Sinemada kadın temsili sorunu ekranda şekillenen bir sorun olarak görülmemelidir. Çünkü sorunun temeli toplumun en küçük birimi olan ailede atılır ve geliştirilir. John Berger, Görme Biçimleri adlı eserinde kız ve erkek çocuğun yetiştirilme, dış dünyayı algılama biçimleri üzerindeki farklılıklara değinirken, erkek çocuğun etrafını gözlemlemesi teşvik edilirken, kız çocuğun kendi hareketlerine odaklanmasının öğütlendiğinden bahseder. Bu durum kız çocuğun küçük yaşlardan beri kendini bakılan/gözetlenen olarak konumlandırmasına, erkek çocuğun ise bakan/gözetleyen olarak konumlandırmasına sebep olur. Kadın ve erkek rolleri etken ve edilgen olmak üzere küçük yaşlardan belirlenmeye başlanır. Özellikle filmler yoluyla kadının bakılan/kullanılan/evlenilen/terk edilen/aşağılanan/yüceltilen olarak egemen erkek tarafından şekillendirilen bir nesne olduğu vurgulanır. Kadınlar bu yaygın görüşü, izledikleri her filmde daha çok kabullenir hâle gelir. Kendi bedenine dahi eril bakışla bakmaya başlar. Tam olarak bu noktada Mehdi Ben Attia imzalı Erkeklere Bakmak, eril kodlar taşıyan ana akım sinemanın bütün kurgularını alt üst ediyor ve kadını bakan, erkeği ise bakılan ve vücudundan haz alınan bir noktaya taşıyor. Jane Campion’ın Piano adlı feminist söylemler içeren filminde dahi bakan ve bakılan ayrımı yer yer iç içe geçebilen bir kurguya sahip olması bakımından göze çarpar. Bir noktada kadının yine “bakılan” ve “cinsel meta” olmaktan uzaklaşamadığı Piano’nun attığı adımı Erkeklere Bakmak, tam anlamıyla tamamlıyor. Elbette filmde Amel, erkekler tarafından arzulanan ve dikizlenen bir karakter ancak bir fotoğrafçı kimliğiyle erkekleri yalnızca birer model olarak ele alıp herhangi bir cinsel yaklaşımda bulunmadan sanatını gerçekliğin fiziksel dünyasında birer metaya dönüştürmeyi başarıyor. Erkeklere Bakmak: Eril Bakışı Tersine Çevirmek Erkeklere Bakmak, açılışını Amel’in görsel olarak farklı varyasyonlar ile kendisini fotoğraflamasıyla yapıyor. Amel’le tanıştığımız ilk görsel karakteri belli kalıplara oturtarak tanımlamayı da beraberinde getiriyor ancak bu görselliğin farklı karelerde farklı kombinasyonlarla gerçekleşmesi filmin, izleyicisini beklenmedik biçimlerde şaşırtabileceğinin ilk habercisi. Nitekim, Amel’in hayatında aniden gelişen durumlar filmin her an her gelişime açık yapısını gözler önüne seriyor. Tanıştığı erkeklerle, erotizm hissiyatını ilk bakışta sunan fotoğraflar çeken Amel, toplumsal cinsiyet rollerinin belirgin çizgilerle ayrıldığı ve her gün yeniden onandığı bir habitatta tacize uğramadan, tehdit edilmeden, yaftalanmadan kendi varoluşunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Yola çıkış noktası, amaçları, karakter motivasyonları nispeten yerli yerinde görünen filmin teknik anlamda zayıflıkları da mevcut. İzleyiciyi duygulandırabilecek sahnelerde etkiyi güçlendirmek adına eklenen müzik ve kamera hareketleri gibi nosyonlar ne yazık ki sahnenin salt senaryo aracılığıyla ortaya konabilen duygusunu dahi alıp götürüyor. Evin mutfağında geçen diyaloglar esnasında adeta dizi estetiğine kaçan mizansenler görmek mümkün. Amel, yaşadığı travmatik kayıptan sonra kendini bulmaya başladığı fotoğraf çalışmalarının ardından hayatına bir erkeği dahil etmeyi ilk kez düşündüğünde alıştığı özgürlüğünün ve bu özgürlüğün getirdiği kendilik durumunun uzağında kaldığını fark eder. Amel kendisi olmayı gerçekleştirebilen bir karakter olarak arabasıyla yola koyulmaya devam eder. Toparlamak gerekirse yönetmenin 3. uzun metraj çalışması olan Erkeklere Bakmak, çok belirgin bir söylemi olan ve bu belirgin söylemi geliştiren karakterlere sahip, ataerkil kodları tersine çevirerek kadına bakma cesareti veren ancak tüm doyurucu yanlarına rağmen teknik anlamda bazı aksaklıklar yaşayan bir film olarak değerlendirilebilir.  

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

yönetmenin 3. uzun metraj çalışması olan Erkeklere Bakmak, çok belirgin bir söylemi olan ve bu belirgin söylemi geliştiren karakterlere sahip, ataerkil kodları tersine çevirerek kadına bakma cesareti veren ancak tüm doyurucu yanlarına rağmen teknik anlamda bazı aksaklıklar yaşayan bir film olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: 1.9 ( 1 votes)
60

Sinemada kadın temsili sorunu ekranda şekillenen bir sorun olarak görülmemelidir. Çünkü sorunun temeli toplumun en küçük birimi olan ailede atılır ve geliştirilir. John Berger, Görme Biçimleri adlı eserinde kız ve erkek çocuğun yetiştirilme, dış dünyayı algılama biçimleri üzerindeki farklılıklara değinirken, erkek çocuğun etrafını gözlemlemesi teşvik edilirken, kız çocuğun kendi hareketlerine odaklanmasının öğütlendiğinden bahseder. Bu durum kız çocuğun küçük yaşlardan beri kendini bakılan/gözetlenen olarak konumlandırmasına, erkek çocuğun ise bakan/gözetleyen olarak konumlandırmasına sebep olur. Kadın ve erkek rolleri etken ve edilgen olmak üzere küçük yaşlardan belirlenmeye başlanır. Özellikle filmler yoluyla kadının bakılan/kullanılan/evlenilen/terk edilen/aşağılanan/yüceltilen olarak egemen erkek tarafından şekillendirilen bir nesne olduğu vurgulanır. Kadınlar bu yaygın görüşü, izledikleri her filmde daha çok kabullenir hâle gelir. Kendi bedenine dahi eril bakışla bakmaya başlar. Tam olarak bu noktada Mehdi Ben Attia imzalı Erkeklere Bakmak, eril kodlar taşıyan ana akım sinemanın bütün kurgularını alt üst ediyor ve kadını bakan, erkeği ise bakılan ve vücudundan haz alınan bir noktaya taşıyor. Jane Campion’ın Piano adlı feminist söylemler içeren filminde dahi bakan ve bakılan ayrımı yer yer iç içe geçebilen bir kurguya sahip olması bakımından göze çarpar. Bir noktada kadının yine “bakılan” ve “cinsel meta” olmaktan uzaklaşamadığı Piano’nun attığı adımı Erkeklere Bakmak, tam anlamıyla tamamlıyor. Elbette filmde Amel, erkekler tarafından arzulanan ve dikizlenen bir karakter ancak bir fotoğrafçı kimliğiyle erkekleri yalnızca birer model olarak ele alıp herhangi bir cinsel yaklaşımda bulunmadan sanatını gerçekliğin fiziksel dünyasında birer metaya dönüştürmeyi başarıyor.

Erkeklere Bakmak: Eril Bakışı Tersine Çevirmek

Erkeklere Bakmak, açılışını Amel’in görsel olarak farklı varyasyonlar ile kendisini fotoğraflamasıyla yapıyor. Amel’le tanıştığımız ilk görsel karakteri belli kalıplara oturtarak tanımlamayı da beraberinde getiriyor ancak bu görselliğin farklı karelerde farklı kombinasyonlarla gerçekleşmesi filmin, izleyicisini beklenmedik biçimlerde şaşırtabileceğinin ilk habercisi. Nitekim, Amel’in hayatında aniden gelişen durumlar filmin her an her gelişime açık yapısını gözler önüne seriyor. Tanıştığı erkeklerle, erotizm hissiyatını ilk bakışta sunan fotoğraflar çeken Amel, toplumsal cinsiyet rollerinin belirgin çizgilerle ayrıldığı ve her gün yeniden onandığı bir habitatta tacize uğramadan, tehdit edilmeden, yaftalanmadan kendi varoluşunu gerçekleştirmeye çalışıyor.

Yola çıkış noktası, amaçları, karakter motivasyonları nispeten yerli yerinde görünen filmin teknik anlamda zayıflıkları da mevcut. İzleyiciyi duygulandırabilecek sahnelerde etkiyi güçlendirmek adına eklenen müzik ve kamera hareketleri gibi nosyonlar ne yazık ki sahnenin salt senaryo aracılığıyla ortaya konabilen duygusunu dahi alıp götürüyor. Evin mutfağında geçen diyaloglar esnasında adeta dizi estetiğine kaçan mizansenler görmek mümkün. Amel, yaşadığı travmatik kayıptan sonra kendini bulmaya başladığı fotoğraf çalışmalarının ardından hayatına bir erkeği dahil etmeyi ilk kez düşündüğünde alıştığı özgürlüğünün ve bu özgürlüğün getirdiği kendilik durumunun uzağında kaldığını fark eder. Amel kendisi olmayı gerçekleştirebilen bir karakter olarak arabasıyla yola koyulmaya devam eder.

Toparlamak gerekirse yönetmenin 3. uzun metraj çalışması olan Erkeklere Bakmak, çok belirgin bir söylemi olan ve bu belirgin söylemi geliştiren karakterlere sahip, ataerkil kodları tersine çevirerek kadına bakma cesareti veren ancak tüm doyurucu yanlarına rağmen teknik anlamda bazı aksaklıklar yaşayan bir film olarak değerlendirilebilir.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi