Annette’den The French Dispatch’e, Memoria’dan Tenet’a Corona virüsü salgını nedeniyle ertelenen 73. Cannes Film Festivali’nde adından söz ettirmesi beklenen 25 film!

Bu yıl 12-23 Mayıs tarihleri arasında düzenlenmesi planlanan 73. Cannes Film Festivali, tüm dünyada korku yaratan Corona virüsü salgını nedeniyle ertelendi. Festival yönetimi, festivalin haziran sonuna ya da temmuz başına ertelenmesi de dâhil olmak üzere birçok seçeneği göz önünde bulundurduklarını söylerken; Corona virüsü salgınının tüm dünyadaki seyrine paralel olarak 73. Cannes Film Festivali’nin akıbetini önümüzdeki aylarda öğreneceğiz.

Bu süreçte IndieWire, ertelenmeden önce 73. Cannes Film Festivali’nde görmeyi beklediğimiz 25 filmi derlediği bir liste hazırladı. Dünya prömiyerini 73. Cannes Film Festivali’nde yapması beklenen heyecan verici 25 filmle ilgili detaylı bilgilere gelin hep birlikte yakından bakalım.

Ertelenen 73. Cannes Film Festivali’nde Adından Söz Ettirmesi Beklenen 25 Film

ADN – Maïwenn

Louis Garrel, Fanny Ardant, Marine Vacth gibi Fransa sinemasındaki önemli isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı ADN filmini, en son Vincent Cassel’li Mon roi filmini çeken Maïwenn yönetiyor. Sinema sektöründe oyuncu olarak da birçok filmde rol alan, Luc Besson‘un Leon ve The Fifth Element filmleriyle adını duyuran Maïwenn, aynı zamanda bu filmin oyuncu kadrosunda da yer alıyor.

ADN filmi, bir kadının kendisini çocukken toksik bir ev hayatından koruyan dedesinin ölmesiyle yaşanan olayları anlatıyor. Dedenin ölmesi, hem geniş aile üyeleri arasındaki gerilimleri, kızgınlık ve acıları ortaya çıkarıyor hem de derin bir kimlik krizini tetikliyor.

Annette – Leos Carax

2012 yılının en iyi filmlerinden biri olarak gösterilen ve kısa sürede kült mertebesine erişen Holy Motors’un yönetmeni Leos Carax‘ın, ilk İngilizce ve müzikal filmi Annette uzun zamandır sinemaseverler tarafından merakla bekleniyor. Yapım süreci boyunca Rooney Mara, Rihanna ve Michelle Willaims gibi isimlerin projeye dâhil olup ayrılmasıyla oyuncu kadrosunda birçok değişiklik yaşanan filmin başrollerinde Adam Driver ve Marion Cotillard yer alıyor.

Film, iki yaşındaki kızlarının oldukça özel bir yeteneğe sahip olduğunu fark eden bir çiftin hikâyesini anlatacak. Filmde Adam Driver genç bir stand-up komedyenini, Marion Cotillard ise bir opera şarkıcısını canlandırıyor. Film, Amerikan sanat-rock grubu Sparks’ın orijinal şarkılarını içeriyor. Genelde karşımıza çıkan Broadway tarzı müzikallerden çok daha farklı bir anlatım tarzına sahip olan filmde, oyuncular aynı replik içinde hem konuşuyor, hem de şarkı söylüyor.

Bergman Island – Mia Hansen-Løve

Goodbye First Love, Eden ve Things to Come gibi filmleriyle dikkatleri çeken ve günümüz önemli sinemacılarından Mia Hansen-Løve’ın yönettiği Bergman Island; Amerikalı film yapımcısı olan bir çiftin, bir sonraki filmlerinin senaryosunu yazmak için yaz aylarını Ingmar Bergman’ın esin kaynağı olan adada geçirmeye karar vermesiyle yaşanan olayları konu alıyor.

Efsanevi yönetmen Ingmar Bergman’ın dört film çektiği, yaşadığı, öldüğü ve mezarının da bulunduğu İsveç’in Fårö adasında çekilen film, Mia Wasikowska, Tim Roth, Anders Danielsen Lie ve ve Phantom Thread filmindeki performansıyla dikkat çeken Vicky Krieps‘ı oyuncu kadrosunda barındırıyor. Phantom Thread’den sonra The Girl in the Spider’s Web’de karşımıza çıkan Vicky Krieps’ın performansı merakla bekleniyor.

Comes Morning – Naomi Kawase

Daha önceki filmleriyle Cannes Film Festivali’ne konuk olan, Moe no suzaku, Mogari no mori ve Hikari filmleriyle Cannes’da ödül kazanan Naomi Kawase‘nin, Mizuki Tsujimura’nın romanından uyarlanan yeni filmi Comes Morning ile Cannes’da yer almasına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Film, evlat edindiği çocuğun gerçek annesiyle beklenmedik bir ilişki kuran bir kadını odak noktasına alıyor.

The French Dispatch – Wes Anderson

Usta yönetmen Wes Anderson’ın yeni filmi The French Dispatch, 20. yüzyılda Fransa’nın hayali bir şehrinde yaşayan Amerikalı gazetecilere yazılmış bir aşk mektubu olarak tanımlanıyor ve The French Dispatch isimli bir dergide yıllar boyunca yaşanan olayları beyazperdeye aktarıyor. Siyah-beyaz ve animasyon bölümlerin de var olduğunu film, izleyiciyi 1925-1975 yılları arasına davet ediyor.

Merakla beklediğimiz filmin oyuncu kadrosunda Benicio Del ToroTilda Swinton, Bill Murray, Frances McDormand, Saoirse Ronan, Léa Seydoux, Timothée Chalamet, Adrien Brody, Owen Wilson, Willem Dafoe, Mathieu Amalric, Jeffrey Wright, Christoph Waltz, Elisabeth Moss, Jason Schwartzman, Henry Winkler, Lois Smith, Cécile de France, Lyna Khoudr, Stephen Park, Liev Schreiber, Edward Norton, Guillaume Gallienne, Tony Revolori, Rupert Friend, Bob Balaban, Hippolyte Girardot ve Anjelica Huston gibi önemli isimler yer alıyor.

The Hill Where the Lionesses Roar – Luàna Bajrami

Geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali’nin Mayınlı Bölge bölümünde gösterilen L’heure de la sortie’de rol alan, kariyerindeki asıl çıkışı geçtiğimiz yılın en beğenilen yapımlarından Céline Sciamma imzalı Portrait of a Lady on Fire ile yapan 19 yaşındaki Luàna Bajrami, bu yıl The Hill Where the Lionesses Roar filmi ile yönetmenliğe adım atıyor.

Film, günlük hayatın monotonluğundan sıkılan üç genç kızın birtakım soygun işlerine karışmasını anlatıyor. Konusuyla Sofia Coppola imzalı 2013 yapımı The Bling Ring’i hatırlatan film, geçtiğimiz aralık ayında Les Arcs Film Festivali’nin Works in Progress etkiliğinde gösterilmiş ve burada çok konuşulmuştu. Bundan dolayı filmin Cannes’da dünya prömiyerini yapması, yüksek bir ihtimal olarak varlık gösteriliyor.

Home – Franka Potente

Lola rennt, The Bourne Identity, The Bourne Supremacy gibi birbirinden başarılı filmlerde rol alan, oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Franka Potente, senaryosunu da yazdığı Home ile ilk uzun metrajına imza atıyor. Jake McLaughlin, Kathy Bates, Derek Richardson, James Jordan gibi isimleri bir araya getiren film, hapisten yeni çıkan bir suçlunun evine dönmesi ve geçmişinde yaptığı şeylerle yüzleşmesini konu alıyor. İlk bakışta sıradan bir konuya sahip olan filmde Franka Potente’nin nasıl bir yönetmenlik ortaya koyacağı merak konusu.

Last Night in Soho – Edgar Wright

Cornetto Üçlemesi, Scott Pilgrim vs. the World, Baby Driver filmleriyle hafızalara kazınan Edgar Wright, yeni filmi Last Night in Soho ile korku sinemasının derinliklerine iniyor. Senaryosunu Edgar Wright ile birlikte Penny Dreadful’un senaristlerinden Krysty Wilson-Cairns‘in kaleme aldığı filmin başrollerinde Anya Taylor-Joy, Matt Smith ve Thomasin McKenzie yer alıyor. Bu oyunculara Diana Rigg, Terence Stamp, Rita Tushingham, Michael Ajao ve Synnøve Karlsen gibi isimler eşlik ediyor.

Edgar Wright’ın tarz olarak 1973 yapımı Don’t Look Now ve Roman Polanski imzalı Repulsion filmlerinin ruhunu yansıtacağını açıkladığı Last Night in Soho, 60’lı yıllarda Londra’da ve günümüzde geçen, birbiriyle bağlantılı iki hikâye anlatıyor. Filmde Anya Taylor-Joy, 60’lı yılların Londra’sında sanatta, müzikte ve moda sektöründe varlık gösteren Sandy karakterini canlandırırken; Thomasin McKenzie ise günümüzde yaşayan ancak 60’lı yıllara büyük ilgi duyan Eloise karakterine hayat veriyor. Elosie, Sandy ile kurduğu tuhaf bağlantı sayesinde, takıntı hâline getirdiği o dönemi deneyimleme şansı yakalıyor.

Mandibules – Quentin Dupieux

En son Deri Ceket – Le daim filmini çeken ve bu filmle olumlu yorumlar alan Quentin Dupieux, Cannes Film Festivali’ne hiç yabancı bir isim değil. Le daim’i de Cannes’da gösteren yönetmen, Mandibules ismindeki yeni filminde Adèle Exarchopoulos, Dave Chapman, Coralie Russier, Grégoire Ludig gibi isimleri bir araya getiriyor. Quentin Dupieux’un aynı zamanda senaryosunu yazdığı film, iki basit fikirli arkadaşın, bir arabanın bagajında dev bir sinek keşfetmesini ve onunla para kazanmak için yaptıklarını konu ediniyor.

Memoria – Apichatpong Weerasethakul

2010 yapımı Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor – Loong Boonmee raleuk chatfilmiyle Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan Taylandlı yönetmen Apichatpong Weerasethakul‘dan yeni bir film geliyor: Memoria! Apichatpong Weerasethakul, yeni filmi Memoria’da daha önceki filmlerinde birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Sayombhu Mukdeeprom ile yeniden bir araya geliyor.

Filmin başrolünde Apichatpong Weerasethakul ile daha önce 2012 yılında Tayland’ta düzenlenen Rocks Yao Noi Film Festivali’nde küratörlük yapan usta oyuncu Tilda Swinton yer alıyor. Filmde Swinton, Kolombiya’nın başkenti Bogota’da hasta kardeşini ziyaret eden bir orkide çiftçisini canlandırıyor. Swinton’ın hayat verdiği bu karakter, Bogoto’da kaldığı süre boyunca bir proje kapsamında orada bulunan Fransız arkeolog (Jeanne Balibar) ve genç bir müzisyenle (Elkin Diaz) arkadaşlık kuruyor. Her gece uykusunu bölen yüksek sesli patlamalardan rahatsız olan ana karakterimiz, diğer bir yandan uykusuzlukla baş etmek zorunda kalıyor.

Miss Marx – Susanna Nicchiarelli

Cosmonauta ve Velvet Underground’un solisti Nico’nun hayatına ışık tutan, Venedik Film Festivali’nde prömiyerini yapan 2017 yapımı Nico, 1988 ile olumlu yorumlar alan Susanna Nicchiarelli, üç yıl aradan sonra Miss Marx filmi ile sinemaya geri dönüyor ve yeni filminde bir kez daha biyografi türünde bir iş ortaya koyuyor.

Miss Marx, Karl Marx’ın yazar ve politik eylemci olan en küçük kızı Eleanor Marx’ı odak noktasına alıyor ve filmde Eleanor Marx’a Atonement, I Capture the Castle, The Last Days on Mars filmleriyle tanınan Romola Garai hayat veriyor.Filmde Romola Garai’ye Patrick Kennedy, Felicity Montagu, Karina Fernandez gibi isimler eşlik ediyor. Nico, 1988 ile alışılmışın dışında bir biyografi filmi çeken Susanna Nicchiarelli’nin Miss Marx filmi, bu senenin en heyecanla beklenen yapımları arasında kendisine yer buluyor.

Mona Lisa and the Blood Moon – Ana Lily Amirpour

İran’da yalnız bir vampirle yolları kesişen genç bir kadının hikâyesini anlattığı A Girl Walks Home Alone at Night ile adından söz ettiren, 2016 yılında The Bad Batch ile ikinci uzun metrajlısına imza atan, sonrasında egion ve Castle Rock gibi dizilerin yönetmen koltuğunda oturduğu Ana Lily Amirpour, bu yıl yeni filmi Mona Lisa and the Blood Moon ile izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Kate Hudson, Craig Robinson, Craig Robinson ve 2018’in en iyi filmlerinden Burning’de rol alarak sinema dünyasına adım atan Jong-seo Jun yer alıyor. Film, akıl hastanesinden kaçtıktan sonra New Orleans’ta modern dünyanın kaotik yaşamana adapte olmaya çalışan, özel güçlere sahip bir kadının hikâyesini anlatıyor. 80’li ve 90’lı yılların fantastik aksiyon filmlerinden ilham alan Blood Moon’un tuhaf, şiddet dolu sahneleri heavy metal’den İtalyan tekno müziğine uzanan tuhaf bir soundtrack eşliğinde sunacağı söyleniyor.

My Donkey, My Lover, and I – Caroline Vignal

2000 yapımı Les autres filles ile tanınan Caroline Vignal‘in yönettiği, Laure Calamy ve Benjamin Lavernhe‘nin başrollerini paylaştığı My Donkey, My Lover, and I, herkesten gizlediği sevgilisi Vladimir ile geçireceği yaz tatilini dört gözle bekleyen ve öğretmen olarak yaşamını sürdüren Antoinette’i odak noktasına alıyor. Antoinette, Vladimir’in tatile gelemeyeceğini öğrenir çünkü Vladimir’in eşi Cévennes National Park’ta bir doğa yürüyüşü organizasyonu ayarlamıştır. Antoinette ise onları takip etmeye karar verir ve bu yolculuğu sırasına inatçı bir eşekle sıra dışı bir ilişki kurar.

Peninsula – Yeon Sang-Ho

Kızını doğum gününde eski eşine götürmek üzere trene binen bir baba ile kızının yaşanan salgın sırasında bir grup yolcu ve zombiler ile birlikte aynı trende sıkışmasını konu alan Train To Busan, gerek hızlı ve çevik zombi tasviriyle gerek gerilimi tren gibi tek mekâna sıkıştıran ve aksiyonu bunun üzerinden sağlayan yapısıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Gişede de iyi bir başarı yakalayan Train to Busan’ın devam filmi için geçtiğimiz yıl hazırlıklara başlanmıştı.

Peninsula ismindeki bu devam filminin yönetmenliğini ilk filmde olduğu gibi Yeon Sang-Ho üstleniyor. Başrollerinde Dong-won Gang ve Jung-hyun Lee‘nin yer aldığı film, zombilerle dolu bir dünyada sıkışıp kalan bir grup insanın yaşamına odaklanıyor. Yıkıcı virüsün Güney Kore’yi vurmasının ardından dört yıl geçmiştir ve Kore yarımadasında sağ kalanlar, hayatta kalmak için mücadele etmeye çalışmaktadır.

Summerland – Jessica Swale

Kariyerini kısa filmlerle şekillendiren, İngiltere tiyatrosunun en önemli ödüllerinin verildiği Laurence Olivier Ödülleri’nde ödül kazanan Jessica Swale, Gemma Arterton, Gugu Mbatha-Raw ve Penelope Wilton‘ın başrollerini paylaştığı Summerland filmiyle ilk uzun metrajına imza atıyor. İzleyiciyi II. Dünya Savaşı yıllarına davet eden film; Alice isimli bir kadının, başlangıçta ondan kurtulmaya karar verdikten sonra kalbini tahliye edilen bir kişiye açmasıyla yaşadığı olaylar mercek altına alınıyor.

Soul – Pete Docter ve Kemp Powers

Seslendirme kadrosunda Tina Fey, Jamie Foxx, John Ratzenberger, Daveed Diggs gibi isimlerin yer aldığı Pixar’ın yeni animasyon filmi Soulizleyiciyi New York’tan kozmik alemlere uzanan bir yolculuğa davet ediyor. Seni sen yapan şey nedir sorusundan yola çıkan, yaşamın en çok merak edilen sorularının yanıtlarının keşfedilmesini izleyeceğimiz film, New York’un ünlü caz kulübü The Blue Note’ta çalma hayalleri kuran müzik öğretmeni Joe Gardner’ın, kanalizasyon deliğine düştükten sonra başka bir aleme geçiş yapmasıyla yaşanan olayları konu alıyor.

Joe Gardner’ın sıradışı yolculuğunu izleyeceğimiz filmi Inside Out, Monsters, Inc. gibi yapımlara imza atan Oscar ödüllü Pete Docter ve Star Trek: Discovery dizisinin senaristlerinden Kemp Powers yönetiyor. Filmin müziklerini The Social Network için bestelediği müziklerle Oscar kazanan, Nine Inch Nails grubunun üyelerinden Trent Reznor ve Atticus Ross ikilisi besteliyor.

Soeurs – Yamina Benguigui

Sinema dünyasında 2001 yılında Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan Inch’Allah dimanche filmiyle tanınan Yamina Benguigui, film çekmediği dönemlerde belgesellerle kariyerini devam ettirmişti. Yönetmen, uzun bir aradan sonra yeni filmi Soeurs ile beyazperdeye geri dönüyor. Yamina Benguigui’nin, Un prophète’nin senarsitlerinden Abdel Raouf Dafri ile birlikte senaryosunu kaleme aldığı filmin başrollerinde Isabelle Adjani, Maïwenn ve Hafsia Herzi yer alıyor. Yamina Benguigui’nin nasıl bir filmle sinema dünyasına geri döneceği merak konusu.

Summer of ‘85 – François Ozon

Sous le Sable, Jeune & Jolie, L’amant Double, 8 Femmes, Swimming Pool, Dans la maison, Frantz gibi filmlerle tanınan, en son Grâce à Dieu filmini çeken Fransa sinemasının en önemli isimlerinden François Ozon, neredeyse çoğu filminin prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan bir yönetmen. Ozon’un yeni filmi Eté 85 – Summer of ‘85‘ın da dünya prömiyerinin 73. Cannes Film Festivali’nde yapılması bekleniyor.

Valeria Bruni Tedeschi, Melvil Poupaud, Isabelle Nanty gibi isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı Summer of ‘85, Normandiya kıyılarında alabora olan ve 18 yaşında bir genç tarafından kurtarılan 16 yaşındaki bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Hemencecik arkadaş olan bu iki erkek çocuğun yaşadıklarını izleyeceğimiz film, özellikle Ozon’un takipçileri tarafından merakla bekleniyor.

Tenet – Christopher Nolan

Memento, The Dark Knight, Inception, Interstellar gibi filmleri sinema dünyasına kazandıran Christopher Nolan’ın John David Washington ve Robert Pattinson’lı yeni filmi Tenet, bu senenin en merakla beklenen filmlerinden biri.

Nolan’ın bugüne kadar çektiği en büyük bütçeli filmlerden biri olan Tenet’in, ortaya çıktığı ilk dönemde uluslararası bir casusluk hikâyesine odaklanan epik bir aksiyon filmi olacağı söyleniyordu. Yayınlanan ilk fragman bu açıklamanın kısmen doğru olduğunu gösterirken; filmde fizik kurallarının anlamını yitirdiği aksiyon sahneleri ve zaman akışında yaşanan kırılmalar da hikâyenin önemli bir parçası olacak gibi gözüküyor.

Filmin oyuncu kadrosunda John David Washington ve Robert Pattinson’a Elizabeth Debicki, Aaron Taylor-Johnson, Kenneth Branagh, Michael Caine Clémence Poésy, Dimple Kapadia gibi isimler eşlik ediyor.

Time – Garrett Bradley

Dünya prömiyerini yaptığı 2020 Sundance Film Festivali’nin ABD-Belgesel bölümünde Yönetmen Ödülü’nü kazanan Garrett Bradley imzalı Time, Amerika’daki adalet sisteminin yetersizliğini gözler önüne seriyor. Belgesel, 60 yıl hapis cezasına çarptırılan eşi Rob’un serbest bırakılması için savaşan girişimci ve yazar Fox Rich’i odak noktasına alıyor. Fox Rich’in, Rob için kaydettiği video günlüklerine yer veren belgeselin Cannes’da Ana Yarışma’da yer alıp yer almayacağını ilerleyen dönemlerde göreceğiz.

Top Gun: Maverick – Joseph Kosinski

Bilindiği üzere sinema tarihinin kült filmlerinden Top Gun’ın devam filmi geliyor: Top Gun: Maverick! İlk kez 2010 yılında çekilmesi gündeme gelen, ancak 2012’de ilk filmin yönetmeni Tony Scott‘ın hayatını kaybetmesinin ardından rafa kaldırılan proje, 2017 yılında yeniden hayat buldu. Devam filminin yönetmenliğini Oblivion’da Tom Cruise ile çalışan Joseph Kosinski üstleniyor.

Tom Cruise‘un Maverick rolüyle geri döneceği Top Gun: Maverick, Top Gun eğitim pilotu olmuş Pete ‘Maverick’ Mitchell’la Goose’un oğlu Wrigley arasındaki ilişkiyi konu alıyor. Goose’un oğlu Wrigley’e Miles Teller‘ın hayat verdiği filmde, ikiliye donanma üssü yakınlarında bar işleten bekar bir anneyi canlandıran Jennifer Connelly eşlik ederken; Iceman karakteriyle ilk filmde de yer alan Val Kilmer, devam filminde de karşımıza çıkıyor.

Tre Piani – Nanni Moretti

Dear Diary filmi ile 1994’te Cannes Film Festivali’nden En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan, 2001 yılında yönettiği The Son’s Room filmiyle de Altın Palmiye kazanan yönetmen Nanni Moretti, en son Mia Madre filmini çekmişti. Yönetmenin yeni filmi Tre Piani ise Cannes’da prömiyerini yapması beklenen filmler arasında yer alıyor. Daha önce birçok kez Cannes’da filmlerini gösteren Moretti, yeni filminde aile ilişkilerine odaklanıyor.

Eshkol Nevo’nun romanından uyarlanan film, aynı apartmanın farklı dairelerinde yaşayan üç ailenin hikâyesine ve bu ailelerin yaşadığı krizlere odaklanıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Riccardo Scamarcio, Alba Rohrwacher, Stefano Dionisi, Margherita Buy, Nanni Moretti yer alıyor.

Adam Leon’un Yeni Filmi

İlk uzun mmetrajı Gimme the Loot’u Cannes’da gösteren, sonrasında 2016’da Netflix’te yayınlanan Tramps filmini çeken Adam Leon‘un, henüz ismi beli olmayan yeni filmi de Cannes programında yer alabilir. Konusuyla ilgili detayların gizli tutulduğu, Leon’un yeni filminin başrollerinde The Crown’da Prenses Margaret rolüyle çok konuşulan, sonrasında Mission: Impossible – Fallout ve Fast & Furious Presents: Hobbs & Shaw filmlerinde karşımıza çıkan Vanessa Kirby ve David Ajala yer alıyor.

Where Is Anne Frank – Ari Folman

Bashir’le Vals – Waltz With Bashir’le tüm dünyada hatırı sayılır bir başarı elde eden İsrailli yönetmen Ari Folman, yeni filmi Where Is Anne Frank’te, savaş sonrasında yayınlanan günlüğüyle Yahudi Soykırımı’nın en acı sembollerinden birine dönüşen Frank’in birinci ağızdan anlatılan hikâyesine farklı bir yorum getiriyor. Animasyon formundaki filmin seslendirme kadrosunda Sebastian Croft ve Emily Carey gibi isimler yer alıyor.

The Woman in the Window – Joe Wright

Joe Wright‘ın yönettiği, Amy Adams, Julianne Moore, Gary Oldman, Anthony Mackie, Brian Tyree Henry, Wyatt Russell gibi isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı The Woman in the Window, bu senenin en iddialı yapım arasında yer alıyor. A.J. Finn‘in romanından sinemaya uyarlanan film, New York’taki evinde yalnız yaşayan agorafobik (alan korkusu) Anna Fox’un, yeni komşularını gizlice gözetlemeye başlamasıyla yaşadığı sıra dışı olayları konu alıyor.

The Post, Lady Bird, Christine filmlerinde rol alan, aynı zamanda Killer Joe ve Tony Ödülü kazandığı August: Osage County gibi tiyatro oyunlarını da kaleme alan Tracy Letts‘in senaryonu yazdığı filmin mayıs ayında vizyona girmesi bekleniyordu ancak salgının yarattığı belirsizlik filmin vizyon tarihinin süresiz olarak ertelenmesine vesile oldu. Bundan dolayı filmin dünya prömiyerini Cannes’da yapma olasılığının var olduğunu sözlerimize ekleyelim.

Kaynak: IndieWire

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information