Advertisement

Hem kendimizin hem de başkalarının sağlığını düşünerek eve kapandığımız şu günlerde, yan yana gelemesek bile birlikte yapabileceğimiz birçok şey var. Bunlardan biri de hep beraber aynı filmi izlemek ve aynı hayalleri, aynı rüyaları görmek. Bunu gerçekleştirebilmek için her gün, Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi başlığı altında bize iyi gelecek, belki ürkütecek, biraz düşündürecek, zaman zamansa eğlendirecek 10 filmlik bir liste paylaşmaya karar verdik. Yeni filmler keşfedebileceğimiz, daha önce izlediğimiz, bir daha izlemeye vakit bulamadığımız, hep ismini işitip izleyemediğimiz, birçok ülkeden birçok farklı film yer alacak. Bu filmleri toplu biçimde paylaşıp, hepimizin dahil olduğu bir oyuna dönüştürecek ve sosyal medyadan paylaşacağımız izleme listesi günlükleriyle neler izlediğimizi birbirimizle paylaşacağız.

Yayınladığımız ilk listede, sinemanın çılgın yaratıcılarından Alman yönetmen Fritz Lang’in, görece daha az bilinen 1921 yapımı filmi Destiny var. Bugün video platformlarında ücretsiz olarak da izlenebilen film, sessiz sinemanın nimetlerinden biri. Soygun filmleri içerisinde özel bir yeri olan, Jules Dassin’in müthiş filmi Rififi (1955), Bong Joon Ho’nun Parazit’teki ilham kaynaklarından Joseph Losey klasiği The Servant (1961), döneminin en önemli sinemacılarından biri olan Sergei Parajanov’un büyüleyici başyapıtı The Color of Pomegranates (1969) gibi filmlerle çok sağlam bir giriş yapıyor listemiz. Listemizin devamındaysa; Şiddetin şairi olarak nam salan Sam Peckinpah’ın çılgın ve çarpıcı filmi Bring Me The Head of Alfredo Garcia (1974), İspanyol yönetmen Carlos Saura’nın imzasını taşıyan politik bir büyüme öyküsü Crìa cuervos (1976), Robert Altman filmi 3 Women (1977), Fin sinemasının minimalist yıldızı Aki Kaurusmaki’nin buz gibi bir mizahla örülü filmi I Hired A Contract Killer (1990), Lynne Ramsay’nin ilk uzun metrajlısı Ratcatcher (1999) ve son olarak Uncut Gems’le ortalığın tozunu atan Safdie Kardeşler’in yönettiği Daddy Longlegs (2009) yer alıyor.

*İzleme listesi için hazırladığımız görseli aşağıdan indirebilir, Instagram ve Twitter’dan bizleri etiketleyerek #birliktegüzel hastagi ile paylaşabilirsiniz. 

Evde Sinema: Günlük İzleme Listesi #1

Destiny

Sessiz sinema döneminde de, sinemanın sesli yıllarında da müthiş eserler veren Fritz Lang’in filmografisindeki nefis seyirliklerden biridir 1921 yapımı Destiny (Ya da Almanca ismiyle Der Müde Tod ki Yorgun Ölüm olarak çevirebiliriz Türkçe’ye bu ismi). Savaş travmasıyla boğuşan Weimar Cumhuriyeti dönemine dair müthiş çıkarımlara sahip olan film, ölümü temsil eden ana karakterini izler film boyunca. Bir taşra kasabasında satın aldığı geniş bir araziyi girişi ve çıkışı olmayan duvarlarla çevreleyen Ölüm, çengelini nişanlı bir çifte takar. Çift, aşklarının, ölümü yenip yenemeyeceğine dair bir sınava tabi tutulur.

Rififi

Fransız sinemasının kadri kıymeti pek az bilinmiş yönetmenlerinden Jules Dassin’in imzasını taşıyan 1955 yapımı bu suç filmi harikasında, Tony le Stéphanois adlı hapisten yeni çıkan tövbekâr bir suçlunun, bir takım sebeplerden son bir soyguna girişmesini izleriz. Tony ve dostları, mükemmel bir soygun planı yaparlar ancak insan faktörü mükemmelliği bozacaktır. Soygun filmleri denilince bir solukta akla gelmeyen bu gizli hazine, janranın en iyilerinden biri, belki de bazı açılardan en iyisidir.

The Servant

Robin Maugham’ın klasik romanından, usta yönetmen Joseph Losey’nin sinemaya uyarladığı 1965 yapımı The Servant, ayrıcalıklı bir sınıfa dahil olan Tony ve işe yeni aldığı Hugo’nun hikâyesine odaklanır. Uşak olarak işe giren Hugo’nun aslında bambaşka bir amacı vardır… Film, sınıf çatışması üzerine 60’lı yıllardan günümüze kadar güncelliğini kaybetmeyen müthiş tezler sunar. Ayrıca Dirk Bogarde, Sarah Miles ve James Fox’un performansları filme olan hayranlığımızı bir kat daha artıran düzeydedir.

The Color of Pomegranates

Filmlerinde imgeler ve güçlü sahnelemelerle yoktan inşa ettiği bir anlatıyı tercih eden Sergei Parajanov, Ermeni troubadour Sayat Nova’nın serbest bir biyografisine imza attığı bu filminde sanatının zirvesine çıkar. Kurmaca ve doğrusal bir anlatıyı terk eden, güçlü imgeler üzerinden sanatçının yaşam hikâyesine dair bir incelemeye girişien Parajanov’un bu filmi görülmesi elzem bir başyapıttır.

Bring Me The Head of Alfredo Garcia

Wild Bunch, The Getaway gibi filmlerin yönetmeni Sam Peckinpah’ın “yol filmleri” ve “intikam filmleri” türlerini olabilecek en yaratıcı biçimde harmanladığı filminde her şey meksikalı bir ailenin onurlarını lekeleyen Alfredo Garcia’nın kellesine ödül koymasıyla başlar. Bir anda kendisini bu olayın ortasında bulan bar piyanisti Bennie’nin başına gelenler üzerinden takip ettiğimiz film, finale kadar izleyicisine rahat nefes aldırmayan müthiş bir kurguya sahiptir.

Cría cuervos

İspanya’nın yakın tarihindeki politik olarak sen sert dönemlerden birine, diktatör Franco’nun devrilmesine giden sürece odaklanan 1976 yapımı Cría cuervos, tüm bunları teyzelerinin yanına sığınan sekiz yaşındaki bir erkek çocuğu ve onun iki kız kardeşinin hikâyesi üzerinden anlatır. Usta yönetmen Carlos Saura’nın imzasını taşıyan film gösterildiği yıl Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanmış, aynı zamanda En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre adayı olmuştu.

3 Women

Kaliforniya çöllerindeki bir fizyo terapi/spa merkezinde çalışan ve oda arkadaşı olduktan sonra daha da yakınlaşan Millie ve Pinky’nin hikâyesine odaklanan bu 1977 yapımı Robert Altman harikası, bilhassa görselliği, iki kadın arasındaki girift ilişkiyi betimleme biçimi ve Sissy Spacek, Shelley Duvall ikilisinin leziz performanslarıyla akıllara kazınmıştır. İkiliden Shelley Duvall, bu filmdeki performansıyla o yıl Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanmıştı.

I Hired a Contract Killer

Finlandiya’nın gururu Aki Kaurasmäki’nin imzasını taşıyan ve yönetmenin uluslarası bir oyuncu kadrosuyla çalıştığı (en azından o yıla dek) nadir filmlerden biri olan bu minimalist harika, 15 yıldır çalıştığı işinden kovulan Henri’nin, bir barda tanıştığı kiralık katili kendisini öldürmek için tutmasıyla gelişen hadiseleri konu eder. François Truffaut’nun azılı oyuncusu Jean-Pierre Léaud’un başrolünde yer aldığı film, o yıl Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmış olan, seyri sonra derece zevkli bir yapıt.

Ratcatcher

Son olarak Hiçbir Zaman Burada Değildin – You Were Never Really Here’la karşımıza gelen yönetmen Lynne Ramsay’in, 90’ların sonunda çektiği ve büyük beğeni toplayan Small Deaths ve Gasman adlı iki kısa filminin ardından çektiği ilk uzun metrajlı filmi hüviyetindeki 1999 yapımı Ratcatcher, izleyicisini 1973 yılının Glasgow’una götürür ve şehrin yoksul sınıflarından gençlerin gündelik yaşamından kesitleri ergen yaşlarda fakir bir erkek çocuğunun gözünden bizlere aktarır. Film, Ramsay’le henüz tanışmamış olanlar için hazine değerinde.

Daddy Longlegs

Üst üste, Soygun – Good Time ve Uncut Gems gibi iki müthiş filme imza atan Josh ve Benny Safdie’nin imzasını taşıyan 2009 yapımı Daddy Longlegs ya da bir diğer ismiyle Go Get Some Rosemary, leziz, farklı bir aile hikâyesi sunar. Yılın sadece belirli zamanlarında çocuklarını görebilen Lenny’nin, dokuz ve yedi yaşlarındaki iki oğluyla geçirdiği zaman onun için bir nevi yeniden hayata tutunma sınavına dönüşür filmde. Filmin ana karakteri Lenny’i canlandıran Ronald Bronstein, bu filmdeki rolüyle Gotham Ödüller’inde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kucaklamıştı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information