Hatırlarsınız ki Sense8, 2. sezonun yayınlanmasının hemen ardından ağır bütçesi sebebiyle Netflix tarafından iptal edilmiş fakat yine hepimizin bildiği üzere bu iptal haberinin ardından kamuoyu ve sosyal medyadan gelen tepkiler çığ gibi büyümüş; dizinin hayranları, Twitter’da #RenewSense8 hashtagi ile tepkilerini göstermişti. Hatta Sense8’in geri gelmesi için change.org’tan kampanyalar başlatılmış ve tüm bu kamuoyu baskısını göz ardı edemeyen Netflix, dizinin 2 saatlik bir final bölümüyle veda etmesini onaylayan kararını duyurmuştu.

8 Haziran tarihinde Netflix ekranlarında izlediğimiz ve Lana Wachowski’nin yönetmen koltuğunda oturduğu Sense8’in ‘Amor Vincit Omnia’ isimli final bölümü hem oldukça enerjikti hem de çok değerli sevgi ve bir aradalık mesajları vererek hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayan bir sona imza attı. Biz de geçtiğimiz günlerde tam 2 saatlik bir bölümle final yapan Sense8’in boşluğunu hissettirmeyecek LGBTİ+ dizilerini sizler için derledik.

Ekranlara Veda Eden Sense8’in Boşluğunu Doldurabilecek 7 LGBTİ+ Temalı Dizi

Transparent

Netflix’in yeni sezon atağıyla birlikte harekete geçen Amazon Stüdyoları da birbirinden güzel dizilere imza atmaya başladı. Bu diziler arasındaki en başarılı örneklerden biri de Transparent’tır. Maura, bir gün birbirinden farklı sorunlara sahip 3 yetişkin çocuğunu kendi hayatını kökten değiştirecek bir kararı açıklamak için yemeğe davet eder. Maura; erkek bedeninde hapsolmuş bir kadın gibi hissettiğini çocuklarına itiraf eder. Dizi bir yandan Maura’nın bu dönüşümünü ve aile bireyleri ile olan ilişkisini merkez alırken bir yandan da çocuklarının uçarı kimlikleri ve hayattaki çatışmaları da yan hikâye olarak izleyiciye sunar. 2014 yılında yayın hayatına başlayan Transparent dizisi kısa sürede geniş izleyici kitlesi yakalamış ve yayınlandığı dönemlerde Altın Küre, Emmy ve BAFTA gibi büyük ödüllerin de sahibi olmuştur.

Orange is the New Black

Orange is the New Black, yayınlandığı dönemden itibaren Netflix’in en sevilen ve en tartışılan dizisi oldu. Dizi; orta sınıf, beyaz tenli, sarışın, nişanlı bir kadını alıp da hapishanede kaldığı süre zarfında tüm o “nezih” imajının insan olmanın ötesine gitmediğini kanıtlamasıyla zaten unutulmaz bir iş yapıyor. Bunun dışında dizi seks, cinsel oryantasyonlar, insan ilişkileri, hapis, ezilen azınlıklar konusunda bildiğimiz uçları realist bir gidişata sokarak bize dayatılan ikilikleri homojenleştiriyor. Tüm bunları da traji-komik bir üslupla yapıyor

Unbreakable Kimmy Schmidt

Ellie Kemper’ın hayat verdiği olağanüstü bir karakter, Titus Burgess’in kusursuz performansı… Netflix‘in seyirciye kazandırdığı ikonik dizi Unbreakable Kimmy Schmidt adına ne söylense az! Ünlü oyuncu Tina Fey‘in yaratıcıları arasında yer aldığı dizi, yayınlandığı andan itibaren çok sevilmiş ve ilk üç sezonuyla tam 16 dalda Emmy adaylığı elde etmişti. Yaşamının on beş yılını tarikatta geçiren Kimmy’nin New York’ta yepyeni bir hayata başlamasıyla yaşanan birbirinden ilginç olayları izlediğimiz dizi, geçtiğimiz aylarda 4. sezona nokta koymuştu.

Will and Grace

Sinema ve televizyonun kıyasıya rekabet ettiği yıllarda 27 kez Altın Küre’ye aday olarak tarihe geçen Will and Grace dizisi 90’ların en sevilen yapımlarından biri oldu. Dizi izleyicisini, eşcinsel bir avukatla, bir iç mimarın New York’taki dairelerine ve karakterlerin yaşadığı birbirinden absürt maceralara davet ediyor. 1998 yılında başlayan efsane dizi ilk etapta 2006 yılında ekranlara veda etse de tam 11 sene sonra 2017 yılında, 9. sezonuyla kaldığı yerden tekrar ekranlara geri döndü. Muazzam bir bölümle dönüş yapan ikili, Amerikan başkanlık seçimleri hakkında tartıştıkları ikonik bir sahneye imza attı.

American Crime Story:  The Assassination of Gianni Versace

“Amerika’nın kötü şöhretli suç antolojisi” olarak yola çıkan American Crime Story, Amerika’da epey yankı uyandıran O.J. Simpson’ın dava sürecinin anlatıldığı ilk sezonuyla kısa sürede büyük hayran kitlesi yakalamış ve o yılın en çok izlenen yapımlarından biri olmuştu. Dizinin 2. sezonunda moda dünyasının en güçlü isimlerinden Gianni Versace’nin cinayetini konu alacağı haberleri geldiğinde ise tüm hayranların heyecanı ikiye katlanmıştı. Dizi; Gianni Versace’nin malikanesinin önünde öldürüldüğü günden geriye doğru kronolojik olarak ilerliyor. Versace ve daha başka 4 kişiyi de öldüren seri katil Andrew Cunanan’ın hayatındaki psikolojik travmalara, cinsel kimliğine ve çevresiyle olan ilişkilerine odaklanarak bir anlamda da Versace’nin katilinin bir portresini çiziyor. Dizi aynı zamanda, o dönemin Amerika’sının sosyo kültürel bir haritasını çıkarıyor ve toplumun LGBTİ+ bireylere nasıl baktığının da altını başarılı bir şekilde çiziyor.

The Fosters

Bol ödüllü bir Amerikan dizisi olan The Fosters, sevecen bir lezbiyen çiftin biyolojik ve evlatlık çocukları ile birlikte yaşadıkları olayları anlatıyor. Bir polis memuru olan Stef ve bir okulda öğretmenlik yapan Lena oldukça mutlu bir çifttir. Stef’in biyolojik oğlu ve birlikte evlat edindikleri iki çocukları ile birlikte yaşamaktadırlar. Bir gün ev halkına iki çocuğun daha katılması ile hayatlarının akışı değişir. Dizide Stef karakterini ünlü komedi filmi Meet the Parents’ın başrol oyuncusu Teri Polo canlandırıyor.

The L Word

Los Angeles’ta birbirinden başarılı bir grup lezbiyen kadının hayatından kesitler sunan bir dizi olan The L Word, iki kadının çocuk sahibi olmak için verdiği mücadeleden, bir kadının kendini keşfetme yolculuğuna kadar eşcinsel kültürünü, lezbiyen kadınların hayatlarındaki güçlükleri bize herhangi bir süslemede bulunmaksızın anlatan bir dizi. Eşcinselliğin sosyal yaşam koşullarıyla izleyicisini tanıştıran bir dizi olarak kabul edilen The L Word, Showtime kanalında yayına girmesinden itibaren ortalığı kasıp kavurmuş ve bir çok trend başlatmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi