını sandığı her an bir kez daha yanıldığını fark etmesi, sürekli tekrarlanan bir döngüye giriyor. Peter Hedges’ın Ben’i bağımlılığa sürükleyen unsurları 14 yaşında fazla doz aldığı ağrı kesicilere ya…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Ben is Back meselesini tam olarak oturtabilmiş bir film değil. Bir yanda bağımlılığın yıkıcılığından bahsederken diğer yanda ise her ne olursa olsun oğlunu seven ve onu kurtarmaya çalışan bir annenin hikâyesini anlatmaya çalışan Peter Hedges, tam bir denge tutturamıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.22 ( 3 votes)
50

Ben is Back’i birçok açıdan yakın zamanda izlediğimiz bir başka filmle, Güzel Oğlum – Beautiful Boy ile karşılaştırabiliriz. İki filmde de orta-üst sınıfa mensup bir ailenin, uyuşturucu bağımlısı oğullarıyla olan ilişkilerine tanık olduk. Beautiful Boy’da bu sorunlu çocukla uğraşma işini baba üstlenirken Ben is Back’te ise aynı zor görevi bu kez anne üstleniyor. Beautiful Boy da Ben is Back de “aslında iyi çocuklar” olan beyaz gençlerin uyuşturucu batağına saplanmasını anlatırken ana karakterlerini yüceltmeyi ihmal etmiyorlar. İki filmde de dağılmış aileler, sevgisiz kalmış çocukların uyuşturucuya yönelmesine sebep olarak gösteriliyor. Yine her iki filmde de geleceğin en önemli aktörleri arasında gösterilen iki genç oyuncu hikâyeyi sürüklüyor.

Noel arifesinde aile evine geri dönen Ben, annesi Holly dışında kimse tarafından sevgiyle karşılanmaz. Ne üvey babası Neal ne de kız kardeşi Ivy, Ben’in bu beklenmedik ziyaretinden pek memnun değildir. Konu hakkında bilgi sahibi olmasak da Neal ve Ivy’nin davranışlarından Ben’in geçmişte aileyi de etkileyen birçok vukuatı olduğunu tahmin edilebilir durumda. Fakat Holly ne olursa olsun oğlundan vazgeçmemeye kararlıdır. Onun kötü alışkanlıklarından kurtulacağına ve iyileşeceğine inanan tek insan olarak Holly, oğlunun bu geri dönüşünden oldukça memnundur. O kadar ki, Ben’i sürekli gözetim altında tutup diğer çocuklarına olan ilgisini kaybedecek raddeye kadar gelir. Fakat Holly, zaman geçtikçe Ben’in başının tahmin ettiğinden de fazla belada olduğunu anlayacaktır.

Ben is Back: O da Bir Ana

Peter Hedges’ın yönettiği film, oyuncu performanslarına sırtını dayayan bir yapıya sahip. Bu noktada da ne Julia Roberts ne de Peter’ın oğlu Lucas Hedges, yönetmenin güvenini boşa çıkartmıyor. Bağımlılığın sadece kişiyi değil tüm çevresini etkileyen bir mesele olduğuna odaklanan film, bu mesajını yer yer kamu spotundan hâllice bir anlatı yapısıyla verse de, iki oyuncunun inandırıcı performansı bir şekilde olup bitene ilginizi kaybetmenizi engelliyor. Sevilmesi imkânsız bir insanı sevme ve onu hayatta tutma mücadelesi olarak da okunabilecek filmde özellikle Julia Roberts son yıllardaki en iyi performanslarından birini veriyor.

Ben’in eve gelişi ile başlayan yapım toplamda 24 saatlik bir olaylar zincirini takip ediyor. İlk bölümde Ben’in eve dönüşüne ve hem ailesinin hem de çevre sakinlerinin buna tepkisini yansıtırken, ikinci bölümden itibaren ise film gerilime meyletmeye başlıyor. Evlerine girip köpeklerini çalan bir hırsızın peşine düşen anne-oğul bu yolculukta Ben’in gizemli geçmişiyle de yüzleşmeye başlıyor. Aslında filmin ilk bölümünde de etrafındaki suçlayıcı bakışlar ya da ona “Senin öldüğünü sanmıştım” diyen tanıdıkları vasıtasıyla Ben’in geçmişi hakkında az çok fikir sahibi oluyoruz. Birçok suça karıştığını, kendisiyle beraber başka insanların da hayatını mahvettiğini, hatta bir genç kızın ölümüne sebep olduğunu ise zamanla öğreniyoruz. Hep el üstünde tutulan ve her seferinde beladan kurtulan Ben’i özetleyen cümleyi ise üvey babası Neal kuruyor: “Siyah olsaydı şimdi hapisteydi.”

Ben is Back meselesini tam olarak oturtabilmiş bir film değil. Bir yanda bağımlılığın yıkıcılığından bahsederken diğer yanda ise her ne olursa olsun oğlunu seven ve onu kurtarmaya çalışan bir annenin hikâyesini anlatmaya çalışan Peter Hedges, tam bir denge tutturamıyor. Filmin ikinci bölümünde anne-oğul arasındaki çatışma anları ve Holly’nin çocuğunu anladığını sandığı her an bir kez daha yanıldığını fark etmesi, sürekli tekrarlanan bir döngüye giriyor. Peter Hedges’ın Ben’i bağımlılığa sürükleyen unsurları 14 yaşında fazla doz aldığı ağrı kesicilere ya da evi terk eden bir baba gibi oldukça klişe bir sebebe bağlaması ise deyim yerindeyse her şeyin üstüne tüy dikiyor. Holly’nin oğlunu her şeye rağmen saf ve akıllı bir insan olarak görmesi, onun kötülük yapabileceğine inanmaması ise oldukça sorunlu bir durum. Zira oğlunun hayatlar kararttığını, insanların ölümüne neden olduğunu bildiği hâlde “ana yüreği” ile hareket eden Holly’nin bu tavrı, filmin de duygusal tonunu kaybedip melodrama meyletmesine sebep oluyor. “Ne olursa olsun bir anne evladını sevmeyi bırakamaz” gibi arabesk bir mottosu olan Ben is Back ikinci bölümü ile birlikte ilk bölümdeki dinginliğini de kaybediyor.

Ben is Back, klişe bir senaryo, sıradan bir yönetmenlik ve iyi oyuncu performansları ile kısaca özetlenebilecek bir film. Homecoming’in de etkisiyle kariyerinde yeni bir zirve yakalayan Julia Roberts’ı ve “ne oynasa izletiyor çocuk” dedirten Lucas Hedges’ı perdede izlemek filmin de bir tesellisi olabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi