To Kill a Mockingbird, Godfather, Fahrenheit 451, Fight Club, Lord of the Rings, Harry Potter… Edebiyat dünyasının başyapıt eserlerinin beyazperdeye de bir başyapıt olarak uyarlandığı örnekler saymakla bitmez. Bu başarılı uyarlamalar, özellikle televizyon dizilerinin sükse yaptığı bu dönemde de oldukça karşımıza çıkıyor. Game of Thrones ile birlikte başarılı edebi eserlerin sezonlarca süren bir dizi serüvenine dönüşebileceği gerçeği yayıldı ve farklı türde birçok başarılı uyarlama yapımlar televizyonda yerini almaya başladı. Biz de son yıllarda edebiyatta olduğu kadar televizyonda da başarı elde etmiş uyarlama dizileri sizler için derledik.

Katkıda Bulunanlar: Zeynep Pınar Uçar, Furkan Yücel,

Hazan Özturan

Edebiyattan Televizyona Uyarlanan 10 Etkileyici Dizi

American Gods

(2017-)

American Gods dizisi, rengarenk sinematografisine karşın sahip olduğu karanlık atmosferi, sindirilmesi zor kurgusu ve muhteşem senaryosuyla 2017 yılına damga vurdu. Özellikle dizinin başrolleri Ian McShane, Emily Browning ve Ricky Whittle’ın performansları inanılmaz. Elbette ki dizinin bu kadar rengarenk bir konuya ve sinematografiye sahip olmasında Amerikan Tanrıları’nın yazarı, günümüz fantastik edebiyatının rock starı olarak anılan Neil Gaiman’ın rolü çok fazla. Neil Gaiman’ın Amerikan Tanrıları kitabı aynı zamanda Hugo, Bram Stoker, Nebula gibi prestijli alanlarda en iyi roman ödüllerinin de sahibi.

Hannibal

(2013-2015)

Thomas Harris’in kitaplarından; daha önce Silence of the Lambs, Red Dragon, Hannibal ve Hannibal Rising ismiyle sinemaya uyarlanan seri, yapımcı Bryan Fuller ile televizyona taşınmıştı. Dizinin en iddialı olduğu konu kitabın hikâyeye farklı bir hava getiren görsel dünyası. Bryan Fuller, Hannibal’da o kadar etkili bir görsel dünya yaratıyor ki Hannibal dizisi için TV tarihinin en kanlı ve en rahatsız edici dizilerinden biri olduğunu söyleyenler de oldukça fazla. Gerek bölüm bölüm incelenen cinayetlerde, gerekse Dr. Lecter‘ın Will Graham ile olan ilişkisinin yansıdığı sahnelerde dizinin bilinçli bir tercihle aşırı biçimci olarak kotarılmış görsel dünyası içerisinde adeta kayboluruz.

The Handmaid’s Tale

(2017-)

Distopya için; genel hatlarıyla toplumların mevcut yapısının gelecekte ne denli alternatif ve kötü sonuçlar doğurabileceğine eleştirel bir bakış açısı getiren, ütopyanın aksine daha çok umutsuz portre çizen bir tür olduğunu söyleyebiliriz. Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale; tıpkı bu türün en başarılı örneklerinde olduğu gibi (George Orwell’ın 1984’ü, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i ve Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı vb.) totaliter bir rejimin hakim olduğu karanlık bir geleceği gözler önüne seriyor. Atwood burada mutlak güç etrafında toplanan ataerkil toplumda kadının konumunu incelediği feminist bir distopya yaratmıştır. Gilead Cumhuriyeti adı verilen Hristiyan muhafazakar bir rejimin ABD’yi yönettiği yakın gelecekte, düşen doğum oranları karşısında kadınlar doğurganlığı üzerinden birer devlet mülküne dönüştürülmüştür. Hikâyenin baş karakteri Offred, son kalan doğurgan kadınlardan biridir ve tıpkı diğerleri gibi bu totaliter rejimdeki yüksek rütbeli insanların çatısı altında hizmetçi olarak çalışmaktadır. Hizmetçiler, Gilead Cumhuriyeti’nin geleceği için nüfus artırmak adına birer cinsel köleye dönüştürülmüştür. Kadınların ötekileştirildiği, haklarının hiçe sayıldığı bu distopyada Offred, uzak düştüğü kızı ve kocasına ulaşmak için yaşam mücadelesi vermektedir. Handmaid’s Tale için ekranların en iyi edebiyat uyarlamalarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

A Series of Unfortunate Events

(2017-)

Daniel Handler’ın, Lemony Snicket takma adıyla yazdığı ve Talihsiz Serüvenler Dizisi adıyla çevrilen A Series of Unfortunate Events, 2004 yılında başrolünde Jim Carrey’nin oynadığı bir filmle beyazperdeye uyarlanmıştı. Aradan geçen uzun yıllardan sonra Netflix projesi olarak yeniden izleyici ile buluşan eserde bu sefer Kont Olaf’ı Neil Patrick Harris canlandırdı. Serinin diğer karakterleri olan Klaus’u Louis Hynes, Violet’i ise Malina Weissman canlandırdı. Orijinal esere büyük ölçüde sadık kalarak hayranlarını mest eden Talihsiz Serüvenler Dizisi 2 sezon sürmüş ve 3. sezon için de onayı almıştı.

The Leftovers

(2014-2017)

Aynı zamanda Oscar adaylığı da bulunan senarist yazar Tom Perrotta’nın kitabından uyarlanan The Leftovers’ın yapımcı koltuğunda Lost dizisinden hatırladığımız Damon Lindelof var. HBO’da yayınlanan dizi, dünyanın çeşitli yerlerinde bir anda ortadan kaybolan milyonlarca insanın ardından yaşanan kaos ortamında dengeleri sağlamaya çalışan bir polis memuruna odaklanıyor. Emmy adaylığı bulunan dizi 3 sezon sürmesinin ardından sona erdi ama kitabın hayranları için müthiş bir serüven olarak hafızalarda yerini aldı.

Big Little Lies

(2017-)

HBO’in başarılı serisi Big Little Lies, Liane Moriarty’nin aynı isimli romanının uyarlanmış hâli olarak karşımıza çıkıyor. Yeni sezonunda kadrosuna Meryl Streep gibi güçlü isimleri dahil etmeye hazırlanan David E. Kelley’nin yazdığı dizi, 2014 yılında yazılan kitaptan uyarlama olmasına rağmen hikâyesinde farklı noktalara da sahip. Dizinin Avusturalya’da değil de Kaliforniya’da, Monterey, Los Angeles’ta geçiyor olması, Celeste ve Jane arasındaki ilişkinin dinamiği ve Madeline’in dizide sadece iki kızı olması yani kitaptaki oğlu Fred’e yer verilmemesi, New York Times Bestsellers listesine giriş yapmış kitap ile arasındaki farklılıklardan bazıları. Başrollerinde, Reese Witherspoon, Nicole Kidman ve Shailene Woodley’i izlediğimiz dizi, kendilerini bir cinayet soruşturmasının içinde bulan üç annenin oldukça ciddi problemlerle dolu hayatlarını anlatıyor. 2017 yılında 5 dalda Emmy, En İyi Kadın Oyuncu da dahil 3 farklı dalda ise Altın Küre ödülüne layık görülen dizinin, uyarlandığı kitabın devamı olmasa da, ikinci sezonun hikâyesini yine Moriarty kaleme almış.

Gossip Girl

(2007-2012)

Bir neslin tüm bölümlerini kaçırmadan takip ederek izlediği dizinin bir de, 18 romandan oluşan kitap serisi var. Başrollerinde Blake Lively, Leighton Meester, Chace Crawford, Penn Badgley ve Ed Westwick’in yer aldığı, Stephanie Savage ve Josh Schwartz’ın uyarlayıp geliştirdiği dizi ile kitaplar arasında bazı farklılıklar olsa da, ana hikâye aynı çizgide ilerliyor. Örneğin, Cecily von Ziegesar’ın kaleme aldığı seride, sadece ismi anılan Eric karakteri, Serena’dan yaşça daha büyük ve daima uzaktayken, dizide Serena’dan 2 yaş küçük ve gerçek bir role sahipti, Chuck Bass ve Blair Waldorf arasındaki romantik aşk hikâyesi kitaplarda yoktu ve dizidekinin aksine kitaplarda Lily van der Woodsen hâlâ Serena’nın babasıyla evliydi. New York’un ayrıcalıklı ve çok zengin çocuklarının skandallarla dolu hayatlarını anlatan dizinin, Manhattan elitlerinin skandallarla dolu hayatlarına dair tek haber kaynağımız ve kim olduğunu bilmediğimiz Gossip Girl’ünün sesi ise Kristen Bell’e aitti. Saç bandını trendleştiren, herkesi blog açmaya özendiren dizi, 6 sezon süren yayın hayatı boyunca yetişkinler için adeta bir kabustu, ancak, yine de bizler, her bölümün sonunda kendisinin sesinden duymaya alıştığımız gibi, “Onu sevdiğimizi biliyoruz”.

Pretty Little Liars

(2010-2017)

Ina Marlene Kind tarafından uyarlanıp geliştirilerek ekranlara taşınan dizi, Sara Shepard’ın 16 romandan oluşan aynı isimli kitap serisini baz alıyor. Ancak başrollerinde Troian Bellisario, Ashley Benson, Lucy Hale, Shay Mitchell ve Sasha Pieterse’i izlediğimiz dizi, kitaplarla karşılaştırıldığında birçok anlamda farklılık gösteriyor. Bunlardan bazıları, karakterlerin çoğunun dış görünüşünün kitaplarda tarif edilenden farklı olması, Ezra ve Aria arasındaki ilişkinin kitaplarda Alison yüzünden daha kısa sürmesi ve Alison karakterinin kitaplarda 3 yıldır, yani diziye göre çok daha uzun bir süredir kayıp olması. Yayın hayatını 7 sezon boyunca sürdüren ve son bölümü ile finalini geçtiğimiz yılın Haziran ayında yapan dizi, Pennsylvania’nın hayal ürünü şehri Rosewood’da yaşayan dört genç kızın arkadaş gruplarının lideri ve yakın arkadaşlarının aniden kaybolması sonucu yaşadığı gizem ve dram dolu olayları anlatıyor. “Desperate Housewives’ın ergenler için yapılmış versiyonu” olarak yaratılmış dizinin, ilk sezonu sonrasında iptal edilen “Ravenswood” ve 2019 yılında yayınlanacak “Pretty Little Liars: The Perfectionists” isimli yan serileri de mevcut. Aynı zamanda, dizinin 3. sezonunun 12. ve 13. bölümlerindeki olaylar arasında geçen, 2-3 dakikalık 2012 yılının Ağustos ve Ekim ayları arasında yayınlanmış Pretty Dirty Secrets isimli bir de internet dizisi var.

Riverdale

(2016-)

Türkiye’de çok bilinmese de, 1941 yılından beri yayınlanan Archie çizgi-roman serileri Amerikan kültürünün önemli parçalarından biri. Hatta Friends’in 6. sezonunda “The One That Could Have Been Part 1” esnasında Chandler’ın hikâyesini satabilmek için kendisini paraladığı çizgi-roman şirketi de Archie Comics’ti. Riverdale’in Marvel Sinematik Evreni gibi bir şey olduğunu söylememiz mümkün o yüzden. Hatta Archie’nin beyaz ekrandaki macerası 1968 yılında CBS’te “The Archie Show”la başlıyor. Pop kültürde Archie’nin yeri o kadar büyük ki, 1969 yılında bu çizgi dizide yer alan The Archies grubunun “Sugar Sugar” şarkısı billboard listesinin birinci sırasına bile yerleşiyor. 2000’lerin başında hayatımıza damgasını vuran Sabrina da Archie çizgi-romanlarından bir karakter.

Riverdale’in kendisi orijinal Archie evreninin tonunu o kadar yansıtmıyor, daha çok 2015 yılında yayınlanmaya başlamış olan yeni seriye yakın bir görsel yapıya sahip. Senaryo ise Pretty Little Liars gibi bir genç-yetişkin polisiyevari drama serilerini anımsatan daha sert bir tonda. O yüzden Archie referanslarından uzak yetişmiş Türkiyeli izleyici için atmosferin niye bu denli karanlık olduğunu anlamak, ergen atmosferiyle bunun uyumsuzluğunda bir süre yalpalanmak normal olsa da Riverdale, 80 yıllık bir serinin yeniden baharatlanmış hâli.

Merak uyandıran gizemli teması sayesinde izlemesi kolay olan, türüne göre karanlık atmosferi de aslında sindirmesi kolay bir yapım Riverdale. Archie referanslarına denk geldikçe karakterler ve ilişkilenme biçimlerini anlayabilmek bakımından izlenecekler listesine alabilirsiniz. Fakat çizgi-romanlardan farklı bir evrenin kurgulandığını bu referanslardan faydalanmaya çalışacak olursanız göz ardı etmeyin.

A Young Doctors Notebook

(2012-2013)

Mihail Bulgakov’un hayatını bir tür kara mizaha çevirdiği kitabından uyarlanan A Young Doctor’s Notebook, yakın zamanda yapılmış en başarılı uyarlamalardan bir tanesi. Daniel Radcliffe ve Jon Hamm’in oyunculuklarıyla döktürdüğü mini dizi, komedinin karanlık tarafını sevenler için ideal. Gençliğin acemi idealizmiyle, ilerleyen yaşların uzman ama korkak tavırlarını, 1917 Rusya’sındaki bir doktorun zorunlu görevi etrafında masaya yatıran dizi hem keşke daha çok bölüm olsaydı hem de ne kadar doğru bir şekilde bitirmişler tespitlerini aynı anda yaptırıyor.

1917 Rusya’sında günümüz Türkiye’sini çağrıştıran bir şeyler var, en azından kitabın ve dizinin yansıttığı kadarıyla. Kötü kurgulanmış bir bürokrasinin nasıl da gençlerin heveslerini ve hayallerini kırabildiğini ve böyle bir hikâyede de gülünecek ne kadar çok şey bulabileceğinizi anlıyorsunuz. Yani basit bir yaş mukayesesinin ötesinde, sistemin elindeki yetenekli insanları ne hâle getirebildiğine dair çarpıcı bir eleştiri sunuyor A Young Doctor’s Notebook. 20’şer dakikalık sekiz bölümüyle eşsiz bir yapım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi