1945 yılında ‘Eve’ adıyla yayımlanan bestseller’ın, beyazperdedeki ikinci uyarlaması olan Eva, Fransız televizyonu için yaptığı telefilmlerle bilinen ve özellikle 2010 yılından sonra önemli festivallerdeki adaylıklarıyla dikkat çeken Benoit Jacquot imzasını taşımakla beraber oyuncu kadrosunda Isabelle Huppert ve Gaspard Ulliel gibi önemli isimleri barındırıyor. Film 68. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışmaya hak kazansa da beklenen başarıyı elde edemedi ve ve genel anlamda olumsuz karşılandı. Bertrand hileli yollarla şöhrete kavuşmuş bir yazardır. Bir hayat kadınını kendine aşık etmeye çalışarak, şöhretini devam ettirebilmek için yazdığı romanına malzeme çıkarmaya çalışır. İşler umduğu gibi gitmez.    Benoit Jacquot açıkça, hikâyeyi ilk kez beyazperdeye aktaran Joseph Losey’den daha orijinal bir çizgi yakalamayı başarıyor. 1962 tarihli ilk uyarlama bir psikolojik gerilim hikâyesinin adeta parodisi sayılabilecekken, Benoit Jacquot olay örgüsünü zekice rötuşlarla değiştirerek, hikâyeyi özgün bir şekilde yorumluyor. Aynı zamanda asıl hikâyedeki psikolojik gerilim havasını başarılı bir şekilde yansıtabiliyor. Yönetmenin hikâyeye getirdiği farklılıkları ne kadar iyi işleyip sonuca bağlayabildiğini irdelemeden önce iki uyarlama film arasındaki eğlenceli benzerliklere değinelim. Eva: Çok Satan Romandan Arthouse Sinemaya Başrollerdeki oyuncular şöhret açısından sıralandıklarında ortaya çıkan hiyerarşinin aynısını ilk uyarlamada görmek mümkün; Eva karakterinde, efsanevi oyuncu Jean Moreau’nun yerini, yeni dönem Fransız sinemasının dev isimlerinden Isabelle Huppert alıyor. Hikâyeyi Eva’nın gözünden görmesek bile her iki oyuncu da başrolü gölgede bırakıyor. Ayrıca, her iki üçlüde aynı karakteri canlandıran aktör ve aktrislerin yüzlerindeki ifade benzerliği de oldukça ilgi çekici. Öyle ki, Benoit Jacquot romandaki Eva karakterini en iyi yansıtabilecek oyuncuyu seçmek yerine, Jean Moreau’nun aynı anda hem davetkâr hem de mesafeli olmayı başaran bakışlarını yansıtabilecek bir oyuncu seçmiş gibi. Yönetmenin daha önce sıkça beraber çalıştığı Léa Seydoux belki daha inandırıcı bir Eva olabilirdi ama daha iyi bir Moreau kesinlikle olamazdı. Bertrande ve Caroline karakterlerinin seçiminin de ilk uyarlama baz alınarak yapıldığını düşünmeden edemiyor insan; Caroline’in duru güzelliği, Bertrande’ın yüksek olduğu kadar kırılgan öz güveni, Virna Lisi’nin ve Stanley Baker’ın yüz ifadelerinde rahatlıkla okunabilir.  İki film arasında enteresan benzerlikler bulunsa da, olay örgüsü, atmosfer ve ana karakterle özdeşleşme biçimi açısından apayrı filmler oldukları aşikâr.    Her uyarlandığında yeni bir isim alan ve sahtekar bir yazar olan ana karakter, Eva’da Bertrand olarak karşımıza çıkıyor. Bertrand’ı öncelikli olarak karanlık yüzüyle tanımamız ve bu sahnede görülen olayların seyirci ve Bertrand arasında bir sır olması, hikâyenin thriller havasını daha en baştan başarılı bir şekilde ortaya koyuyor. Ona şöhreti getiren tiyatro oyununu nasıl çaldığını açılış sekansında gösteren Jacquot, harika bir suspense yaratarak izleyicinin tansiyonunun dizginlerini hızlı bir şekilde eline almakla beraber, karakterin herkesten sakladığı bir yüzü olduğunu gösteren birkaç ufak ayrıntıyla ona iyi bir şekilde derinlik katıyor. Hatta onu izleyici gözünde, Luis Buñuel’in Gündüz Güzeli’nin bir çeşit erkek versiyonu hâline getirdiği bile söylenebilir. Gelgelelim yarattığı bu suspense’in etkisini filmin sonuna kadar sürdürdüğünü söylemek pek mümkün değil. Bir süre sonra, film adeta odağını değiştiriyor ve açılış sekansında şahit olduğumuz Bertrand’ın karanlık sırları bizim için bir anlam ifade etmemeye başlıyor.       Bertrand özgün bir şekilde yorumlanan tek karakter değil; Benoit Jacquot’nun yaratıcı süzgecinden geçen Eva da oldukça farklı bir yapıya bürünüyor. James Hadley Chase’in romanda yaşının tahmin edilmesi güç…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

1962 tarihli öncülünden çok daha başarılı bir uyarlama olan Eva, Fransız sinemasından hoşlananların kaçırmaması gereken bir film.

Kullanıcı Puanları: 3.1 ( 1 votes)
70

1945 yılında ‘Eve’ adıyla yayımlanan bestseller’ın, beyazperdedeki ikinci uyarlaması olan Eva, Fransız televizyonu için yaptığı telefilmlerle bilinen ve özellikle 2010 yılından sonra önemli festivallerdeki adaylıklarıyla dikkat çeken Benoit Jacquot imzasını taşımakla beraber oyuncu kadrosunda Isabelle Huppert ve Gaspard Ulliel gibi önemli isimleri barındırıyor. Film 68. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışmaya hak kazansa da beklenen başarıyı elde edemedi ve ve genel anlamda olumsuz karşılandı.

Bertrand hileli yollarla şöhrete kavuşmuş bir yazardır. Bir hayat kadınını kendine aşık etmeye çalışarak, şöhretini devam ettirebilmek için yazdığı romanına malzeme çıkarmaya çalışır. İşler umduğu gibi gitmez.   

Benoit Jacquot açıkça, hikâyeyi ilk kez beyazperdeye aktaran Joseph Losey’den daha orijinal bir çizgi yakalamayı başarıyor. 1962 tarihli ilk uyarlama bir psikolojik gerilim hikâyesinin adeta parodisi sayılabilecekken, Benoit Jacquot olay örgüsünü zekice rötuşlarla değiştirerek, hikâyeyi özgün bir şekilde yorumluyor. Aynı zamanda asıl hikâyedeki psikolojik gerilim havasını başarılı bir şekilde yansıtabiliyor. Yönetmenin hikâyeye getirdiği farklılıkları ne kadar iyi işleyip sonuca bağlayabildiğini irdelemeden önce iki uyarlama film arasındaki eğlenceli benzerliklere değinelim.

Eva: Çok Satan Romandan Arthouse Sinemaya

Başrollerdeki oyuncular şöhret açısından sıralandıklarında ortaya çıkan hiyerarşinin aynısını ilk uyarlamada görmek mümkün; Eva karakterinde, efsanevi oyuncu Jean Moreau’nun yerini, yeni dönem Fransız sinemasının dev isimlerinden Isabelle Huppert alıyor. Hikâyeyi Eva’nın gözünden görmesek bile her iki oyuncu da başrolü gölgede bırakıyor. Ayrıca, her iki üçlüde aynı karakteri canlandıran aktör ve aktrislerin yüzlerindeki ifade benzerliği de oldukça ilgi çekici. Öyle ki, Benoit Jacquot romandaki Eva karakterini en iyi yansıtabilecek oyuncuyu seçmek yerine, Jean Moreau’nun aynı anda hem davetkâr hem de mesafeli olmayı başaran bakışlarını yansıtabilecek bir oyuncu seçmiş gibi. Yönetmenin daha önce sıkça beraber çalıştığı Léa Seydoux belki daha inandırıcı bir Eva olabilirdi ama daha iyi bir Moreau kesinlikle olamazdı. Bertrande ve Caroline karakterlerinin seçiminin de ilk uyarlama baz alınarak yapıldığını düşünmeden edemiyor insan; Caroline’in duru güzelliği, Bertrande’ın yüksek olduğu kadar kırılgan öz güveni, Virna Lisi’nin ve Stanley Baker’ın yüz ifadelerinde rahatlıkla okunabilir. 

İki film arasında enteresan benzerlikler bulunsa da, olay örgüsü, atmosfer ve ana karakterle özdeşleşme biçimi açısından apayrı filmler oldukları aşikâr.   

Her uyarlandığında yeni bir isim alan ve sahtekar bir yazar olan ana karakter, Eva’da Bertrand olarak karşımıza çıkıyor. Bertrand’ı öncelikli olarak karanlık yüzüyle tanımamız ve bu sahnede görülen olayların seyirci ve Bertrand arasında bir sır olması, hikâyenin thriller havasını daha en baştan başarılı bir şekilde ortaya koyuyor. Ona şöhreti getiren tiyatro oyununu nasıl çaldığını açılış sekansında gösteren Jacquot, harika bir suspense yaratarak izleyicinin tansiyonunun dizginlerini hızlı bir şekilde eline almakla beraber, karakterin herkesten sakladığı bir yüzü olduğunu gösteren birkaç ufak ayrıntıyla ona iyi bir şekilde derinlik katıyor. Hatta onu izleyici gözünde, Luis Buñuel’in Gündüz Güzeli’nin bir çeşit erkek versiyonu hâline getirdiği bile söylenebilir. Gelgelelim yarattığı bu suspense’in etkisini filmin sonuna kadar sürdürdüğünü söylemek pek mümkün değil. Bir süre sonra, film adeta odağını değiştiriyor ve açılış sekansında şahit olduğumuz Bertrand’ın karanlık sırları bizim için bir anlam ifade etmemeye başlıyor.      

Bertrand özgün bir şekilde yorumlanan tek karakter değil; Benoit Jacquot’nun yaratıcı süzgecinden geçen Eva da oldukça farklı bir yapıya bürünüyor. James Hadley Chase’in romanda yaşının tahmin edilmesi güç ama muhtemelen 30’larında olan, güldüğünde ise 25 gösteren (Jean Moreau karakteri canlandırdığında 34 yaşındaydı ve gerçekten de daha genç gösteriyor) bir kadın olarak tasvir edilirken, Isabelle Huppert bu karaktere altmış dört yaşındayken hayat veriyor. Ne var ki Eva’nın ikinci (hatta üçüncü) baharını yaşayan bir hayat kadını olarak tasvir edilmesi dramaturjik açıdan çok farklı etkiler yaratabilecekken, bu yaş farkının neredeyse hiç işlenmediğini görüyoruz. Dahası Huppert’in altmış dört yaşında olduğu gerçeği tamamen unutulmuş gibi. Jean Moreau’yu andıran aurası bir yana, filmde Huppert yerine Léa Seydoux gibi daha genç bir aktris yer alsaydı daha inandırıcı bir tabloyla karşılaşabilirdik. 

Bertrand’ı ona iten motivasyonlar düşünüldüğünde Eva’nın daha yaşlı olması ilk başta anlamlı gibi duruyor. Bir hayat kadınını kendine aşık etmekten daha sıra dışı bir hikâye varsa o da yaşlı bir hayat kadınını kendine aşık etmektir. Ayrıca böyle bir yaş farkının varlığı, mücadelenin zorluğunu artırarak son derece yüksek bir egoya sahip olduğu aşikâr olan Bertrand’ı daha çok heyecanlandırmaktadır. Ne var ki Eva’yla olan ilişkisini romana dönüştürme çabasının, filmin çözüm kısmına ulaşmadığını görüyoruz. Dolayısıyla daha yaşlı bir Eva’yı mantıklı kılan unsurlar, geçerliliklerini yitiriyorlar.     

Yine de Eva, Gaspard Ulliel ve Isabelle Huppert gibi önemli oyuncuları bir araya getirerek keyifli bir izleme tecrübesi sunuyor. 1962 tarihli öncülünden çok daha başarılı bir uyarlama olan Eva, Fransız sinemasından hoşlananların kaçırmaması gereken bir film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi