Advertisement

Evde kalabildiğimiz ve bir başkasının sağlığını tehlikeye atmadığımız her an, bugünlerin daha çabuk geçmesine bir nebze olsun katkıda bulunduğumuz mevcut durumda en çok özlediğimiz şeylerden biri hep birlikte bir film izlemek. Sinema salonlarında şimdilik fiziksel olarak buluşamasak da aynı filmleri izlemek ve aynı düşlerde buluşmak mümkün. Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi başlığı altında yayınladığımız 10 filmlik listelerle biz de buna katkıda bulunmaya çalışıyor, sinemaseverler olarak yeni keşifler yapabileceğimiz, izlemeye fırsat bulamadığımız filmleri anımsayabileceğimiz bir seçki hazırlıyoruz. Bugünkü listemizde komedinin dehalarından Jacques Tati ve klasik Amerikan sinemasının usta isimlerinden John Frankenheimer’ın filmlerinin yanı sıra, Lars von Trier, Denys Arcand, René Laloux gibi isimlerin filmleri de mevcut.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listelerinin önceki bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

*İzleme listesi için hazırladığımız görseli aşağıdan indirebilir, Instagram ve Twitter’dan bizleri etiketleyerek #birliktegüzel hastag’i ile paylaşabilirsiniz.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi #8

Shoes (1916)

Sessiz sinemanın bu müthiş klasiği, aynı zamanda Amerikan sinemasının bilinen ilk kadın yönetmeni Lois Weber’in imzasını taşıyor olmasıyla da çok kıymetlidir. Güçlü bir sosyal eleştiri sunan filmde, işçi sınıfına mensup Eva’nın öyküsünü izleriz. Eva, ne kadar çok çalışırsa çalışsın karşılığındaki kazancı asla ailesine yetmez, bir çift ayakkabı parasına seks işçiliği yapmaya başlar… Filmin orijinal kopyası 2014 yılında nihayet koruma altına alınmıştı.

Mon oncle (1958)

Fransız sinemasının en önemli isimlerinden, toplumsal komedinin ve hayatın içindeki absürtlüklere dair hikâyelerin ustası Jacques Tati’nin bu en bilinen filmi, yine onun ünlü karakteri Mösyö Hulot’nun maceralarından birine odaklanır. Tati’nin ilk olarak 1953 yapımı Mösyö Hulot’nun Tatili – Les vacances de Monsieur Hulot’da canlandırdığı karakter bu kez, teknolojik gelişmelerin esiri hâline gelmiş modern ailesine bir ziyaret gerçekleştirir. Hulot’nun teknolojiyle sınavı üzerinden Tati, acı biçimde güldüren, müthiş bir modernizm eleştirisi koyar ortaya. Film gösterildiği yıl Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar kazanmış, Cannes Film Festivali’nden de Jüri Özel Ödülü’yle dönmüştü.

The Manchurian Candidate (1962)

60’lı yıllarda başladığı kariyerine birçok başyapıt sığdıran, Amerikan sinemasının usta ismi John Frankenheimer’in bu erken dönem klasiği, dönemin anti-komünist propagandasına dair son derece sert bir anlatı içerir. Kore Savaşı’nda yer alan Bennett Marco ve Raymond Shaw adlı iki eski silah arkadaşının hikâyesine odaklanan filmde Marco, sürekli aynı kabusları görmekte ve orada yaşadıkları ama artık anımsayamadığı korkunç bir paranoyanın peşine düşer: Savaşta onlara ne olmuştur? Dostu Shaw, beyni yıkanmış bir komünist ajanı mıdır? Vaktiyle çok yankı uyandıran, Jonathan Demme tarafından 2004 yılında bir yeniden çevrimi de yapılan bu eşsiz politik gerilim, Frankenheimer’a En İyi Yönetmen kategorisinde bir Altın Küre adaylığı getirmiştir.

Fantastic Planet (1973)

Çok uzak bir evrende, Draag adlı dev uzaylılar tarafından idare edilen Ygam adlı bir gezegende geçen bu René Laloux filmi, bu gezegende bir nevi köle olarak görülen insan görünümlü varlıkların isyanına odaklanır. Bilginin her şeyden daha kıymetli olduğu gezegende bir kadının uyanışı, diğerlerinin de peşinden gelmesine sebep olacaktır… Olağanüstü bir hayal gücünün ürünü olan, tamamen el çizimleriyle gerçekleştirilen ve yapımı beş yıl süren bu animasyon başyapıtı, Fransa’da gösterime girdiği yıl sinemaların önünde kuyruklar oluşturmuştu.

Epidemic (1987)

Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’in Avrupa’ya dair sert eleştirilerini karanlık kabuslara benzeyen filmleriyle ardı ardına sıraladığı yılların filmi Epidemic, bir senaryo yazarı ve bir yönetmenin hayal dünyasına odaklanır. Avrupa’nın korkunç bir salgının pençesinde kıvrandığı bir film üzerinde çalışan ikili, zamanla gerçekle film arasındaki sınırı kaybeder… Lars von Trier’in bir zamanlar ne kadar olağanüstü bir yönetmen olduğunun ispatı hüviyetindeki film, benzersiz bir anlatıya ve atmosfere sahiptir. Film aynı zamanada yönetmenin Suç Unsuru – Forbrydelsens element (1984) ve Avrupa – Europa’nın (1991) da dâhil olduğu Avrupa Üçlemesi’nin ikinci filmidir.

The Barbarian Invasions (2003)

Kanadalı oyuncu ve yönetmen Denys Arcand’ın imzasını taşıyan The Barbarian Invasions, hastalığı nedeniyle hayatının son günlerini yaşayan Rémy’nin hikâyesini anlatır. Rémy, ölmeden önce hayatındaki bütün önemli insanlarla bir araya gelir, aile fertlerinin, eski sevgililerin yer aldığı bu buluşma Rémy için adeta acımasız bir işgale dönüşecek, müthiş yüzleşmelere vesile olacaktır. Nefis bir senaryonun, Arcand’ın gösterişsiz rejisiyle gücünün zirvesine ulaştığı film, gösterildiği yıl Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar ödülü kazanmıştı.

The Moguls (2005)

Zeki ama çalışmayan kabilinden tutunamayan bir karakter olan Andy, hayatı boyunca gerçekleştiremediği gayesine ulaşıp iyi bir para kazanabilmek için yaşadığı kasabada tıpkı kendisi gibi hayatlar yaşayan dostlarını bir porno film çekmek için yan yana getirir. Bu garip dayanışma, şüphe yok ki bu küçük kasabada birbirinden komik olayların yaşanmasına vesile olacaktır. Jeff Bridges, Ted Danson, Tim Blake Nelson, Patrick Fugit, Joe Pantoliano gibi isimleri bir araya getiren müthiş oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken film kadri kıymeti bilinmemiş başarılı bir komedi.

Take Shelter (2011)

Amerikan taşrasında bir aile babası ve bir işçi olarak karşımıza çıkan Curtis, bir iş arkadaşının dediği gibi “mükemmel bir hayata sahiptir.” Ancak sürekli kıyamet alameti olarak algılanabilecek vizyonlar, kabuslar içinde kıvranan onun için işler çığrından çıkmak üzeredir. Yakın zamanda ya ailesini kıyametten koruyacak ya da kendisi bir kıyamete dönüşecektir… Jeff Nichols’ün yönetmenlik harikası filmi, aynı zamanda Michael Shannon’ın performansıyla da taçlanan, gerçek bir modern klasik.

Jätten (2016)

Yönettiği kısa filmlerle dikkat çeken Johannes Nyholm, ilk filminde yıllar önce annesinden ayrı düşen otistik ve fiziksel olarak büyük bir deformasyondan mustarip Rikard’ın hikâyesini anlatır. 30 yıl önce ayrıldığı annesiyle bir araya gelmesinin tek yolunun İskandinav Petank Şampiyonası’nı kazanmak olduğuna inanan Rikard’ın çabasını izleriz film boyunca… Rotterdam ve San Sebastian gibi önemli festivallerden ödülle dönen film, son derece hassas bir meseleyi incelikli bir anlatıyla izleyicisine aktarmakta zorlanmıyor.

Under the Silver Lake (2018)

2014 yapımı filmi Peşimdeki Şeytan – It Follows’la müthiş bir başarıya imza atan David Robert Mitchell, David Lynch filmlerinin atmosferini, Paul Thomas Anderson filmlerinin kurgusunu andıran, ancak kendine has bir ses de edinen bu filminde kayıp bir yaşam süren genç Sam’in garip hikâyesine odaklanır. Filmde Sam, bir gece beraber olduktan sonra gözden kaybolan Sarah adlı bir genç kadının peşine düşer ve içine düştüğü tavşan deliğinin inanılmaz bir derinlikte olduğunu keşfeder… Olağanüstü anlarla bezeli film, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapmıştı.
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information