Eğer siz de internetin görece kısıtlı olduğu dönemlerde – yahut öncesinde – sinemayı bir “sinefil” olarak keşfetmeye başladıysanız, sizin de başınıza gelmiştir. Sürekli bahsedilen, övülen, görülmek istenen filmler ve onlara ulaşmanın imkânsızlığı yani. Streamden yıllar evvel, orijinal DVD’ler çağının daha henüz başında, DivX’i yeni keşfettiğim yıllarda zar zor adını duyduğum, sağdan soldan okuduğum yönetmenlerin filmlerini bulup izlemeye çalışırdım. Filmleri aramak neredeyse o filmlerle kavuşmak kadar eğlenceli ve heyecan vericiydi. Bu “arayışlardan” en inanılmazı ise Eric von Stroheim’ın Greed – Hırs (1924) filmi olsa gerek. Filmin adını yerli ve yabancı birçok eleştirmen, sinema tarihçisi ve akademisyenden duyduktan ve hikâyesini, başına gelenleri öğrendikten sonra, filmi izlemek benim için bir takıntıya dönüşmüştü. Fakat öte yandan da filmi ulaşabileceğim hâliyle izleyip izlememek konusunda çekincelerim vardı. Filmin başına gelenler de oldukça “hüzünlüydü” çünkü. Ama önce biraz yönetmeni tanıyalım.

Tam altmış bir yıl evvel hayatını kaybettiğinde Eric von Stroheim 71 yaşındaydı. Arkasında yönettiği on kadar film bırakmış, yetmişten fazla filmde de rol almıştı. Fakat, bir soyluluk sembolü olan “von” kelimesini adında barındıran bu Orta Avrupalı adam kimdi ve sinema tarihi için – yahut Amerikan sineması için – ne gibi bir öneme sahipti? 1885 yılında Viyana’da doğan von Stroheim aslında soylu filan değildi, orta sınıf bir Musevi ailesinin çocuğuydu. 24 yaşında ABD’ye ayak bastığında, kendisini soylu olarak tanıtmıştı. Sinemanın öncülerinden David Wark Griffith’in filmlerinde ufak roller alarak ayak bastığı camiada giderek yükseldi ve kısa filmler yönetmeye başladı. I. Dünya Savaşı’nın ertesinde artık kendi uzun metraj filmlerini de hayata geçirmeye başladı. Özellikle günümüze kadar gelen 1922 yapımı “Foolish Wives” von Stroheim’ı meşhur eden filmlerden biriydi. Universal Studios film için öyle çok para harcamıştı ki, “ilk milyon dolarlık film” diye reklamını da yaptılar. Kendini zengin ve soylu gibi tanıtan bir adamın zengin kadınların gönlünü çelerek onları dolandırmasını anlatan bu hikâyenin altı ila on saat arasında olmasını ve iki bölümden oluşmasını isteyen Eric von Stroheim’a stüdyo ilk darbeyi vurmuştu. Von Stroheim yenilikçi ve yaratıcı yaklaşımını kaybetmeyecekti.

Hırs: Budanmış Bir Başyapıt

Bir sonraki projesi olan Greed – Hırs ile izleyen herkesi alt üst edecek, sinemayı tabiri caizse yeniden tanımlayacaktı. Arkadaşının sevgilisi ile evlenen diş hekimi McTeague ve loto zengini karısı Trina’nın kendi hırslarının kurbanı olmalarını anlatan bu insanlık dramının orijinal süresi de yaklaşık sekiz saat idi. Farklı kamera açıları, lens bileşenleri ile insan psikolojisini görselleştirmeye çalışan von Stroheim, Orson Welles’in Yurttaş Kane’inden önce derin odağı ve alan derinliğini bu filmde kullanıyordu. Sovyet montaj teorisinden de etkilendiği anlaşılan von Stroheim, Greed – Hırs filmi ile unutulmaz bir başyapıta imza atmıştı görünüşe göre. Ancak, Hollywood’un vahşi kuralları çoktan sinema sanatının kalbinde yeşermişti bile. Sekiz saatlik bu filmi, yapımcılar iki saatten kısa bir süreye indiriverdiler.

Von Stroheim, bu filmin, tüm diğer yapıtları arasında en iyisi, gerçekten tamamlanmış ve bütün olan tek filmi olduğunu söylüyordu. Paris Sinematek’inin efsanevi ismi Henri Langlois 1950 yılında von Stroheim’a filmin stüdyo versiyonunu izlettiğinde, von Stroheim bunun mezardan çıkarılmış bir cesede benzediğini söylemişti. Filmin orijinal hâlini yeniden yaratma çabaları 1958’den şu anda elimizde bulunan ve orijinaline en yakın versiyonu olduğunu tahmin ettiğimiz kopyanın yayınlandığı 1999’a kadar sürdü. Bu kopya 239 dakika, yani orijinalinin neredeyse yarısı kadar ancak.

Eric von Stroheim, pek çok filmde rol aldığı gibi, bir auteur olarak ondan beslenen, ondan etkilenen yönetmenlerin ricalarını kıramayarak farklı karakterleri de canlandırır. Örneğin, Jean Renoir’ın La Grande Illusion – Harp Esirleri (1937) filminde rol alır. I. Dünya Savaşı’nda geçen bu filmde Alman aristokrat ve subay von Rauffenstein’ı canlandırır. Fakat “aristokrat” Almancasını konuşturamaz! 1950 yılında ise, ibretlik bir rol ile karşımızdadır. Bu sefer Billy Wilder’ın başyapıtı Sunset Bulvarı filminde Norma Desmond’a aşık, sessiz filmlerin unutulmaz yönetmeni Max von Mayerling’dir karşımızda. Stüdyo sistemi karşısında ezilmiş, sesli sinemanın gelişiyle kariyeri tepetaklak olmuş Desmond’un peşinden sürüklenen bir “Bekir’dir” von Mayerling. Aynı sebeplerden olmasa da von Stroheim da, stüdyoya ve yükselmekte olan Hollywood kültürüne karşı yönetmen koltuğunu kaybetmiştir. Yine de, unutulmaz karakterleri ve Foolish Wives ile Greed gibi elimizdeki hâlleri bile başyapıt olan filmleri ile von Stroheim dünya sinemasına tartışmasız bir karakter oyuncu ve auteur yönetmen olarak imzasını atmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi