Advertisement

Evde kaldığımız günleri sinema üzerine düşünme, bu sanatın daha önce tanışmadığımız zenginlikleriyle tanışma adına bir fırsata dönüştürmek amacıyla başladığımız Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi derlemelerimizin bugün son bölümünü paylaşıyoruz. Geride bıraktığımız 15 günde yer verdiğimiz, birbirinden değerli 150 filmden oluşan bu seçkinin önümüzdeki dönemde de bir başvuru noktası olması, yeni sinefiller yaratması umuduyla…

Bugünkü listemizde Çek sinemasının gizli cevherlerinden The Shop on Main Street, Guy Maddin’in en iyilerinden Brand Upon the Brain!, Derek Jarman’ın öfkeli şiiri The Last of England ve belgesel sinemanın son dönemdeki en çarpıcı örneklerinden Shirkers gibi kıymetli çalışmalar var.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listelerinin önceki bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

*İzleme listesi için hazırladığımız görseli aşağıdan indirebilir, Instagram ve Twitter’dan bizleri etiketleyerek #birliktegüzel hastag’i ile paylaşabilirsiniz.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi #15

The Shop on Main Street (1965)

60’lı yıllarda birlikte önemli filmlere imza atmış olan Ján Kadar ve Elmar Klos ikilisinin başyapıtı diyebiliriz The Shop on Main Street için. Soykırımın ayak seslerinin yavaş yavaş yükselmekte olduğu bir zaman diliminde geçen film, Nazilerin yaşlı bir kadının dükkanına yönetici olarak atadığı sıradan bir adamın hikâyesini anlatır. Bu karakterden açgözlülük ve suçluluk duygularının yaratacağı ruh hâline dair çok çarpıcı çıkarımlar yapan yönetmen ikilisi, buradan totaliter rejimlerin birey üzerindeki etkisine dair de fikirler üretmeyi başarır. Tematik derinliğinin yanında sinematografik olarak kusursuza yakın bir çalışma olan The Shop on Main Street, çekildiği yıl Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nın da sahibi olmuştur.

The Creatures (1966)

Beşten Yediye Cléo – Cléo de 5 à 7 ve Mutluluk – Le bonheur gibi başyapıtların ardından Agnès Varda, The Creatures’la fantastik ögeler barındıran bir filme imza atar. Yönetmenin eşi Jacques Demy ile olan ilişkisinden izler taşıyan, birbirine uyuşmayan sekanslar üzerinden bir yaratıcı yazarlık fantezisi hâline gelen film, sinema tarihinin birçok klasiğini de akla getirir. Bir trafik kazasının ardından hayatları asla eskisi gibi olmayacak bir çiftin hikâyesine odaklanan The Creatures, her ne kadar o dönem yoğun şekilde eleştirilmiş olsa da hâlâ Varda’nın filmografisinin en ayrıksı ve özgün parçalarından biri olarak parıldamayı sürdürüyor.

The Working Class Goes to Heaven (1971)

İtalyan sinemasının gizli kalmış ustalarından Elio Petri’nin en önemli filmlerinden biri olmasının yanında The Working Class Goes to Heaven, politik sinemanın da zirve noktalarından biridir kesinlikle. Film, kapitalizmin insanı da üretim sürecindeki bir girdi olarak görmesi ve dolayısıyla insanı var gücüyle değersizleştirmesi üzerinedir geneli itibarıyla. Lulu lakaplı bir işçinin çalıştığı fabrikada geçirdiği bir kazanın ardından yaşadığı dönüşüm üzerinden tüm bir sınıfın dertlerini sözünü sakınmadan, yüksek perdeden ama sinematik incelikleri de kapsayan zekice kurgulanmış bir olay örgüsüyle anlatır yönetmen Petri. Bu başyapıtın 1972 yılında Altın Palmiye’ye ulaştığını da belirtelim.

The Last of England (1988)

1987 Haziran’ında muhafazakâr Thatcher hükümeti üçüncü kez iktidara oturmuştur ve bu durum sayısı azımsanmayacak bir grup insan için İngiltere’nin sonuna doğru atılmış bir adımdır. İngiliz sinemasının kalıpları reddeden, yer yer deneysele çalan filmleriyle tanınan önemli yönetmenlerinden biri olan Derek Jarman da bu gruba dâhildir şüphesiz. Söz konusu seçimin ardından imza attığı The Last of England da bu öfkenin yansıması gibidir. Belgesel ile mizansen arasında duran ama ikisi de olmayan yapısı, kaotik kurgusu ve ses bandıyla yoğun bir deneyim sunar bu film. Jarman’ın kadim dostu Tilda Swinton’un da perdede arzı endam ettiği The Last of England hazmı zor ama kesinlikle zihin açıcı…

They Came Back (2004)

Son olarak 2017 tarihli Kalp Atışı Dakikada 120 – 120 battements par minute ile oldukça başarılı bir yapıta imza atan yönetmen Robin Campillo’nun ilk uzun metrajıdır They Come Back. Campillo’yu uluslararası festivallerin radarına da sokan bu yapım son derece zekice bir çıkış noktasına sahip: Yakın geçmişte hayatımı kaybeden insanlar hiç beklemedik bir şekilde geri dönerler ve Fransa’daki küçük bir kasabanın sakinlerinin yaşamları allak bullak olur. Kağıt üzerinde bir zombi anlatısı gibi görünen They Came Back, söz konusu durumu toplumsal dinamikleri sakince incelemek adına kullanıyor ve böylelikle sinema tarihinin orijinal zombi filmlerinden birine dönüşüyor.

Brand Upon the Brain! (2006)

Aktif olarak film üreten sinemacılar arasında bir kişiye “kült” sıfatını layık göreceksek bu kişinin Guy Maddin olma ihtimali yüksek. Kanadalı yönetmen Guy Maddin’in en güçlü çalışmalarından biri olan Brand Upon the Brain! de o benzersiz dünyaya girmek için biçilmiş kaftan âdeta. Ölüm döşeğindeki annesinin isteği üzerine bir deniz fenerine ve çağrıştırdığı çocukluk anılarına dair bir yolculuk yapmak zorunda kalan -ve adı Guy Maddin olan- bir adamın zihninin içine götürür bizi film. Sessiz sinema geleneklerini eğip büken, siyah-beyaz, foley sanatçılarının enfes çalışmasıyla zenginleşen, korku ve bilimkurgu arasında gidip gelen bir hatırlama seansı olarak “özetlenebilecek” olan Brand Upon the Brain!, eşine rastlamanın pek de mümkün olmadığı türden bir şaheser.

Coherence (2013)

Coherence sözcüğünün kelime anlamı “bütünleşme”dir  ve kelime paralel evrenlerin birbiri üzerine çökerek birleşmesine atıfta bulunur. Gerilim ve bilimkurgu öğelerini bir arada bulunduran, James Ward Byrkit yönettiği film; dünyanın çok yakınından geçen bir kuyruklu yıldızın bir akşam yemeğinde olan bir arkadaş grubunun hayatını nasıl etkilediğini konu alır. Kuantum fiziğinin çoklu evren kuramına birçok referans veren yapımın en önemli özelliklerinden biri de tamamen oyuncuların doğaçlamasına bırakılmış diyaloglarıyla yakaladığı hakiki ton belki de.

Heaven Knows What (2015)

Önce Soygun – Good Time, ardında da Uncut Gems ile peş peşe iki başyapıta imza atan Safdie Kardeşler’in 2014 yapımı filmi Heaven Knows What, tıpkı ardılları gibi bir New York anlatısı. Fakat bu kez anlatının merkezinde daha küçük suçlara bulaşmış genç bir kadın ve onun erkek arkadaşı yer alıyor. Josh Safdie’nin tesadüfen karşılaştığı, uyuşturucu bağımlısı, intihara meyilli ve filmde bizzat kendini canlandıran bir kadının yaşadıklarından hareketle şekilmiş olan Heaven Knows What, büyük şehirde “küçük insan” olmak olgusunu son derece etkileyici bir şekilde perdeye yansıtmayı başarıyor. Heaven Knows What, asla duygu sömürüsüne kaçmadan o kadar yoğun bir duygusal etki yaratıyor ki izleyenin aklından çıkması mümkün değil.

Death in the Terminal (2016)

18 Ekim 2015’te silahlı bir saldırgan İsrail’de bulunan Beersheba Garı’nda terör eylemi gerçekleştirdi. Toplamda 18 dakika süren saldırının ilk anlarında Omri Levy adında bir asker, terörist tarafından öldürülürken, terörist olduğu düşünülen ve olay sırasında yaralanarak, yerde uzanan Haptom Zerhom, garda bulunanlar tarafından linç edildi ve öldü. Fakat hükümetin konuda yaptığı açıklama, güvenlik kamerası görüntülerinden farklı bir şey söylüyordu. Bu olayı tamamı güvenlik kameralarından oluşan bir yöntemle irdeleyen yönetmenler Tali Shemesh ve Assaf Sudry, bu belgeseli Akira Kurosawa’nın başyapıtlarından Rashomon’u hatırlacak şekilde bir “bakış açısı” anlatısına dönüştürüyorlar. Death in the Terminal, yakın dönemin gölgede kalmış cevherlerinden biri.

Shirkers (2018)

1992 yılında Sandi Tan, Singapur’un ilk bağımsız yol filmini çeker. Fakat bu süreçte yalnız değildir; ona bir tür mentörlük yapan Georges Cardona isimli biri daha vardır işin içinde. Çekimlerin tamamlanmasının ardından Cardona, tüm kayıtlarla birlikte ortadan kaybolur. 20 yıl film yeniden ortaya çıkar, 16 mm’lik kopyası Tan’a gönderilir. Bunun üzerine şu an bir yazar olan Sandi Tan, hem filminin başına gelenlerin hem de Georges Cardona’nın ardındaki gizemi çözmek için işe koyulur. Bu ilginç konusunun yanında, hem çok eğlenceli hem de tekinsiz bir ton tutturmayı başaran bir belgesel olan Shirkers, başka Sundance olmak üzere katıldığı birçok festivalden ödüllerle dönmüştü.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information