New York şehrinin kalabalığı içinde, kameranın bazı kadınları takip ettiği bir sekansla açılıyor En Güzel Ada. Kamera son olarak filmin senarist ve yönetmeni de olan Ana Asensio’nun canlandırdığı Luciana’yı buluyor ve böylelikle ana karakterle tanışmış oluyoruz. Sonrasında öğrendiğimize göre Luciana, ülkesinde yaşadığı bir trajediden dolayı Amerika’ya kaçmış (neden başka bir ülkeye kaçtığına dair bir fikrimiz yok) ama burada kendine bir hayat kuramamış, günlük işlerden kazandıklarıyla ite kaka yaşamaya çalışan genç bir kadın. Luciana bir gün, zaman zaman birlikte çalıştığı, kendisi gibi göçmen olan arkadaşından bir teklif alıyor. Arkadaşı Olga, kendisi gidemeyeceği için, Luciana’dan onun yerine bir partiye gitmesini istiyor. Sadece kısa bir siyah elbise ve topuklu ayakkabılar giyerek orada olmasının yeterli olduğunu ve bunun karşılığında oldukça yüksek bir meblağ kazanacağını da ekliyor. Başta tereddüt etse de teklifi kabul ederek filmin drama çalan anlatısının dümenini gerilim sularına doğru kırıyor. Öncesinde ağırlıklı olarak kısa filmler ve televizyon dizilerinde rol almış olan Ana Asensio’nun ilk filmi olan En Güzel Ada, 90’ların erotik gerilimlerine yakın duran bir tür denemesi. Fakat kurmak istediği gerilimli atmosferi birden fazla sebepten ötürü yeterli seviyeye çıkartamıyor. Özellikle gülünç derecede yüzeysel yazılmış diyaloglar, filmin kendi içinde kurmaya çalıştığı gerçekliği neredeyse sıfırlıyor. Filmin göçmenlik sorunuyla ilgili alt metnine dair sarf edilen kimi cümleler tam anlamıyla kör göze parmak kıvamında. Filmin, karakteri Luciana için endişelenmesi adına seyirciye sundukları da ziyadesiyle basmakalıp. Geçmişe dair önemli detayların hiç üzerinde durmayan, tüm dramaturjisini sadece Amerika’da göçmen olma sorunu üzerinden var etmeye çalışan bir film bu. En Güzel Ada: Amerikan Kabusu Bir tür filminin, kaynağını göçmenlik gibi hayatın içinden bir sorundan alması, iyi bir gerilim ortaya koyabilecekken En Güzel Ada’da tam tersi etki yapıyor. Çünkü yönetmen ne göçmenliğe dair derinlikli fikirlere sahip gibi görünüyor ne de bu temayı yan karakter ve olaylarla destekleyebiliyor. Kendisinin de bir göçmen olarak Amerika’da çok büyük zorluklarla karşılaştığını söylüyor Ava Asensio verdiği röportajlarda. Bu sebeple ilk yönetmenlik denemesinde bu konuyu kendine dert edinip, anlatmak istemesi gayet doğal ve anlaşılabilir. Ama filmin başına yerleştirdiği “Gerçek Olaylardan Uyarlanmıştır” ibaresi etik anlamda oldukça tartışmalı. Çünkü olayların ne kadarının gerçeği yansıttığı sorulduğunda, kendinin de Luciana gibi yasa dışı ortamlarda bulunmak zorunda kaldığını ama filmin son bloğundaki görece olarak iyi çekilmiş “tuhaf” bahis partisi sekansını kurguladığını söylüyor. Zaten kısıtlı bir olay örgüsüne sahip bir gerilim filminin, tüm tansiyonu taşıyan bölümünün kurgu olduğu bir anlatının, gerçek olaylardan uyarlandığını söyleyerek seyirciyi manipüle etmek kafalarda soru işaretleri doğuruyor ister istemez. Bu kuşkuculuğu bir adım öteye götürürsek, yönetmenin hikâyesine yeterince güvenmediği için seyirciye böyle bir yem attığını ve kendisinin de aralarında olduğu sayısız göçmenin yaşadığı acıları, daha etkileyici bir film ortaya koymak için istismar ettiği dahi söyleyebilir. Ava Asensio, “Amerikan Rüyası” mefhumunun göçmenler için ne denli büyük bir kâbusa dönüşebileceğini anlatabilme amacıyla kurguladığı En Güzel Ada’da, saygıyı hak eden amacına ulaşabilmek için yeterli olgunluğa ulaşmış bir yönetmen izlenimi vermiyor. Karşımızdaki sadece vasat altı ve “ucuz” bir gerilim izlerken alınabilecek seyir keyfini aşamayan bir deneme.

Yazar Puanı

Puan - 35%

35%

Ava Asensio, “Amerikan Rüyası” mefhumunun göçmenler için ne denli büyük bir kâbusa dönüşebileceğini anlatabilme amacıyla kurguladığı En Güzel Ada’da, saygıyı hak eden amacına ulaşabilmek için yeterli olgunluğa ulaşmış bir yönetmen izlenimi vermiyor.

Kullanıcı Puanları: 3.4 ( 1 votes)
35

New York şehrinin kalabalığı içinde, kameranın bazı kadınları takip ettiği bir sekansla açılıyor En Güzel Ada. Kamera son olarak filmin senarist ve yönetmeni de olan Ana Asensio’nun canlandırdığı Luciana’yı buluyor ve böylelikle ana karakterle tanışmış oluyoruz. Sonrasında öğrendiğimize göre Luciana, ülkesinde yaşadığı bir trajediden dolayı Amerika’ya kaçmış (neden başka bir ülkeye kaçtığına dair bir fikrimiz yok) ama burada kendine bir hayat kuramamış, günlük işlerden kazandıklarıyla ite kaka yaşamaya çalışan genç bir kadın. Luciana bir gün, zaman zaman birlikte çalıştığı, kendisi gibi göçmen olan arkadaşından bir teklif alıyor. Arkadaşı Olga, kendisi gidemeyeceği için, Luciana’dan onun yerine bir partiye gitmesini istiyor. Sadece kısa bir siyah elbise ve topuklu ayakkabılar giyerek orada olmasının yeterli olduğunu ve bunun karşılığında oldukça yüksek bir meblağ kazanacağını da ekliyor. Başta tereddüt etse de teklifi kabul ederek filmin drama çalan anlatısının dümenini gerilim sularına doğru kırıyor.

Öncesinde ağırlıklı olarak kısa filmler ve televizyon dizilerinde rol almış olan Ana Asensio’nun ilk filmi olan En Güzel Ada, 90’ların erotik gerilimlerine yakın duran bir tür denemesi. Fakat kurmak istediği gerilimli atmosferi birden fazla sebepten ötürü yeterli seviyeye çıkartamıyor. Özellikle gülünç derecede yüzeysel yazılmış diyaloglar, filmin kendi içinde kurmaya çalıştığı gerçekliği neredeyse sıfırlıyor. Filmin göçmenlik sorunuyla ilgili alt metnine dair sarf edilen kimi cümleler tam anlamıyla kör göze parmak kıvamında. Filmin, karakteri Luciana için endişelenmesi adına seyirciye sundukları da ziyadesiyle basmakalıp. Geçmişe dair önemli detayların hiç üzerinde durmayan, tüm dramaturjisini sadece Amerika’da göçmen olma sorunu üzerinden var etmeye çalışan bir film bu.

En Güzel Ada: Amerikan Kabusu

Bir tür filminin, kaynağını göçmenlik gibi hayatın içinden bir sorundan alması, iyi bir gerilim ortaya koyabilecekken En Güzel Ada’da tam tersi etki yapıyor. Çünkü yönetmen ne göçmenliğe dair derinlikli fikirlere sahip gibi görünüyor ne de bu temayı yan karakter ve olaylarla destekleyebiliyor. Kendisinin de bir göçmen olarak Amerika’da çok büyük zorluklarla karşılaştığını söylüyor Ava Asensio verdiği röportajlarda. Bu sebeple ilk yönetmenlik denemesinde bu konuyu kendine dert edinip, anlatmak istemesi gayet doğal ve anlaşılabilir. Ama filmin başına yerleştirdiği “Gerçek Olaylardan Uyarlanmıştır” ibaresi etik anlamda oldukça tartışmalı. Çünkü olayların ne kadarının gerçeği yansıttığı sorulduğunda, kendinin de Luciana gibi yasa dışı ortamlarda bulunmak zorunda kaldığını ama filmin son bloğundaki görece olarak iyi çekilmiş “tuhaf” bahis partisi sekansını kurguladığını söylüyor. Zaten kısıtlı bir olay örgüsüne sahip bir gerilim filminin, tüm tansiyonu taşıyan bölümünün kurgu olduğu bir anlatının, gerçek olaylardan uyarlandığını söyleyerek seyirciyi manipüle etmek kafalarda soru işaretleri doğuruyor ister istemez. Bu kuşkuculuğu bir adım öteye götürürsek, yönetmenin hikâyesine yeterince güvenmediği için seyirciye böyle bir yem attığını ve kendisinin de aralarında olduğu sayısız göçmenin yaşadığı acıları, daha etkileyici bir film ortaya koymak için istismar ettiği dahi söyleyebilir.

Ava Asensio, “Amerikan Rüyası” mefhumunun göçmenler için ne denli büyük bir kâbusa dönüşebileceğini anlatabilme amacıyla kurguladığı En Güzel Ada’da, saygıyı hak eden amacına ulaşabilmek için yeterli olgunluğa ulaşmış bir yönetmen izlenimi vermiyor. Karşımızdaki sadece vasat altı ve “ucuz” bir gerilim izlerken alınabilecek seyir keyfini aşamayan bir deneme.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi