Sinema tarihi koca bir derya. İçinde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen filmler, yönetmenler, sinema anlayışları var. Zorunlu olarak evde kaldığımız bu günler, evde geçirdiğimiz sürenin arttığı bu zamanlar, sinemayı şu ana kadar algıladığımız sınırların dışına çıkmak, yeni keşifler yapmak için bir tür fırsat olabilir. Biz de bu doğrultuda yardımcı olabilmek adına Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi dediğimiz, toplam 15 gün boyunca paylaşacağımız, günde 10’lar film olarak derlediğimiz 150 filmlik bir seçki hazırladık. Bu seçkinin dördüncü bölümünü bugün sizlere sunuyoruz.

Bugünkü seçkide, hepimize ilham veren efsanevi sanatçı David Bowie’den alınan ilhamla yaratılmış Velvet Goldmine’dan Jean Cocteau’nun asırlar önce yaşadığına inanılan bir başka müzisyen Orfeus’un hikâyesini modern zamana taşıdığı Orpheus’a; İstanbul’un geçmiş zamanlarına eşsiz bir aşk öyküsü eşliğinde şahitlik edebileceğimiz Vesikalı Yarim’den, büyümeyi reddeden bir çocuğun gözünden Almanya’nın yakın tarihine baktığımız The Tin Drum’a uzanan birbirinden değerli 10 film var.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listelerinin önceki bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

*İzleme listesi için hazırladığımız görseli aşağıdan indirebilir, Instagram ve Twitter’dan bizleri etiketleyerek #birliktegüzel hastagi ile paylaşabilirsiniz.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi #4

Sunrise (1927)

Sunrise, kağıt üzerinde neredeyse fabl basitliğinde bir anlatı sunar. Eşiyle birlikte kırsalda küçük ve huzurlu bir hayat yaşamakta olan bir adam, o bölgeye tatil amacıyla gelen şehirli bir kadın tarafından, şehre gelmesi için baştan çıkarılmaya çalışılır. Murnau, bu basit olay örgüsü üzerinden son derece çarpıcı bir taşra-şehir zıtlığı kurar. Özellikle adamın, henüz oraya gitmeden önce kadının etkisiyle zihninde kurduğu şehir imajının görselleştirilmesinde harika bir iş çıkarır yönetmen. Ses kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak, sessiz sinemanın yavaş yavaş miadını doldurmaya başladığı günlerde çekilen Sunrise, bu dönemin son büyük başyapıtlarından biridir kesinlikle.

Orpheus (1950)

20. yüzyılın çok yönlü sanatçılarından Jean Cocteau’nün sinema alanındaki çalışmalarının zirvesi olarak tanımlanabilecek Orfik Üçleme’nin ikinci halkası olan Orpheus; filme adını da veren, Yunan mitolojisinin önemli figürlerinden Orfeus’un hikâyesini gerçeküstücü bir yaklaşımla modern zamana taşır. Cocteau’nun fetiş oyuncusu Jean Marais’yi ilham sıkıntısı çeken bir şair olarak izlediğimiz filmin görsel dünyası, yönetmenin aynalarla yarattığı anlamlar ve yenilikçi çekim teknikleriyle sinema tarihinin en güçlü masal atmosferinden birine dönüşür. Orpheus, sinemada gerçeküstücülüğün zirve noktalarından biridir.

Invasion of the Body Snatchers (1956)

Don Siegel’ın yönettiği, Türkiye’de Merihten Saldıranlar gibi eksantrik bir isimle gösterilmiş olan Invasion of the Body Snatchers uzaylı istilası ve salgın filmleri arasında bir yerde durur anlatısı açısından. İnsanların bedenlerini ele geçiren ama onların dış görünüşünde herhangi bir değişikliğe yol açmayan uzaylıların Dünya’yı istila etme girişimini anlatan film, Amerika’daki McCarthy döneminde zirve yapan paranoyanın bir yansıması olarak da okunmaya imkân veren zengin bir alt metin sunar. Bilimkurgu ve gerilimin sinemadaki en güçlü harmanlarından birini sunan filmin 1978, 1993, 2007’de yeniden çevrimlerinin yapılmış olması, söz konusu metnin zamanlar üstü bir yapıya sahip olduğunun da net bir kanıtıdır.

Vesikalı Yarim (1968)

Sait Faik’in Menekşeli Vadi adlı öyküsünden Sefa Önal tarafından sinemaya uyarlanan Vesikalı Yarim filminin yönetmenliğini Ömer Lütfi Akad üstlenir. Türkan Şoray ve İzzet Günay’ın bütün varlıklarıyla başarılı bir filme imza attıkları Vesikalı Yarim, İstanbul’un bambaşka bir portresini sunar. Çekildiği dönem bağlamında düşünürsek, İstanbul’un “öteki yüzünü” gösterdiğini söyleyebileceğimiz film; ele aldığı, bir manav ve bir konsomatris arasında geçen kırık aşk hikâyesini, incelikli bir zanaatkâlıkla, eşsiz mizansenlerle anlatarak Türkiye sinemasına zirve noktalarından birine erişmiştir.

Day for Night (1973)

Yönetmen kimliği bir yana François Truffaut bir sinema sevdalısıdır. Bu sevgiyi, adını gün ışığında çekilmiş bazı sahnelerin özel kamera, filtre ve ışıklandırma teknikleriyle gece çekilmiş gibi görünmesinin sağlandığı işlemden Day for Night’tan anlamak ziyadesiyle mümkün. Day for Night, bizzat Truffaut’nun canlandırdığı bir yönetmenin çektiği filmin çekimlerini ve çekimler sırasında yaşananları konu alır. Bu çekimler sırasında yaşananların tamamı Truffaut’nun, insana çok farklı yönlerde yaklaşan sinemasının da bir özeti gibidir âdeta. Ayrıca filmin Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı kazandığını da belirtelim.

The Tin Drum (1979)

Yeni Alman Sineması’nın önemli yönetmenlerinden Volker Schlöndorff’un Nobel ödüllü Alman yazar Gunter Grass’ın romanından uyarladığı The Tin Drum, Nazilerin iktidar olduğu yılları büyümeyi redden Oskar’ın gözünden resmeder. Ailesinin üç yaşına basan oğulları Oskar’a doğum gününde teneke bir trampet hediye etmesi ve Oskar’ın bu yeni oyuncağı ile evin bodrumuna inip önemli bir karar almasıyla sonuçlanır: Artık büyümeyecektir. The Tin Drum, büyüklerin yozlaşmış dünyasına girmek ve büyümek yerine trampetiyle kendisine yanlış gelen her olaya isyan etmeyi tercih eden Oskar’ın gözünden; 1920’lerden II. Dünya Savaşı sonuna kadar yaşanan bütün dönüşümleri yansıtarak Alman toplumunun savaş döneminde takındığı faşizan tavrı eleştiriyor. The Tin Drum, hem Altın Palmiye hem de Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı kazanmış benzersiz bir başyapıt.

Velvet Goldmine (1998)

Carol ve Beni Orada Arada – I’m Not There gibi şahane filmlerin yönetmeni Todd Haynes’in imzasını taşıyan Velvet Goldmine, adını da sanatçının bir şarkısından almasından da anlaşılacağı üzere David Bowie’den alınan ilhamla yaratılmıştır. Glam Rock kültürünü anlatan filmde Christian Bale, Ewan McGregor, Toni Collette ve Jonathan Rhys-Meyers üstün performans sergilemiş, müziğin içerisine izleyiciyi de alarak filmi unutulmaz bir gösteriye dönüştürmüşlerdir. Bir gazetecinin bir rock yıldızının kariyerini araştırmaya başlamasıyla açılan yoldan seyirciyi çoşkulu bir yolculuğa çıkaran Velvet Goldmine, aşkın, tutkunun, hazzın, rock ‘n roll’un filmidir.

Bright Star (2009)

Jane Campion imzalı Bright Star’ın ismi, şiirde romantizm akımının en önemli temsilcilerinden John Keats’in aynı isimli sonesinden gelir. Film de, Keats ve ilham perisi Fanny Brawne’un ilişkisine odaklanır. Duygusal anlamda son derece yoğun bir şekilde seyreden ilişki, şairin hastalanmasıyla birlikte farklı bir evreye geçer. Film boyunca çiftin ilişkisine Keats’in dizeleri eşlik eder; hatta Campion bu dizeleri anlatının yol haritası olarak kullanır. Film, sanat tasarımından görüntü yönetimine son derece detaylı bir zanaatkarlığın etkisiyle bu dizelerle şiirsel bir uyum yakalar. Bright Star’ın en önemli yanlarından birisi, Brawne’ı önemli bir sanatçının ilham perisi olarak değil, onun hayatına yön veren biri olarak konumlandırmasıdır.

Wuthering Heights (2011)

Son sinema filmi American Honey ile müthiş bir başarı yakalayan Andrea Arnold’un kariyerindeki tek edebiyat uyarlaması olan Wuthering Heights, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışmıştı. William Wyler, Luis Buñuel, hatta Metin Erksan gibi usta yönetmenlerin kayıtsız kalamadığı, sayısız kez beyaz perdeye uyarlanan Emily Brontë imzalı Uğultulu Tepeler romanı Andrea Arnold’ın elinde tensel bir deneyime dönüşür. Seyirciyle komplike karakterler arasındaki mesafeyi minimize eden bir yaklaşım benimseyen yönetmen böylelikle, edebiyat tarihinin klasikleri arasında girmiş, çok kez uyarlanmış bir metinden hâlâ yeni bir hissiyat çıkarmayı başararak ustalığını kanıtlıyor.

Big Bad Wolves (2013)

Seyirci ile buluştuğu yıl Quentin Tarantino tarafından senenin en iyi filmi olarak ilan edilen Big Bad Wolves, İsralli yönetmen ikilisi Aharon Keshales ve Navot Papushado’nun imzasını taşıyor. Filmin geneli itibarıyla, arka arkaya işlenen cinayetler sonrasında, kızı kaçırılan bir baba, davayı üstlenen bir polis ve şüpheli konumundaki Dror arasındaki kovalamacayı konu alıyor. “toplumsal sorunlardan beslenen bir gerilim” şeklinde tanımlanabilecek film, sert şiddet sahneleriyle hatırlanacak olsa da bu şiddetin toplumsal kökenleri üzerine kafa yoran ve tam da bu sebepten benzerleri arasından sıyrılan bir yapıya sahip. Bunu yaparken kara mizahı da elden bırakmadığını belirtelim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information