İçinde bulunduğumuz on yılın hemen başında Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerinde arka arkaya başlayan halk ayaklanmaları, dünya siyasi tarihinin yakın dönemde gördüğü en büyük sonuçlar doğuran ve etkilerinin hâlâ daha sürmekte olduğu toplumsal hareketiydi. Arap Baharı olarak adlandırdığımız bu hareketlerin en büyük özelliği ise birçok ülkede uzun zamandır süregelen diktatörlük rejimine ve buna bağlı erk düzeninin altına yerleşmiş günlük yaşam kültürüne büyük bir darbe indirmesiydi. Mısır asıllı İsveçli yönetmen Tarik Saleh üçüncü kurmaca filmi Esrarengiz Cinayet’te setini tam olarak isyanların patlak verdiği noktaya, 2011 yılının ilk günlerindeki Kahire’ye kuruyor. Esrarengiz Cinayet: Kahire Sokakları Çözülürken Esrarengiz Cinayet - The Nile Hilton Incident ayrıca adını aldığı, şehrin merkezindeki büyük otelin odalarından birinde, ülke çapında oldukça popüler olan şarkıcı Lalena’nın öldürülmesiyle başlıyor. Filmin ana karakteri başkomiser Nureddin, söz konusu cinayeti açıklığa kavuşturmak adına girdiği bu soruşturmada, ilk adımından itibaren ucunu tahmin edemediği yerlere sürükleniyor. Nureddin’in üzerinde sürüklendiği Kahire sokakları da bir yandan henüz patlayıp yeryüzüne çıkamamış halk isyanlarının fokur fokur kaynattığı gergin bir zemine sahip. İlk bakışta ülkedeki bu siyasal gündem filmin sahip olduğu polisiye gerilime katkıda bulunan şık bir atmosferden ibaret gibi görülebilecekken, hikâye bir anda bu toprak üzerinde işlenen herhangi bir suçun ülkenin durumundan bağımsız görülemeyeceğini işaret eden bir yola sapıyor. Tüm halkın tanıdığı en popüler müzisyenlerden birinin öldürülmüş olmasına rağmen davanın apar topar kapatılma uğraşıyla karşılaşan Nureddin, bir şeylerin ters gittiğinin farkına varıyor. Bu işin bizzat içinde olan Nureddin’in, izlerken bize bile yabancı gelmeyen tüm bu üzeri örtülen davalarla, bir yerlerden gelen iş bitirici telefonlarla ya da açıkça bilinen gerçeklerin medyada sunulan aksiyle ilk kez karşılaştığını düşünmek biraz safça olacaktır. Zaten küçük dairesinde yalnız başına yaşayan genç başkomiseri filmin başında göçmenlerin oluşturduğu fakir mahallelerden haraç toplarken de görüyoruz. Buna rağmen Nureddin ne tam bir sütten çıkmış ak kaşık, ne de pis işlerin kurdu olup bu oyunun kuralları içinde var olmayı öğrenebilmiş bir kötü adam… Polis teşkilatının başındaki amcasının kendisini daima kolladığını ve hatta sahip olduğu mevkiyi dahi ona borçlu olduğunu bilmesine rağmen bu davayla birlikte, belki de ilk kez ayaklarını yere basma fırsatı yakalıyor. Keza tüm bunların herkes tarafından normal görüldüğü, erkek kültürünün “yolunu bulma” düsturu burada çalkalanan toprağın her karışına sinmiş vaziyette. Filmin merkezindeki cinayetin tek görgü tanığı otel çalışanı Salwa’nın hikâyedeki varlığı, Mısır’daki Sudanlıların ve diğer göçmen toplulukların da konumunu görmemizi sağlıyor. Henüz yirmili yaşlarının başında genç bir kadın olarak evinden uzakta hayatta kalmaya çalışan Salwa, kendisi gibi ekonomik şartlar sebebiyle göçmüş ve burada sosyal haklardan mahrum bırakılıp ucuz iş gücü olarak kullanılan komşularının bir temsiliyken bir anda devlet büyüklerini etkileyebilecek bir davanın kilit ismi hâline geliyor. Esrarengiz Cinayet, bir dava üzerine kurulu hikâyesini öyle dengeli bir senaryoyla aktarıyor ki, ülkenin içine batmakta olduğu bu koca çamurun ve yaklaşmakta olan büyük isyanın tam olarak neye karşı olduğunun resmini net bir şekilde çizebiliyor. Gözünü karartıp içine daldığı bu pis takipte Nureddin, kendisinin de her alanda örgütlenmiş bu polis devlet diktatörlüğüne hizmet eden küçük bir araç olduğunu kabullenerek ait olduğu sokaklara, “yeter” diyen halkın arasına dönüyor.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Esrarengiz Cinayet, bir dava üzerine kurulu hikâyesini öyle dengeli bir senaryoyla aktarıyor ki, ülkenin içine batmakta olduğu bu koca çamurun ve yaklaşmakta olan büyük isyanın tam olarak neye karşı olduğunun resmini net bir şekilde çizebiliyor.

Kullanıcı Puanları: 3.33 ( 2 votes)
65

İçinde bulunduğumuz on yılın hemen başında Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerinde arka arkaya başlayan halk ayaklanmaları, dünya siyasi tarihinin yakın dönemde gördüğü en büyük sonuçlar doğuran ve etkilerinin hâlâ daha sürmekte olduğu toplumsal hareketiydi. Arap Baharı olarak adlandırdığımız bu hareketlerin en büyük özelliği ise birçok ülkede uzun zamandır süregelen diktatörlük rejimine ve buna bağlı erk düzeninin altına yerleşmiş günlük yaşam kültürüne büyük bir darbe indirmesiydi. Mısır asıllı İsveçli yönetmen Tarik Saleh üçüncü kurmaca filmi Esrarengiz Cinayet’te setini tam olarak isyanların patlak verdiği noktaya, 2011 yılının ilk günlerindeki Kahire’ye kuruyor.

Esrarengiz Cinayet: Kahire Sokakları Çözülürken

Esrarengiz Cinayet – The Nile Hilton Incident ayrıca adını aldığı, şehrin merkezindeki büyük otelin odalarından birinde, ülke çapında oldukça popüler olan şarkıcı Lalena’nın öldürülmesiyle başlıyor. Filmin ana karakteri başkomiser Nureddin, söz konusu cinayeti açıklığa kavuşturmak adına girdiği bu soruşturmada, ilk adımından itibaren ucunu tahmin edemediği yerlere sürükleniyor. Nureddin’in üzerinde sürüklendiği Kahire sokakları da bir yandan henüz patlayıp yeryüzüne çıkamamış halk isyanlarının fokur fokur kaynattığı gergin bir zemine sahip. İlk bakışta ülkedeki bu siyasal gündem filmin sahip olduğu polisiye gerilime katkıda bulunan şık bir atmosferden ibaret gibi görülebilecekken, hikâye bir anda bu toprak üzerinde işlenen herhangi bir suçun ülkenin durumundan bağımsız görülemeyeceğini işaret eden bir yola sapıyor. Tüm halkın tanıdığı en popüler müzisyenlerden birinin öldürülmüş olmasına rağmen davanın apar topar kapatılma uğraşıyla karşılaşan Nureddin, bir şeylerin ters gittiğinin farkına varıyor. Bu işin bizzat içinde olan Nureddin’in, izlerken bize bile yabancı gelmeyen tüm bu üzeri örtülen davalarla, bir yerlerden gelen iş bitirici telefonlarla ya da açıkça bilinen gerçeklerin medyada sunulan aksiyle ilk kez karşılaştığını düşünmek biraz safça olacaktır. Zaten küçük dairesinde yalnız başına yaşayan genç başkomiseri filmin başında göçmenlerin oluşturduğu fakir mahallelerden haraç toplarken de görüyoruz. Buna rağmen Nureddin ne tam bir sütten çıkmış ak kaşık, ne de pis işlerin kurdu olup bu oyunun kuralları içinde var olmayı öğrenebilmiş bir kötü adam… Polis teşkilatının başındaki amcasının kendisini daima kolladığını ve hatta sahip olduğu mevkiyi dahi ona borçlu olduğunu bilmesine rağmen bu davayla birlikte, belki de ilk kez ayaklarını yere basma fırsatı yakalıyor. Keza tüm bunların herkes tarafından normal görüldüğü, erkek kültürünün “yolunu bulma” düsturu burada çalkalanan toprağın her karışına sinmiş vaziyette.

Filmin merkezindeki cinayetin tek görgü tanığı otel çalışanı Salwa’nın hikâyedeki varlığı, Mısır’daki Sudanlıların ve diğer göçmen toplulukların da konumunu görmemizi sağlıyor. Henüz yirmili yaşlarının başında genç bir kadın olarak evinden uzakta hayatta kalmaya çalışan Salwa, kendisi gibi ekonomik şartlar sebebiyle göçmüş ve burada sosyal haklardan mahrum bırakılıp ucuz iş gücü olarak kullanılan komşularının bir temsiliyken bir anda devlet büyüklerini etkileyebilecek bir davanın kilit ismi hâline geliyor. Esrarengiz Cinayet, bir dava üzerine kurulu hikâyesini öyle dengeli bir senaryoyla aktarıyor ki, ülkenin içine batmakta olduğu bu koca çamurun ve yaklaşmakta olan büyük isyanın tam olarak neye karşı olduğunun resmini net bir şekilde çizebiliyor. Gözünü karartıp içine daldığı bu pis takipte Nureddin, kendisinin de her alanda örgütlenmiş bu polis devlet diktatörlüğüne hizmet eden küçük bir araç olduğunu kabullenerek ait olduğu sokaklara, “yeter” diyen halkın arasına dönüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi