Kendimizin ve başkalarının sağlığını riske atmamak ve karantina sürecini mümkün olduğununca kısa tutmak adına evden çıkmadığımız günlerden geçiyoruz. Bu süreçte hem sinemanın yarattığı büyüyü paylaşmak hem de bu sürede sinema tarihine yeni bir açıdan bakmamızı sağlamak adına derlediğimiz Evde Sinema: Günlü İzleme Listesi başlığı altındaki seçkilerin bugün onuncusunu paylaşıyoruz sizinle. Bu demek oluyor ki şu ana kadar sinemaya daha önce bakmadığımız açılardan bakabilmek için elimizde 100 tane birbirinden kıymetli film birikti ve bu sayı önümüzdeki günlerde 150’ye tamamlanacak, böylelikle ortaya etkileyici bir derleme çıkacak.

Bugünkü 10’luk seçkimizde de yine birbirinden ilgi çekici filmler yer alıyor. Doğu Alman sinemasının usta yönetmeni Konrad Wolf imzalı savaş filmi I Was Ninteen, sinema tarihinin en etkileyici ilk filmlerinden Distant Voices, Still Lives, New York’taki drag kültürünün güçlü bir portresini sunan Paris is Burning ve geçtiğimiz yıl tam da bugün kaybettiğimiz efsane Agnès Varda’nın kariyerine içeriden bir bakış attığı The Beaches of Agnès bunlardan bazıları.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listelerinin önceki bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

*İzleme listesi için hazırladığımız görseli aşağıdan indirebilir, Instagram ve Twitter’dan bizleri etiketleyerek #birliktegüzel hastag’i ile paylaşabilirsiniz.

Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi #10

I Was Nineteen (1968)

Çocukken ailesiyle Nazilerden kaçıp, Rusya’ya yerleşen ve II Dünya Savaşında Rus Ordusu’nda görev alan bir gencin, savaşın son günlerinde, Rus Ordusu’nun Berlin’e yaklaştığı dönemde başından geçenleri anlatıyor I Was Nineteen. Her ne kadar, bir Doğu Almanya propaganda filmi olarak da görülse, insanı yönünü hiçbir zaman kaybetmiyor. “Naziler çok kötüdür ve sonunda yenildiler” gibi basmakalıp cümleler kurmak yerine, baş karakter Gregor’un doğduğu ve büyüdüğü ülkelerin arasındaki farklılıkları, yine Gregor’un Yaşadğını ikilemler üzerinden soğuk kanlı bir şekilde gözler önüne seriyor. Karlovy Vary’de En İyi Film Ödülü için yarışan I Was Nineteen, Doğu Almanya sinemasının en önemli yönetmenlerinden Konrad Wolf’un da en bilinen eserlerinden biri.

The Ruling Class (1972)

İsa Peygamber olduğuna inanan bir aristokrat, gördüğü tedavinin ardından bu kez de kendini tarihin en azılı katillerinden Karındeşen Jack sanmaya başlar… İngiliz yönetmen Peter Medak’ın imzasını taşıyan, Peter Barnes’ın senaryosunu kendi oyunundan hareketle yazdığı bu film, özellikle Luis Buñuel’in alaycı sınıf hicivlerini sevenlerin kayıtsız kalamayacağı bir deneyim vadediyor. Delilik, kapkara bir mizah ve bir tutam Hollywood müzikali tadı, başroldeki Peter O’Toole’ın Oscar’a aday gösterilen performansıyla birleşince The Ruling Class’ı sinema tarihinin gizli cevherlerinden biri yapmaya yetiyor da artıyor bile.

Distant Voices, Still Lives (1988)

2012 yılında İstanbul Film Festivali’nin Onur Ödülü’ne layık gördüğü usta yönetmen Terence Davies’in     -üç kısa filmin birleşiminden oluşan The Terence Davies Trilogy’i saymazsak- ilk filmi olan Distant Voices, Still Lives, iki parçadan oluşur. İlk parçası “Distant Voices” baba figürünün ailedeki rolünü irdelerken, “Still Lives” isimli ikinci bölüm aynı ailenin çocuklarına odaklanır. İngiliz işçi sınıfına mensup bu ailenin başından geçenleri otobiyografik ögelerle zenginleştirerek anlatırken Davies’in gösterdiği maharet bu yapımı tüm zamanların en ustalıklı ilk filmleri arasına kolaylıkla yerleştirir. Film ayrıca o yıl Locarno Film Festivali’nden Altın Leopar ve Cannes Film Festivali’nden FIPRESCI Ödülü ile dönerek başarısını kanıtlamıştı.

Paris is Burning (1990)

Jennie Livingston tarafından 1980’lerin son yarısında çekilen bu çarpıcı belgesel New York’un Afro-Amerikan, Latin, gay ve transeksüel kimliklerine içeriden bir bakış sunuyor. 1991 yılında düzenlenen Berlin Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilen, Sundance Film Festivali’nden ise Büyük Jüri Ödülü ile dönen Paris is Burning; 1980 yıllarındaki Harlem’de sıkı bir rekabete ve yaşam mücadelesine dönüşen travesti partilerini oldukça samimi biçimde yansıtmayı başarıyor. Amerika’daki eşcinsel ve drag kültürünün muhteşem bir portresini sunan Paris is Burning azınlık kimliklerin dayanışmasıyla öne çıkarken hakim sosyal kurumları kıyasıya eleştirmesi de ihmal etmiyor.

Vengo (2000)

Yaşadığı yerel topluluğun en güçlü isimlerinden olan Caco, kızının ölümünün ardından toparlanmakta zorlamakta, sürekli onun mezarını ziyaret edip fotoğraflarına bakmaktadır. Bu durum onu yeğeni için daha korumacı hâle getirir; fakat bu yeğeninin babası olan kardeşi ondan yasadışı bir ricada bulununca işin rengi değişir… Kariyerini çingenelere ve çingene kültürüne adayan önemli sinemacı Tony Gatlif’in kariyerinin zirve noktalarından biri olan Vengo müzikleriyle büyülediği gibi, İstanbul Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü kazanmıştı.

Broken Flowers (2005)

Bağımsız sinemanın “cool” yönetmeni Jim Jarmusch’un ana akım sinemaya görece daha yakın duran filmi Broken Flowers, orta yaşlı Don Johnston isimli bir karaktere odaklanır. Ekonomik anlamda özgürlüğe ulaşmış, hayattan ne istediğini bilen biri olan Don, bir gün bir mektup alır; bu mektupta 20 yıl önceki bir ilişkisinden oğlu olduğu yazmaktadır. Bunun üzerine ana karakter, geçen süre zarfında beraber olduğu kadınları ziyaret etmeye başlar. Geçmişe, yaşanmışlıklara ve yarım kalmışlıklara dair bir yol filmi olarak da niteleyebileceğimiz Broken Flowers, Bill Murray’ın performansı, Jarmusch’un dingin rejisi ve nüktedan diyaloglarıyla parlıyor.

Water Lilies (2007)

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi – Portrait de la jeune fille en feu ile son yılların en görkemli filmlerinden birine imza atan Céline Sciamma’nın bu ilk uzun metrajlısı, yaz tatilinde gittikleri havuzda tanışan ve aralarında adını koymanın zor olduğu bir aşk üçgeni oluşan üç genç kadına odaklanıyor. Yönetmenin 27 yaşındayken çektiği bu filmde, 15-16 yaşındaki karakterlerin ruh hâlini yakalamakta gösterdiği başarı, kariyerinin devamında çekeceği önemli yapımların da ipucunu veriyor. Water Lilies’in Adèle Haenel’in ikici sinema filmi olduğunu da belirtelim.

The Beaches of Agnès (2008)

Sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden birinin kariyerini, filmlerini, bu süreçte edindiği dostlarını, kurduğu ilişkilerini en samimi şekilde mercek altına aldığı bir belgesel hayal edin. İşte The Beaches of Agnès tam olarak belgesel; hatta fazlası bile… Usta sanatçının yaşamı boyunca tuttuğu notlar ve fotoğraflar üzerinden şekillenen film, Fransız Yeni Dalgası’nın oluşumundan feminizme, Agnès Varda’nın yönetmen eşi Jacques Demy ile olan ilişkisinden usta sanatçının Çin ve Amerika yolculuklarına kadar birçok konuya girip çıkarken her sinefil için bulunmaz bir nimete dönüşüyor.

Jauja (2014)

Yavaş sinema anlayışının günümüzdeki en önemli temsilcilerinden Arjantinli yönetmen Lisandro Alonso’nın başyapıtı Jauja, Patagonya’nın çorak topraklarından kayıp kızını arayan, orduda görevli Danimarkalı bir mühendisi takip ediyor. 4:3 formatında ve eski usül bir çerçeveyle sınırlandırılan bir ekrandan izlediğimiz bu benzersiz yolculuk ve arayış filmi, bu türden bir filmde görmeye pek de alışık olmadığımız Viggo Mortensen’in performansıyla daha da çarpıcı hâle geliyor. Cannes Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde FIPRECI Ödülü kazanan Jauja’nın Mortensen ve “tuhaf” gitarist Buckethead’in imzasını taşıyan müziklerini de anmadan geçmemeli.

Madeline’s Madeline (2018)

17 yaşına henüz basmış bir genç kızın büyüme hikayesini anlatan, ama kanıksadığımız büyüme hikayelerine ayrıksı anlatısı ve estetik biçimiyle sarsıcı ve sıradışı nitelendirmesini sonuna dek hak eden bir yapım Madeline’s Madeline. Yönetmen koltuğunda Josephine Decker’ın oturduğu film, bir tiyatro oyunu çevresinde şekillenmesiyle disiplinler arası okumalara alan açan ve özellikle temsil meselesi üzerine kafa yoran bir yapıya sahip. Decker’ın filmin anlatı yapısını ana karakter Madeline’ı canlandırırken muazzam bir oyunculuk sergileyen Helena Howard’ı bir performansta izledikten sonra onun içerine kurmaya karar verdiğini; bu bağlamda Madeline’s Madeline’in harika bir yönetmen-oyuncu uyumuna sahne olduğunu da belirtelim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information