Advertisement

Netflix International’ın hazırladığı Rise of Empires: Ottoman dizisinin yapımcısı ve yönetmeni Emre Şahin’le projenin ortaya çıkış sürecini, ele aldığı döneme yaklaşımını, diğer tarihi dizilerle farkını ve diğer merak edilenleri konuştuk.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetme sürecini anlatan Rise of Empires: Ottoman, 24 Ocak’ta Netflix’te yayınlanacak. Yaşanan tarihi olayları kurguyla harmanlayan belgesel dizi altı bölümden oluşuyor ve orijinal dili İngilizce.

Söyleşi: Zeynep Pınar Uçar
Fotoğraflar: Övgü Avcıer

Zeynep Pınar Uçar: Projenin ortaya çıkış serüveniyle ilgili konuşarak başlamak istiyorum. Netflix’le yolunuz Osmanlı tarihi üzerinden nasıl kesişti? Bu çok uluslu projenin oluşma sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?

Emre Şahin: Aslında bu projenin geçmişi birkaç sene öncesine kadar gidiyor. Şirketimiz Karga Seven Pictures’ın bir kısmı Amerika’da olduğu için, daha önce de Amerika’da Netflix’le başka bir iş yapmıştık. Onlar da Türkiye’ye gelmeden önce araştırırken bize sürekli “Nasıl projeler olabilir?”, “Nasıl şeyler yapabiliriz?” diye soruyorlardı. Aramızdaki diyaloglar sırasında Osmanlı İmparatorluğu hakkında bir şey yapma fikri ortaya çıktı. Bir araştırma sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’nun aslında çok merak edilen ama hakkında çok şey bilinmeyen bir konu olduğunun ortaya çıktığını söylediler. Biz de onun üzerine bir proje geliştirmeye başladık. O proje geliştikçe, hikâyeyi anlatmaya nereden başlayalım diye bakarken, insanlara ilginç geleceğini düşünerek Osmanlı İmparatorluğu’nun kırılma noktalarına baktık. Bunlarda da benim tüm hayatım boyunca obsesif olduğum bir konu olan İstanbul üzerine yoğunlaştık. Hikâyeyi onun üzerine kurduk. Bu, yüzyıllarca devam eden bir imparatorluğun tarih olarak başlangıç noktası olmasa da dünya platformuna çıkışının anı. Biz de o anı seçtik ve oradan hikâyeyi geliştirmeye başladık. İstanbul’a bakınca Fatih Mehmet gibi çok ilginç bir karakter de ortaya çıkıyor. Biz de olayları o karakterin gözünden biraz anlatmak istedik. O karakterin ne kadar farklı, ne kadar dünya çapında bir lider olduğunu anlatmak için onun hayatına odaklanan sahneler, geçmişini de anlatan flashback‘ler ekledik. Sadece kurmaca bir dizi gibi mi yoksa sadece belgesel gibi mi yapsak diye de konuştuk ama sonuçta ikisinin karışımı bir şey yapmaya karar verdik. Onun da sebebi, sırf dizi gibi senaryolu bir şey yapsaydık bir sürü anlamda belki eksik kalabilecek olmasıydı. Bir de zaten bir bilgi eksikliğinin olduğunu da fark ettiğimiz için, o bilgilerin de bir şekilde hikâyenin bir parçası olduğunu ve bu hikâyenin gerçekten yaşanmış bir şey olduğunu dünyaya açıklamak istediğimiz için böyle bir tercihte bulunduk. Sırf belgesel yapsaydık o da seyirciyi belki biraz kısıtlar diye korktuk, onun için ikisinin iç içe geçtiği değişik bir proje yarattık.

“Yüzeysel değil daha derine inen, katmanlı bir proje yapmaya çalıştık.”

Zeynep Pınar Uçar: Bu bakış açısının projeyi Osmanlı tarihine odaklanan diğer yapımlardan ayrıştırdığını söyleyebilir miyiz? Özellikle de harem hayatından çok, savaşa ve Fatih’in bir padişah olarak yaşadığı iç yolculuğa odaklanılmasından dolayı…

Emre Şahin: Aynen. Biz hep daha hümanist, daha karakterler üzerinden giden bir hikâye anlatmak istedik. Baktığınızda Fatih hakkında da bilinen çok şey yok. Bilinen şeylere de detaylı baktığınızda aslında öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Onun için aslında çok uzun, neredeyse iki sene kadar süren bir araştırma süreci yaşadık. Çünkü önemli bir konu ve doğru anlaşılıp, doğru yansıtılmalı; ki dediğim gibi, benim senelerce bu konuyu çok araştırmış olmama rağmen, projeyle birlikte tamamen sıfır noktasından başladık. Türkiye’den, yurtdışından, bu konu hakkında gerçekten uzmanlaşmış hemen hemen herkesle konuştuk, konuşmadığımız isim gerçekten kalmadı. Bunların bazıları kameraya yansıdı, bazıları yansımadı ama bizim için önemli olan bu hikâyeyi sırf kuş bakışı olarak değil de, hikâyenin içine girerek, Fatih’i ve Konstantin’i anlayarak, şehrin içerisindeki o zamanki hayatı anlayarak anlatmak önemliydi. Sonuçta insanlar hayatlarına devam ederken bir sürü dram, bir sürü çılgın şey yaşandı. Onları da yakalamak istedik, karşı tarafta da yaşanan bin bir türlü zorluk var örneğin. Yani yüzeysel değil daha derine inen, katmanlı bir proje yapmaya çalıştık. Sonucunda da ortaya bu iş çıktı.

Zeynep Pınar Uçar: Belgesel dizi olma konusuna biraz daha değinmek istiyorum. Çünkü dizi sadece Osmanlı tarihini değil aynı zamanda dünya tarihini de değiştiren bir olayı ve çok önemli bir dönemi konu alıyor. Kurguyu da işin içine kattığınız bu çerçeveden olayları sunarken nelere dikkat ettiniz?

Emre Şahin: Aslında bizim projemiz iki ayaklı. Çünkü bir belgesel ayağı var, bir de dizi tarafı var. Yaptığımız dizide göreceğiniz her şeyin uzun bir araştırma sonucunda çıktığını söyleyebilirim. Dizi tarafı da bazı gerçeklere dayandırılarak yapıldı. Belki bazı karakterler kompozit özellikte ama o karakterler sayesinde şehrin içerisindeki hayatı, Osmanlı tarafında asker olmanın ne demek olduğunu görüyoruz. Öbür tarafta da belli başlı bilinmesi gereken temel gerçekler ve bizim araştırıp bulduğumuz, yalan, yanlış ayıkladıktan sonra ortaya çıkardığımız, inkâr edilemeyecek başka gerçekler var. Onları da ekledik hikâyeye ki, belgesel tarafıyla kurmaca tarafın birbiriyle paslaştığı, iki kanaldan ilerleyen bir proje çıksın. İzleyenler görecekler, bazen belgesel tarafı ortaya çıkıyor, bazen karakterlerin tarafı öne çıkıyor. Giderek açılan, içinde sürprizleri bol olan bir proje oldu diyebilirim.

Zeynep Pınar Uçar: Dizi aslında Osmanlı tarihini anlatıyor ve oyuncuların büyük bir çoğunluğu Türk. Ancak dizinin orijinal dili İngilizce. Bunlar ışığında bu proje için hedef alınan asıl kitleyi sormak istiyorum.

Emre Şahin: Projeyi Netflix’in uluslararası kanalıyla beraber geliştirdiğimiz için, başından beri İngilizce olmasını planlamıştık. Çünkü bu hikâyeyi mümkün olduğu kadar geniş bir kitleye ulaştırmak istiyorduk ve uluslararası alana da bakıldığı zaman dil olarak İngilizce ön plana çıkıyor. Türkçe de yapılabilirdi ama bu hiç aklımızdan geçmedi. Hikâyeyi hem dil hem görsel olarak mümkün olduğu kadar büyük bir kitleye anlatmak önemliydi bizim için. Bu biraz tartışılan bir konu, bunu anlıyorum. Ama cevabı çok basit, daha çok insana ulaşabilmek için dizi İngilizce çekildi.

“İlerideki sezonlarda başka imparatorluklar da anlatılabilir.”

Zeynep Pınar Uçar: Dizi ilk olarak Ottoman Rising ismiyle anılıyordu, daha sonra Rise of Empires: Ottoman’a evrildi. Bu değişiklik nasıl bir etki yarattı?

Emre Şahin: Bu konsept üzerinden ilerdeki sezonlarda belki başka imparatorluklar da anlatılabilir gibi bir noktadayız. İlk sezon Osmanlı, ikinci sezon örneğin Roma olabilir gibi. Yerine oturunca bu konseptin daha da büyüyebileceğini gördüğümüz için karşılıklı olarak böyle bir karar aldık.

Zeynep Pınar Uçar: Türkiye’de Osmanlı tarihi üzerine daha önce birçok yapımın yapıldığını zaten konuşmuştuk. Bu yapımlardan bazıları Orta Doğu ülkeleri başta olmak üzere yurtdışında da ilgi gördü. Bu ilgi ve kazanılan başarılar bu proje için nasıl bir temel hazırladı sizce?

Emre Şahin: Yurtdışında Osmanlı deyince çok ciddi merak, ama aynı zamanda da çok ciddi bir bilgi eksikliği var. İnsanlar görmek istiyor. Ayrıca bizim de yurtdışına anlatabileceğimiz çok hikâyemizin olduğunu biz zaten biliyorduk. Bizden önce gelenler bunun örnekleriydi, ama bunun bir sonraki adımını bizim proje olarak görüyorum ben.

Zeynep Pınar Uçar: Netflix’in diğer Türkiye yapımları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu dizi yelpazeye nasıl bir katkıda bulunacak?

Emre Şahin: Dizi tür olarak bambaşka bir yerde tabii. Türkiye’den bir hikâye anlatan, yarı belgesel yarı drama İngilizce ve uluslararası bir proje olduğu için türünün de ilk örneği aslında. O açıdan yeri ayrı. Ayrıca ben başından beri bu projenin ayrı bir yerde durmasını istiyordum. İnsanları merak ettirecek, insanlara kendisini sevdirecek bir “eğlence” tarafı tabii ki var, ama kalıcı da bir şey. Tarihi bir olguyu anlatan, içindeki bilgiler ve değeriyle hep yaşayabilecek bir proje olduğunu ümit ediyorum. Bundan önce Netflix’in Türkiye’de yaptığı projeler bambaşka; tabii ki güzel ve önemli projeler onlarda. Bizimki onlara belki üçüncü bir kulvar açabilir, ileride belki bu tür projelerin sayısı çoğalabilir.

Zeynep Pınar Uçar: Dizinin uluslararası platformda nerelere ulaştırılması hedefleniyor? Latin Amerika ve Orta Doğu ülkelerinden zaten Türkiye yapımı dizilere ilgi olduğunu biliyoruz.

Emre Şahin: Avrupa, Amerika, aslında bütün dünya… Çünkü Netflix o kadar geniş bir kitleye ulaşıyor ki, benim gibi bir yaratıcı için çok önemli ve güçlü bir platform. O yüzden, Netflix’in ulaştığı her yere ulaşması önemli ama benim kendi içimden geçen bölgeler Avrupa, Amerika, Güney Amerika gibi yerler. Orta Doğu zaten daha meraklı, daha yakın konuya ama orası için de bir sürü ilginç, insanların beklemediği, sürpriz şeyler var. O yüzden, Orta Doğu’dan gelecek tepkileri de çok merak ediyorum.

Zeynep Pınar Uçar: Dizinin anlatıcılığını Game of Thrones, Crown gibi yapımlardan tanıdığımız Charles Dance üstleniyor. Uluslararası düzeyde tanınırlığa sahip böyle bir ismin projeye dâhil olmasının nasıl etkileri olacak sizce?

Emre Şahin: Charles Dance’in projeye katılması bizim için çok önemli ve çok güzel oldu. Uluslararası bir proje yaptığımıza rağmen ben oyuncuların hep Türkiyeli olmasını istedim. Fakat bir yandan da uluslararası platformda olabilmek için, buradayız diyebilmek için böyle bir şey yapalım dedik. Zaten ses olarak, kariyer olarak tartışmasız bir başarıya sahip birisi olduğu için kendisine yoğunlaştık. O da projeyi en başından beri çok sevdi, kendisinin de tarihe merakı varmış zaten. Diziyi izledikten sonra çok beğendi ve projeye seve seve dâhil oldu. Arada güzel espriler de yaptı yeniçeriler ve Game of Thrones gibi konularda. Çok güzel bir süreç oldu bizim için.

Zeynep Pınar Uçar: Dizinin senaryo, yapım, yönetmenlik gibi çeşitli alanlarında söz sahibiydiniz. Hem yaratım hem de prodüksiyon anlamında kontrolün büyük ölçüde sizde olduğu bu projeden sizin beklentileriniz neler?

Emre Şahin: Benim beklentim en başından beri kalıcı ve büyük kitlelere ulaşabileceğimiz bir şey yaratmak. İstanbul’un fethi hakkında aslında çok da şey bilmediğimiz fark edilecek bu dizi izlendikten sonra. Bildiklerimizin aslında bir kaynağı olmadığını ya da kulaktan dolma şeyler olduklarını göreceğiz. Hikâyenin kendisi zaten yeterince çılgın olduğu için ayrıca bir şey eklemeye çok da gerek yoktu. Yeter ki biz doğrusunu, gerçekleri öğrenelim. O yüzden benim istediğim ilk olarak insanların seyretmesi, tabii ki eğlenmesi ve projeyi beğenmesi ama daha da önemlisi, ortaya kalıcı bir şey çıkması. İnsanların tarihi öğrenebilmeleri için illa tarihçi ya da akademisyen olmaları gerekmiyor. Böyle bir projeden hem zevk alarak hem de bir şeyler öğrenerek çıkmaları ve o projenin orada senelerce durması benim için çok önemliydi.

Zeynep Pınar Uçar: Bu süreçte her şey istediğiniz gibi gitti mi? Özellikle çekimler sırasında herhangi bir zorluk yaşadınız mı?

Emre Şahin: Rise of Empires: Ottoman baktığınızda iddialı bir proje. Belgesel tarafı var ama öbür taraftan da kocaman efsanevi bir hikâye var, içerisinde büyük savaş sahneleri olan bir süreç anlatılıyor. Savaş sahnelerinin dışında, o dönemden kalan yapılar hâlâ var olmadığı için birçok şeyi biz sıfırdan kurmak zorunda kaldık. Konstantin’in sarayı ya da Edirne’deki o dönemin sarayı bugün yok mesela. Biz o dünyayı tekrardan kurmak zorunda kaldık. Orada da aslında çok ciddi bir araştırma ve sanat çalışması yapıldı. Ama o işin zevkli kısmıydı; zor ama zevkliydi. Tabii savaş sahneleri, teknik olarak bizi en çok yoran sahnelerdi. Çünkü biz ne kadar planlasak da, ne kadar kurgulasak da sonuçta yüzlerce kişi kılıçlarla birbirleriyle savaşıyor. Bu sebeple bu sahneler birçok açıdan yorucuydu. Özellikle son saldırı gece, güneş doğmadan yaşanıyor aslında. O, ekranda belki iki bölüm olarak gözüküyor, ama bizim onu çekmemiz haftalarca sürdü. Zaten koordinasyon olarak da çok büyük bir proje bu, çekimler on bir hafta sürdü, yüzlerce kişilik dublör ekibiyle çalıştık, atlar vardı, gemileri kurduk, topları kurduk ve topların ateşlenmesi gerekiyordu… Yani yanlış gidebilecek birçok şey varken bir şekilde biz kazasız belasız geçirdik çekimleri. Bir tek Orban’ın o meşhur büyük topuyla bir anımız oldu. Yüzde yüz bilmesek de, yaptığımız araştırmalar sonucunda onların savaş sırasında patladığını öğrendik. Aynı şey bizim de başımıza geldi çekimler sırasında. Kimse yaralanmadı, kimseye bir şey olmadı ama böyle şeyler yaşadık. Yani, biz yaşanmış gerçekleri çekerken, gerçek ile çektiklerimizin birbirine ayna olduğu ilginç anlar yaşandı. Bunlardan bir tanesi de surlar. Surlarda çekim yaparken 29 Mayıs sabahı biz de tam o surlarda, gerçek olayların yaşandığı yerden, tahmini birkaç yüz metre ileride, aynı şeyi canlandırırken bir an durduk ve yaptığımız şeyin çılgınlığını ve önemini tekrar fark ettik. Hep söylenen şey, bu duvarların dili olsa gerçekten neler anlatırlardı.

“Netflix yurtdışında oyunu değiştirdi. Türkiye’de de değiştiriyor.”

Zeynep Pınar Uçar: Özellikle Netflix’de ve dijital platformlarda yapılan dizilerin geleneksel medya kanallarında yayınlanan dizileri geliştireceğini ve değiştireceğini düşünüyor musunuz?

Emre Şahin: Yüzde yüz. Yani geliştirmemesine imkân yok ve hatta şu anda bile değiştiriyor. Yaratıcıya sağladıkları imkânlar, sundukları hikâyeyi ve türleri çeşitlendirme olanakları gerçekten standartlaşmış kalıpların dışında. Zaten, yurtdışında daha önce gördük, Netflix oynanan oyunu değiştirdi. Burada da değiştiriyor ve daha da değiştirecek. Ben kendimi seyircinin yerine koyduğumda da çok pozitif bir durum görüyorum. Ne kadar çeşitlilik, ne kadar çok opsiyon olursa, bu herkesin işine gelir. Türkiye açısından söylersem durumu çok olumlu ve yararlı olarak görüyorum.

Zeynep Pınar Uçar: Çok teşekkür ederiz, çok keyifli bir sohbetti.

Emre Şahin: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information