Evde çok daha uzun zaman geçirdiğimiz ve birlikte film izleme deneyimini ayrı ayrı mekânlarda paylaştığımız şu günlerde, sizler için Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi başlığı altında 10 filmlik listeler paylaşmayı sürdürüyoruz.

Bugünkü listemizde Güney Koreli sinemacı Kim Ki-young, deli dahi Werner Herzog, Peter Greenaway, Terry Gilliam gibi efsane isimlerin yanı sıra M. Night Shyamalan, François Ozon gibi genç ustaların da filmleri mevcut.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listelerinin önceki bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

*İzleme listesi için hazırladığımız görseli aşağıdan indirebilir, Instagram ve Twitter’dan bizleri etiketleyerek #birliktegüzel hastag’i ile paylaşabilirsiniz.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi #12

Fires on the Plain (1959)

Yazar Shōhei Ōoka’nın Nobi adlı eserinden sinemaya uyarlanan Fires on the Plain, II. Dünya Savaşı’na Japonya’nın perspektifinden bakan son derece güçlü ve hazmı zor bir savaş karşıtı film. Yönetmen Kon Ichikawa’nın imzasını taşıyan film, savaşın sonuna doğru, 1945’e götürür bizleri ve tüberküloza yakalandığı için artık işe yaramayacağı düşünülerek intihar etmesi salık verilen Er Tamura’nın hikâyesine odaklanır. Kaderine itiraz ederek ordudan uzaklaşan Tamura’nın yolculuğu bizler için de savaşın yıkıcı etkilerine dair müthiş bir tanıklığa dönüşür. Film gösterildiği yıl yönetmen Ichikawa Locarno Film Festivali’nden En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanmıştı.

The Housemaid (1960)

Güney Kore sinemasının bu müthiş klasiğinde yönetmen Kim Ki-young, orta üst sınıf bir aile ve ev işleriyle ilgilenmesi için eve gelen çalışanları arasındaki gerilim dolu ilişkiyi konu alır. Bir besteci olan Dong, eşinin hamileliği nedeniyle ev işlerinde yardımcı olması için Myung-sok adlı bir kadınla anlaşır. Ancak Myung-sok zamanla evi bir gerilim filmine çevirecektir… Film Güney Kore filmlerine dair yapılan “en iyiler” listelerinde zirveye oynayan, zaman zaman Luis Buñuel’in sınıf eleştirisi filmleriyle kıyaslanan gerçek bir klasik. Filmin, yönetmen Kim Ki-young’ın filmle aynı ismi taşıyan üçlemesinin bir parçası olduğunu da belirtelim. Üçlemenin diğer filmleri Woman of Fire (1971) ve Woman of Fire ’82 (1982) olmuştu.

Marketa Lazarová (1967)

Estetik ve tarih üzerine tamamladığı eğitimini sinemaya dair içgörüsüyle birleştiren Çek sinemasının şahsına münhasır ismi František Vláčil’in başyapıtı Marketa Lazarová, bizleri 13. yüzyıla götürüyor ve Çek coğrafyasının paganizmden hristiyanlığa geçiş dönemini, dindar bir babanın, tecavüze uğrayan kızının intikamını alma çabası dâhilinde aktarıyor. 80’li yıllarda yapılan bir toplu soruşturmada gelmiş geçmiş en iyi Çek filmi seçilen bu başyapıt, daha önce yönetmenle yolu hiç kesişmemiş olanlar için de müthiş bir hazine niteliğinde.

The Enigma of Kaspar Hauser (1974)

Sinema tarihinin en özgün ve en tartışmalı yönetmenlerinden biri olan Werner Herzog’un Aguirre, Tanrının Gazabı – Aguirre, der Zorn Gottes gibi delice bir girişimden hemen iki yıl sonra kendi kitabından sinemaya uyarladığı bir başka başyapıttır The Enigma of Kaspar Hauser. Doğumundan itibaren insani ve dünyevi her şeyden uzak tutulmuş bir insan olan Kaspar Hauser’i efendisi günün birinde bir kasabaya elinde durumunu açıklayan bir mektupla bırakır. O noktadan sonra Kaspar Hauser medeni dünyanın maskarası hâline gelir. Ta ki bir profesör onunla ilgilenene dek… Herzog’un bu müthiş filmi, 1828’de Nuremberg’te yaşanan gerçek bir olay temel alınarak çekilmiştir.

A Zed & Two Noughts (1985)

İlhamını resim sanatından alan ve sıradışı anlatıların, sıradışı öykülerin müthiş yaratıcısı konumundaki yönetmen Peter Greenaway’in bu görece daha az bilinen filmi, eşlerini bir trafik kazasında kaybeden ikiz kardeşlerin öyküsüne odaklanır. Zoolog olan ikizler, önce kaza sırasında aracı kullanan ve bir bacağını yitiren Alba adlı bir kadınla ilişki kurar, ancak bu ilişki garip bir noktaya varır… Film, hayvan ve insan bedeniyle zihnin ilişkisi üzerine sert, sınırları zorlayan ve mitolojik göndermelerle dolu bir zihin jimnastiği niteliğinde.

Lost in La Mancha (2002)

Monty Python ekibinin önemli bir parçası ve başlı başına müthiş bir yönetmen olarak Terry Gilliam’ın en büyük hayali, kendi tarzında bir Don Kişot filmi çekmektir. 2000’li yılların başında bu filmi nihayet çekebilecek gibi olur. Johnny Depp ve Jean Rochefort’un başrollerini paylaştığı bu proje, ekibin başına gelen türlü felaketler sonucu bir türlü tamamlanamaz… Lost in La Mancha, söz konusu filmin nasıl çekilemediğinin öyküsünü anlatan muazzam bir belgesel. Yer yer kahkahalara boğan, yer yer de üzüntüden kahreden belgesel, Keith Fulton ve Louis Pepe’nin imzasını taşıyor. Oyuncu Jeff Bridges de belgeselde anlatıcı olarak karşımıza çıkıyor.

Time to Leave (2005) 

Fransa sinemasının hırçın çocuğu François Ozon’un kariyerindeki durulma evresine denk gelen bu nefis film, ileri düzeyde kanser olduğunu öğrenen 30’lu yaşlarındaki Parisli moda fotoğrafçısı Romain’in hikâyesine odaklanır. İyileşme şansı çok düşük olduğundan, tedavi yerine hayatının kalanını dilediği gibi yaşayarak geçirmeye karar veren Romain, şehirdeki yaşamını geride bırakıp bir sayfiye kasabasında yaşayan büyükannesi Laura’nın yanına gelir ve burada kendisiyle yüzleşir. Bilhassa Jeanne Moreau’nun perdeden taşan içten performansıyla akıllara kazınan film, acı öyküsüne rağmen sağaltıcı bir ton tutturmayı başaran keyifli seyirliklerden biri.

Lady in the Water (2006)

M. Night Shyamalan’ın Mistik Olay – The Happening (2008) faciasının öncesinde çektiği bu yetişkin masalı, görevli olduğu binanın havuzunda denizkızına benzeyen bir genç kadın bulan ve onunla tanıştığı andan itibaren hayatı tamamen değişen Cleveland Heep’in olağanüstü öyküsüne odaklanır. Heep, başka bir dünyadan geldiğini söyleyen Story adlı bu genç kadının beraberinde gelen ve onu ele geçirmeye çalışan karanlık yaratıklarla mücadele edecektir. Atmosferi ve karakter çalışmasıyla en az Shyamalan’ın önceki filmleri kadar etkileyici bir seyirlik olmasına rağmen beklediği ilgiyi çekmeyen bu film, izleyenler için bir fırsatı daha hak ediyor, ilk kez izleyecek olanlara ise tam bir uyku öncesi hikâyesi vadiyor.

A Monster with a Thousand Heads (2015)

Üst üste çektiği Yasak Bölge – La zona (2007) ve Desierto adentro (2008) ile dikkatleri üzerine çeken Uruguaylı sinemacı Rodrigo Plá’nın yönettiği film, eşi amansız bir hastalığa yakalanan Sonia’nın bürokrasi ve sağlık sistemiyle verdiği dişe diş mücadeleyi konu ediyor. Eşinin rahatsızlığını tedavi etmeyi türlü bahanelerle reddeden sisteme karşı oğluyla birlikte mücadele verirken eline silah almak zorunda kalan Sonia’nın öyküsü üzerinden Plá hem sert bir sistem eleştirisi ortaya koyuyor, hem de gerilimin hiç düşmediği güçlü bir anlatıya imza atıyor.

Ravenous (2017)

Kanada’dan çıkıp gelen bu enfes zombi istilası anlatısı, zombi filmi popülasyonunun arttığı son dönemin en özgün filmlerinden biri kesinlikle. Robin Aubert’in yazıp yönettiği film, Quebec bölgesindeki bir kasabada baş gösteren bir salgın sonucunda hızla yayılan zombi istilasına kamerasını çeviriyor ve bizleri farklı karakterlerin hayatta kalma mücadelesine tanık ediyor. Klasik bir olay örgüsünü, ince dokunuşlar ve ilginç karakterlerle taze kılmayı başaran, türe yenilikler getiren bir film olarak Ravenous, türün meraklılarına olduğu kadar gerilim sevenlere de göz kırpan cinsten kaçırılmayacak bir seyirlik.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information